12. Bölüm – Kıskançlık
Gece.
Saray odası loştu.
Mum ışıkları duvarlarda titriyordu.
Şehzade Beyazıt pencere önünde durmuştu.
Elinde yüzük vardı.
İçindeki yazı parladı:
“Gel”
Beyazıt fısıldadı:
“Gel artık…”
Tam o anda rüzgâr yükseldi.
Odanın içi bir anda hareketlendi.
Ve…
Mihrisu belirdi.
Ama bu sefer farklıydı.
Üzerinde ince, zarif işlemeli, vişne tonlarına yakın ama daha derin renkte bir elbise vardı.
Kumaş hafifti, hareket ettikçe dalgalanıyordu.
Saçları açık, omuzlarına dökülüyordu.
Mihrisu gözlerini kaldırdı.
“Geldim.”
Beyazıt bir an konuşamadı.
Sadece baktı.
Uzun uzun.
Mihrisu hafifçe gülümsedi.
“Bu kadar bakmanız normal mi?”
Beyazıt yavaşça yaklaştı.
“Değil.”
“Peki neden bakıyorsunuz?”
Beyazıt gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
“Çünkü…”
Durdu.
“Gözlerimi alamıyorum.”
Mihrisu’nun kalbi hızlandı.
Tam o sırada…
Kapı açıldı.
Dilruba içeri girdi.
Ama bu sefer durdu.
Dondu.
Gözleri Mihrisu’nun üzerindeydi.
Baştan aşağı süzdü.
Elbise, duruşu, bakışı…
Hepsi dikkat çekiciydi.
Dilruba’nın yüzü gerildi.
“Yine mi…”
Beyazıt hemen sertleşti.
“Kapıyı çalmayı öğrenmedin mi?”
Dilruba cevap vermedi.
Gözlerini Mihrisu’dan ayıramıyordu.
“Bu ne hâl?”
Mihrisu sakin bir şekilde baktı.
“Ne var?”
Dilruba alay etti.
“Bu sarayda böyle giyinilmez.”
Mihrisu hafifçe gülümsedi.
“Ben senin kurallarına göre gelmedim.”
Dilruba’nın gözleri karardı.
Beyazıt araya girdi.
“Yeter.”
Dilruba ona döndü.
“Şehzadem, bu kız—”
“Sus.”
Oda bir anda sessizleşti.
Beyazıt’ın sesi netti.
“Mihrisu burada benim iznimle.”
Dilruba’nın içi yandı.
“Ben de sizinim…”
Beyazıt sert baktı.
“Ama o sen değilsin.”
Bu söz Dilruba’ya ağır geldi.
Ama kendini tuttu.
Gözlerini Mihrisu’ya dikti.
“Bu bitmedi.”
Sonra dönüp çıktı.
Ama bakışı tehdit doluydu.
Kapı kapanınca…
Mihrisu derin nefes aldı.
“Benden gerçekten nefret ediyor.”
Beyazıt yaklaştı.
“Umursama.”
Mihrisu hafifçe güldü.
“Kolay değil.”
Beyazıt gözlerine baktı.
“Ben varken sana bir şey yapamaz.”
Mihrisu başını eğdi.
“Sen yokken denedi.”
Beyazıt’ın yüzü sertleşti.
“Bir daha denemeyecek.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Beyazıt elini uzattı.
“Gel.”
Mihrisu sordu:
“Nereye?”
“Bahçeye.”
Bahçede gece serindi.
Ay ışığı güllerin üzerine düşüyordu.
Mihrisu etrafa baktı.
“Burayı özlemişim.”
Beyazıt hafifçe gülümsedi.
“Ben de.”
Mihrisu ona baktı.
“Beni mi?”
Beyazıt hiç tereddüt etmedi.
“Evet.”
Mihrisu’nun kalbi hızlandı.
Tam o anda yüzük parladı.
Mihrisu baktı.
Yeni kelime:
“Seç”
Mihrisu kaşlarını çattı.
“Bu ne demek?”
Beyazıt ciddileşti.
“Sanırım…”
“Ne?”
“Yakında bir karar vermen gerekecek.”
Mihrisu fısıldadı:
“Nasıl bir karar?”
Beyazıt gözlerine baktı.
“İki dünya arasında.”