İçeriğe geç

Kefen ve Kadife

Bölüm 5 · 2 dk okuma

Kefen ve Kadife

Bölüm 5

4. BÖLÜM: BANYO SAATİ VE PEMBE FIRFIRLAR

Doktor Federov’un dedikleri aklımdan çıkmıyordu. “O artık hep bir bebek, Nikolai.” Bu benim için bir sorun değildi. Aksine, onun o bozulmamış, dünyaya ait olmayan masumiyeti bu karanlık malikanenin tek ışığı olmuştu. Mila büyümeyecekti; zihni, o minicik kalbi hep o beşiğin içindeki bebek olarak kalacaktı. Ve ben, o ölene kadar onun dev koruyucusu olmaya hazırdım.

O gün Mila’nın banyo günüydü. Yaraları iyileşmişti ama cildinin narinliği yüzünden sıradan sabunlar kullanamazdık. Dimitri’ye aldırdığım göz yakmayan, papatya kokulu bebek şampuanlarını banyoya dizdirdim.

"Mila," dedim odasına girerek.

Mila, yatağın ortasında yeni aldığı dev pembe tavşanının üzerine oturmuş, ağzında emziğiyle oynuyordu. 1.42’lik boyuyla tavşanın yanında o kadar küçüktü ki, tavşan neredeyse onu yutacak gibi duruyordu. Beni görünce emziğini pıt diye ağzından çıkardı, minik ellerini yukarı doğru uzattı: "Niko! Bıcı bıcı?"

Yüzümdeki o sert, her an birini infaz edecekmiş gibi duran ifadem anında silindi. "Evet ufaklık, bıcı bıcı saati," dedim. Yanına gidip onu o devasa kollarımın arasına aldım. Kuş gibi hafifti.

Banyodaki kocaman küveti onun için ılık suyla doldurmuştum. İçine bir sürü plastik ördek ve köpük atmıştım. Onu suyun içine yavaşça bıraktığımda, Mila köpükleri görüp bebeksi bir çığlık attı. Küçük elleriyle suya vuruyor, köpükleri havaya fırlatıyordu. Üzerime fırlayan sular yüzünden bin dolarlık İtalyan gömleğim sırılsıklam olmuştu ama umurumda bile değildi. Moskova’yı diz çöktüren Nikolai, küvetin kenarına diz çökmüş, elindeki maşrapayla 1.42’lik bir kıza su döküyordu.

"Gözlerini kapat bakalım," dedim, papatya kokulu şampuanı elime alarak.

Mila gözlerini sımsıkı yumdu, o ufacık burnunu havaya dikti. Saçlarını o dev, nasırlı ellerimle incitmekten korkarak, olabildiğince narin bir şekilde köpürttüm. Suyla durularken o bebeksi mırıltılarla şarkı benzeri bir şeyler mırıldanıyordu.

Banyo bittiğinde onu kocaman, havuz havlusundan bile büyük olan ayıcıklı bir bebek bornozuna sardım. Doğruca odasına götürüp yatağına yatırdım. Şimdi en sevdiği kısma gelmiştik: Yeni kıyafetler.

Gardırobunu açtım. İçerisi tamamen bebek mağazasına dönmüştü. Gözüme, üzerinde küçük ayıcık desenleri olan, kolları ve etekleri pembe fırfırlarla dolu pamuklu bir elbise çarptı. Altına da giymesi için beyaz, fırfırlı minik çoraplar seçtim.

Mila’yı yatakta oturtup elbiseyi yavaşça üzerine geçirdim. Fırfırlı çorapları o minicik ayaklarına takarken parmak uçlarıyla oynadım. Elbiseyi giydiğinde yatağın üzerinde ayağa kalktı. Boyu yatakta bile benim göğsüme ancak geliyordu. Eteklerini iki yana açıp kendi etrafında döndü. "Niko bak! Prenses oldum!" dedi sevinçle, emziğini tekrar ağzına takarken.

"Çok güzel oldun, minik prenses," dedim.

Yatağın kenarına oturdum, onu kucağıma çektim. Islak saçlarını kurutmak için tarığı elime aldım. Benim devasa avcumda kaybolan o küçük pembe tarakla, Mila’nın ipek gibi yumuşak saçlarını yavaş yavaş, canını yakmamaya yemin ederek taramaya başladım. Mila kucağımda, arkası bana dönük şekilde oturmuş, elindeki biberondan ılık sütünü çekerken tarağın verdiği rahatlıkla gözleri süzülüyordu. Saçlarını taramayı bitirdiğimde çoktan kucağımda uyuyakalmıştı. Ağzındaki emzik hafifçe kaydı, biberon elinden düştü.

Onu yavaşça kucağımdan kaldırıp o kocaman pembe beşiğine yatırdım. Battaniyesini boğazına kadar çektim. O, bu acımasız dünyada hiçbir zaman büyümeyecek, hep böyle masum kalacak bir bebekti. Ve ben Nikolai Petrov, onun bu bebeksi dünyasını korumak için gerekirse tüm dünyayı ateşe verecektim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.