İçeriğe geç

Kefen ve Kadife

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Kefen ve Kadife

Bölüm 3

2. BÖLÜM: DEVİN SARAYINDAKİ MİNİK KUŞ

Malikanenin devasa kapısından içeri adım attığımda, kucağımda hala o kar taneleriyle kaplı, minicik karaltı duruyordu. Koridordaki altın varaklı büyük aynanın önünden geçerken yansımamıza baktım. Görüntü absürttü. 2 metre 34 santimlik cüssemle, kucağımda 1.42’lik bir serçe taşıyordum. Paltonun altından sadece o minicik, morarmış çıplak ayakları sarkıyordu.

Onu hemen şöminenin harıl harıl yandığı büyük salona götürdüm. Kadife koltuğa yavaşça bıraktım. Bıraktığım an, benden uzaklaştığı için korkuyla cılız bir ses çıkardı ve koltuğun köşesine büzüldü. Ağlamaktan şişmiş gözleri, kıpkırmızı burnuyla etrafa bakıyordu.

Karşısına geçip tek dizimin üstüne çöktüm. Aramızda mesafe olsun ki benden korkmasın istedim.

"Bana bak," dedim, sesimi olabildiğince törpüleyerek. "Burası güvenli. Kimse seni incitemez."

Boş gözlerle yüzüme baktı. Sonra yine o minicik parmağını ağzına götürüp emmeye başladı. Bu yaşta bir kızın böyle davranması normal değildi, belli ki yaşadığı travma beynini tamamen çocuklaştırmıştı.

"Adın ne senin?" diye sordum. Cevap vermedi. "Korkma, bana adını söyle."

Dudaklarını büzdü. Gözlerinden iki damla yaş daha süzüldü. Dudaklarının arasından zar zor, adeta bir bebek mırıltısıyla tek bir kelime çıktı:

"M-Mila..."

"Mila," diye tekrarladım. Adı bile kendisi gibi minicikti. "Sana ne oldu Mila? Seni o çöpe kim bıraktı? Kim yaptı o yüzündeki morlukları?"

Sorularımı duyunca aniden gözleri kocaman açıldı. Dehşet içinde iki elini birden sallamaya, kafasını iki yana vurmaya başladı. "Hayır! Hayır! Acıdı... Amca vurdu... Kötü amcalar..." diye hıçkırarak ağlamaya başladı. Konuşması, kelimeleri seçişi bile tamamen 3-4 yaşındaki bir çocuk gibiydi. Kendini korumak için kollarını kafasına siper etti.

O an anladım ki, bu kıza soru sorarak canını yakmaktan başka bir şey yapmayacaktım.

"Tamam," dedim, ayağa kalkarak. Sesim malikanenin duvarlarında yankılandı. "Tamam Mila, geçti."

Hemen başımda bekleyen kahyam Elena’ya döndüm. "Elena! Hemen bu malikanenin en üst katındaki boş odayı hazırlatıyorsun. Ama normal bir oda olmayacak. En yumuşak, en büyük beşiği bulup getireceksiniz. Pembe battaniyeler, peluş oyuncaklar ne varsa... Ve mutfağa haber ver, hemen sıcak süt hazırlasınlar. Bir de..." Duraksadım, yutkundum. Bu kelimeyi hayatımda ilk kez kullanıyordum. "...bir de biberon ve emzik bulun."

Elena şaşkınlıktan donakaldı ama gözlerimdeki o sert ifadeyi görünce hızla başını sallayıp uzaklaştı.

Bir saat sonra her şey hazırdı. Mila’yı kucağıma alıp yukarı çıkardım. Odayı gördüğünde o ağlamaktan şişmiş gözleri parıldadı. Devasa, içi tüylerle kaplı pembe beşiğe onu yavaşça bıraktım. Elena’nın bulup getirdiği pembe emziği gördüğü an, minicik elleriyle havaya atıldı. Emziği kaptığı gibi ağzına soktu ve gözlerini kapatıp hızla emmeye başladı.

Mutfaktan gelen ılık süt dolu biberonu elime aldım. Yatağın kenarına oturdum. Mila emziği ağzından çıkarıp bana baktı, biberonu istiyordu ama elleri titrediği için tutamıyordu.

Moskova’yı tir tir titreten Nikolai, o gece o yatağın kenarında, dev elleriyle tuttuğu biberonla 1.42’lik bir kıza süt içirdi. Sütü bittiğinde, ağzının kenarında kalan beyaz süt lekesiyle bana bakıp gülümsedi. O an yüzündeki o morluklara tezat olan o masum gülüş, kalbimdeki bir buz kütlesini daha eritti.

Parmağımı uzattım. Minicik eliyle benim sadece tek bir parmağımı kavradı. Onu beşiğinde yavaşça sallamaya başladım. Gözleri yavaş yavaş kapanırken, içimden bir yemin ettim. Bu dünyaya bu bebeksi masumiyetiyle tutunmaya çalışan bu kızı, ne pahasına olursa olsun koruyacaktım. Gerekirse tüm şehri ateşe verecektim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.