İçeriğe geç

Kefen ve Kadife

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Kefen ve Kadife

Bölüm 2

1. BÖLÜM: KAR ALTINDAKİ SERÇE

Moskova’nın kışı adamın nefesini keserdi. Hele ki bu gece, gökten adeta lapa lapa değil, mermi gibi fırlatılan kar taneleri şehri beyaz bir kefen gibi örtmüştü. Hava eksi yirmi derecenin altındaydı. Ben Nikolai; bu şehrin yeraltını, o karanlık sokaklarını avucunun içi gibi bilen adam. Üzerimdeki kalın, siyah kaşe paltoya rağmen rüzgar yüzümü kamçılıyordu. Az önce depoda, mekanlarımdan birini patlatmaya çalışan insafsız bir çetenin cezasını bizzat kesmiştim. Ellerimdeki kan kokusunu temizlemek için sabırsızlanıyordum. Kafamdaki tek düşünce, zırhlı aracıma binip malikaneme gitmek ve şöminenin karşısında sert bir viski koymaktı.

Tam arka koltuğun kapısını açacakken, rüzgarın o uğultulu fırtınasının arasından o sesi cımbızla çekip aldım.

“Hıh... hıık... ühhü...”

Çok cılız, sanki donmak üzere olan mini minnacık bir kedi yavrusunun son çırpınışı gibi. Normalde dönüp bakmazdım bile. Moskova sokakları serttir, zayıflara acımaz. Ama ayaklarım benden bağımsız olarak, sokağın köşesindeki o devasa, karla kaplanmış çöp konteynerine doğru yöneldi. Arkamdan gelen iki korumam, silahlarının emniyet mandallarını o bildik sesle indirdiler. "Durun," dedim elimi havaya kaldırarak. "Siz arabada bekleyin."

Konteynerin arkasına adım attığımda, hayatımda gördüğüm en tezat, en sarsıcı manzarayla karşılaştım.

Orada, dondurucu karın ve buz tutmuş çöplerin arasında, incecik bir hırkaya sarılmış minicik bir karaltı büzüşmüştü. Benim boyum tam 2 metre 34 santimdi. Dünyadaki insanların neredeyse hepsine tepeden bakmaya alışıktım ama bu kız... Bu kız benim dizime bile gelmiyordu. En fazla 1.42 boyunda, sanki üflesem uçacak minnoş, ufacık bir şeydi. Kar taneleri saçlarına, o minik omuzlarına birikmişti. Tir tir titriyordu.

Adımlarımın sesini duyunca kafasını yavaşça dizlerinden kaldırdı. İşte o an, göğsümün ortasına saniyeler önce infaz ettiğim adamlardan daha ağır bir darbe aldım.

Kız 16 yaşlarında falandı ama yüzü... Ağlamaktan gözleri tamamen balon gibi şişmişti. O ufacık, düğme gibi burnu soğuktan ve hıçkırmaktan kıpkırmızı kesilmişti. En acısı da, bembeyaz pürüzsüz cildinde insafsızca patlatılmış tokatların bıraktığı morluklar ve buz tutmuş karın üstünde sürüklenmekten kaynaklanan taze, kanlı yaralar vardı. Hangi şerefsiz, hangi vicdansız bu kadar savunmasız bir çocuğa el kaldırabilirdi? Düşmanlarıma kök söktüren, acımasızlığımla bilinen ben, o an bu kızı bu hale getirenlerin derisini yüzmek istedim.

Beni görünce gözlerindeki o saf, katıksız korkuyu okudum. Karşısında iki metrelik, yüzü yara bere içinde, buz mavisi gözleri olan bir dev duruyordu. Korkudan çığlık bile atamadı. Arkasındaki donmuş duvara sırtını öyle bir yasladı ki, neredeyse duvarın içine girecekti. Kendini daha da küçülttü, bacaklarını karnına doğru çekti.

"Şşş..." dedim. Sesimin bu dondurucu sokakta ne kadar kalın, gür ve ürkütücü çıktığını o an fark ettim. Kızı daha fazla dehşete düşürmemek için o diz boyu karın içine, o devasa gövdemle diz çöktüm. Aramızdaki boyut farkı o kadar uçuktu ki... Ben bir canavardım, o ise avucumun içinde ezilecek bir serçe.

"Sakin ol," dedim, sesimi olabildiğince yumuşatmaya çalışarak. Devasa, nasırlı elimi ona doğru uzattım. Benim tek bir elim, onun neredeyse bütün kafasını kapatabilirdi. "Bitti. Kimse sana dokunamaz artık burada."

Bana cevap vermedi. Kelimeler çıkmadı ağzından. Sadece o şişmiş, yaş dolu gözleriyle yüzüme baktı. Sonra ne yaptı biliyor musun? Korkudan mırıldanarak minicik başparmağını ağzına götürdü ve bir bebek gibi emmeye başladı. Şoke olmuştum. Bu kızın zihni, yaşadığı bu vahşetten sonra tamamen çocuklaşmış, bir bebeğin sığınma mekanizmasına geçmişti.

Daha fazla soru sorup onu bu soğukta tutamazdım. Donmak üzereydi. Dev ellerimi yavaşça koltuk altlarına geçirdim ve onu tek bir hamlede yukarı kaldırdım. Kuş tüyü gibiydi, ağırlığı yoktu. Kucağıma aldığım an korku dolu bebeksi bir ses çıkardı, kafasını hızla göğsüme gömdü. O minicik, soğuktan morarmış elleriyle siyah paltonun yakasına sımsıkı tutundu. Sanki onu bırakırsam öleceğini biliyordu.

Onu göğsüme bastırıp arkamı döndüm. Karları yara yara arabaya yürüdüm. Dimitri kapıyı açtı, dikiz aynasından şaşkınlıkla arkaya baktı. "Efendim... Bu... Bu kim?"

"Sür Dimitri," dedim, sesimi yeniden o buz gibi mafya lideri tonuna döndürerek. "Hemen malikaneye. Doktoru ve eve bakması için en güvendiğim kadın yardımcıları da çağır. Çabuk!"

Yol boyunca Moskova'nın o beyaz, karlı caddelerini izlerken göğsümdeki o küçük kızın titremesini hissettim. Burnunu paltoma sürterek mırıldanıyor, parmağını emmeye devam ediyordu. O gece, o dondurucu karın altında, Nikolai’ın hayatı tamamen baştan yazılıyordu.

Yazar Notu:

İlk bölümün sonuna geldik! Nikolai’ın o çöp kenarında Mila’yı bulduğu an benim bile yazarken gözlerimi doldurdu. Karakterlerimin arasındaki o devasa tezatlık ve Mila’nın o saf bebek halleri ilerleyen bölümlerde çok daha tatlı (ve bazen bol aksiyonlu!) bir hal alacak. Satırlarımda ufak tefek acemilikler görürseniz şimdiden affola, her bölümde sizinle birlikte büyüyorum. Peki sizce Nikolai bu minik kızı korumak için dünyayı yakmaya hazır mı? Düşüncelerinizi çok merak ediyorum, o güzel yorumlarınızı benden esirgemeyin❕🩷😻

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.