İçeriğe geç

Kefen ve Kadife

Bölüm 13 · 4 dk okuma

Kefen ve Kadife

Bölüm 13

12. BÖLÜM: SİLAH BARONU VE CANAVARIN UYANIŞI

Ofisimin ağır ahşap kapısı açıldığında içeri giren adam, Sibirya’nın yeraltı dünyasını elinde tutan, kabalığı ve acımasızlığıyla bilinen silah baronu Yuri’ydi. Yanında iki devasa korumasıyla içeri girdi. Tipik bir Sibiryalıydı; ayı postundan bozma kalın bir kürk giymişti, yüzünde eski hesaplaşmalardan kalma derin bıçak izleri vardı. Bana saygı duyuyordu ama buraların tek kralı olduğumu kabul etmekten de pek hoşlanmıyordu.

"Nikolai Petrov," dedi, masamın önündeki koltuğa hoyratça oturarak. "Moskova’da işleri büyütmüşsün duyduğuma göre. Limanları tamamen ele geçirmişsin."

"Sadede gel Yuri," dedim. Sesim her zamanki gibi buz gibi ve mesafeliydi.

2 metre 34 santimlik cüssemle masanın arkasında dik oturuyordum. Ceketimin önündeki o üç düğme sımsıkı kapalıydı. Ancak ceketimin açık kalan üst kısmından Mila’nın o iki yandan toplanmış ponponlu saçları ve o minicik kafası hafifçe dışarı sarkıyordu. Ağzında pembe emziğiyle, ceketimin altındaki sıcak yuvasında tamamen mayışmış, elindeki boş biberonla oynuyordu. Dışarıdaki adamı ve tehlikeyi zerre umursamıyordu; çünkü Niko’sunun göğsündeydi.

Yuri konuşurken gözleri bir an ceketimin üst kısmına, dışarı sarkan o küçük kafaya kaydı. Önce gözlerini kıstı, şok oldu. Karşısında Rusya’nın en tehlikeli adamı duruyordu ama ceketinin içinden fırfırlı pembe bir şeyler ve emzikli bir çocuk kafası çıkıyordu. Yuri’nin yüzünde o kaba, aşağılayıcı ve alaycı gülüş belirdi.

"Petrov... Bu ne hal?" diye gürledi kaba bir kahkaha atarak. "Duyduğum dedikodular doğruymuş demek. Koskoca mafya lideri, Moskova’nın devi, koynunda bir sokak cücesi besliyormuş! Ne o, yeraltı dünyasını yönetmekten sıkıldın da kendine evcil bir bebek mi aldın? Bu rüküş, minnacık şey de kim? Yoksa akli dengesi bozuk bir deliyi mi saklıyorsun ceketinde?"

Yuri’nin ağzından çıkan o son "deli" kelimesiyle birlikte odadaki zaman tamamen durdu.

Mila, adamın o kaba ve gür sesinden korkarak ceketimin içinde irkildi. Emziğini ağzından pıt diye düşürdü, minicik elleriyle göğsüme sımsıkı tutunup ağlamaya başladı. "Niko... Korktum... Kötü amca bağırıyor... Ühhü..." diye mırıldandı o bebeksi, hıçkırıklı sesiyle.

Mila’nın o gözyaşının ceketimin içinden göğsüme sızdığı an, içimdeki o acımasız canavar tamamen uyandı. Gözlerim öfkeden simsiyah kesildi. Damarlarımdaki kanın çılgınca pompalandığını hissettim.

"Mila," dedim, sesimi sadece onun duyacağı şekilde fısıldayarak. "Gözlerini sımsıkı kapat ve kulaklarını tıka ufaklık. Niko’nun küçük bir işi var."

Mila dediğimi yapıp yüzünü göğsüme gömdü, elleriyle kulaklarını kapattı.

Yavaşça ayağa kalktım. 2 metre 34 santimlik devasa gövdemle masanın arkasından çıkıp Yuri’nin üzerine doğru yürürken, her adımımda ofisin zemini sarsılıyordu. Yuri yüzündeki o alaycı gülüşün solduğunu, karşısında ölüme mahkum bir adam olduğunu o an anladı. Korumaları silaha davranmaya çalıştı ama ben onlardan çok daha hızlıydım.

Sağ elimle masanın üzerindeki ağır, mermer kül tablasını kaptığım gibi Yuri’nin sağındaki korumanın suratına fırlattım. Adam tek hamlede kanlar içinde yere serildi. Diğer korumanın üzerine atılıp bileğini tek bir hareketle ters çevirdim, kemiklerinin kırılma sesi odada yankılandı. Adamın elindeki silahı alıp odanın köşesine fırlattım. Her şey sadece üç saniye sürmüştü.

Şimdi sıra Yuri’deydi. Korkudan koltuğa yapışmış, rengi kireç gibi dönmüştü.

Öne doğru eğildim. Devasa, nasırlı sol elimle Yuri’nin boğazını kavradım. Onu oturduğu lüks koltuktan, tek bir kolumun gücüyle havaya kaldırdım. Ayakları yerden kesilmişti, nefes alamıyor, çırpınıyordu. Sol kolumla onu havada tutarken, sağ kolumu ceketimin üzerinden Mila’ya siper etmiştim; o sarsılmasın diye dünyayı durdurmaya hazırdım.

"Bana bak Sibiryalı lağım faresi," dedim. Sesim adeta cehennemin en dip köşesinden geliyordu, fısıltım bile kemik eritecek kadar soğuktu. "Benim canıma, benim nefesime, benim bu dünyada koruduğum tek masumiyete 'evcil' ya da 'deli' deme cüretini sana kim verdi? O senin 'cüce' dediğin minik kız, bu holdingin de, benim yeraltı krallığımın da, senin o pis canının da tek sahibi!"

Yuri boğulmak üzereydi, gözleri kanlanmıştı. "Ö-Özür... dilerim... Petrov..." diye hırıldadı zar zor.

Onu ofisimin o devasa camına doğru sertçe fırlattım. Yuri büyük bir gürültüyle yere kapaklandı. "Dimitri!" diye kükredim.

Kapı anında açıldı, Dimitri ve adamlarım içeri daldı. Yerdeki leşlere baktılar.

"Bu şerefsizi ve adamlarını binadan atın," dedim, arkamı dönerek. "Sibirya’daki tüm mallarına, silah hatlarına el koyuyorum. Bu gece itibarıyla Yuri diye biri yeraltı dünyasında yok. Eğer Moskova sınırlarında bir daha nefes almaya çalışırsa, onu o kürkünün içine canlı canlı gömerim!"

Yuri’yi yaka paça odadan sürükleyerek çıkarırlarken kapı kapandı. Odada yine sadece ben ve ceketimin altındaki minik serçem kalmıştı.

Sandalyeme geri oturdum. Ceketimin o üç düğmesini yavaşça açtım. Mila yüzünü göğsümden kaldırdı, o şiş gözlerinden akan yaşları dev parmaklarımla narince sildim. Yerdeki pembe emziğini alıp temizledim ve ağzına tıktım.

"Geçti bebeğim," dedim, sesimi onun o tatlı dünyasına uydurarak. "Kötü amca gitti. Niko onu çok uzaklara gönderdi."

Mila emziğini hızla emerken kıkırdadı, minicik elleriyle sırılsıklam olan gömleğime dokundu. "Niko çok güçlü uçan dev!" dedi neşeyle. Onun o masum gülüşü, az önce iki adamı harcayan o ellerimdeki tüm öfkeyi saniyeler içinde silip süpürdü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.