Ders boyunca Lara hiçbir şey duymadı.
Öğretmen konuşuyordu. Tahtaya yazıyordu. Sınıf gülüyordu. Ama hepsi uzaktan geliyordu sanki. Boğuk. Anlamsız.
Kalemi elindeydi ama sayfa boştu.
Aklı… başka yerdeydi.
“İsmimi o şekilde söyleme.”
Bunu gerçekten söylemiş miydi?
Gözlerini kapattı.
Evet.
Söylemişti.
Ve Baran’ın yüzü…
Bir anlığına içi sızladı.
Ama hemen bastırdı.
“Yok,” diye fısıldadı kendi kendine. “Hak etti.”
Yan sıradan bir ses geldi:
“Psikolojik savaş veriyon galiba.”
Başını çevirdi.
Ayaz.
Kalemle defterine bir şeyler karalıyordu ama göz ucuyla ona bakıyordu.
“Sanane,” dedi Lara.
“Baya bana,” dedi rahatça. “Bir saatir boş sayfaya bakıyorsun.”
Lara gözlerini devirdi.
“Derse baksana sen.”
“Bakıyorum zaten,” dedi. “Ama sen daha ilginçsin.”
“Kes.”
Ayaz sırıttı.
Ama bu sefer üstelemedi.
Sadece bir an durdu.
Sonra daha alçak bir sesle:
“İyi misin?”
Lara cevap vermedi.
Ama bu sefer… terslemedi de.
Teneffüs zili çaldı.
Neşe anında Lara’nın yanına geldi.
“GEL GEL GEL GEL.”
“Ne var?”
“Tuvalete gidiyoruz. Acil.”
“Niye?”
“Dedikodu.”
Lara istemsizce güldü.
“Sen asla değişmeyeceksin.”
“Yok,” dedi Neşe gururla. “İnsanlara bunu kabul ettiriyorum.”
İkisi birlikte koridora çıktı.
Ayaz da peşlerinden geldi.
“Ben de geliyorum.”
Neşe döndü.
“Niye?”
“Merak.”
“Yok.”
“Var.”
“YOK.”
“VAR.”
Lara araya girdi:
“İkiniz de susun.”
İkisi de sustu.
Bir saniye.
Sonra birlikte:
“Tamam.”
Tuvalete girdiklerinde Neşe kapıyı kilitledi.
“Şimdi anlatıyorsun.”
“Ne anlatayım?”
“İçini,” dedi. “Ne hissediyorsun?”
Lara aynaya baktı.
Kendi gözlerine.
“Karışık.”
“Bu cevap değil.”
“Neşe…”
“Seviyor musun hâlâ?”
Sessizlik.
Lara cevap vermedi.
Bu… cevaptı zaten.
Neşe derin bir nefes aldı.
“Of.”
“Ne of?”
“Çünkü bu kötü.”
“Biliyorum.”
Kapı tıklandı.
“Dedikodu bitti mi hanımlar?”
Ayaz.
Neşe gözlerini devirdi.
“GİT.”
“Yok.”
Kapıyı açtı.
Ayaz içeri baktı.
“Toplantı mı var?”
“Çık dışarı!” dedi Neşe.
Ayaz güldü.
Ama Lara’ya baktığında yüzü ciddileşti.
“Bir şey oldu,” dedi.
“Ne?”
“Baran.”
Lara’nın kalbi hızlandı.
“Ne olmuş?”
Ayaz kapıya yaslandı.
“Bahçede… eski tayfasıyla kavga etti.”
“Ne??” dedi Neşe.
“Ciddi.”
Lara dondu.
“Niye?”
Ayaz omuz silkti.
“Aynen şöyle dedi: ‘Bir daha onun hakkında konuşmayacaksınız.’”
Sessizlik.
Lara’nın nefesi kesildi.
“Onun… kim?”
Ayaz direkt gözlerinin içine baktı.
“Sen.”
Bahçeye koştular.
Kalabalık toplanmıştı.
Ortada Baran vardı.
Dudak kenarı kanamıştı.
Karşısında iki çocuk duruyordu ama geri çekilmişlerdi.
“Delirdi bu,” dedi Karza kalabalığın içinden çıkarken. “Harbi delirdi.”
Neşe:
“Ne oldu?!”
Karza:
“Bunlar Lara hakkında konuşuyordu… o da patladı.”
Lara kalabalığın arasından baktı.
Baran’la göz göze geldi.
Bu sefer…
Farklıydı.
Gözlerinde öfke vardı ama… kendine.
Baran yavaşça konuştu:
“Bir daha adını ağzınıza almayacaksınız.”
Çocuklardan biri güldü.
“Ne oldu lan, aşık mı oldun?”
Baran bir adım attı.
“Dedim ya… konuşmayacaksınız.”
Bu sefer sesi alçaktı.
Ama daha tehlikeliydi.
Eymen de gelmişti.
Durumu izliyordu.
Müdahale etmeye hazır.
Ayaz Lara’nın önüne geçti hafifçe.
Refleks.
Koruma.
Lara bunu fark etti.
Ama gözlerini Baran’dan alamadı.
Bu… onun tanıdığı Baran değildi.
Ya da belki…
Gerçek oydu.
Kalabalık dağıldı.
Olay büyümeden kapandı.
Ama etkisi kalmadı.
Lara hâlâ aynı yerdeydi.
Ayaz eğildi:
“Bakma öyle.”
“Nasıl?”
“Etkilenmiş gibi.”
Lara sinirlendi.
“Etkilenmedim.”
Ayaz kaşını kaldırdı.
“Yalan.”
“Sen ne biliyorsun?”
“Gözlerinden.”
Sessizlik.
Ayaz biraz yaklaştı.
“Ben seni tanıyorum artık.”
Bu cümle…
Tehlikeliydi.
Lara geri çekildi.
“Kimse beni tanımıyor.”
Ayaz hafifçe gülümsedi.
“Deniyorum işte.”
O sırada…
Baran uzaktan onları izliyordu.
Ayaz’ın Lara’ya yakınlığı…
Onu çıldırtıyordu.
Ama bu sefer…
Koşmadı.
Bağırmadı.
Sadece baktı.
Ve içinden geçirdi:
“Hak etmen lazım.”
Gün bitmişti.
Ama hiçbir şey bitmemişti.
Çünkü artık herkes biliyordu:
Bu sadece bir kalp kırıklığı değildi.
Bu…
Seçim savaşıydı.