Nazlı, Eymen’in kendisine mesafe koymaya çalıştığını fark ettiğinde, işleri daha karmaşık hale getirmeye karar verdi. Artık küçük karşılaşmalar ve mesajlar yetmezdi. Nazlı’nın amacı, Eymen ile Elif’in arasına kalıcı bir güvensizlik sokmaktı. Bu, sabır ve ustalık gerektiriyordu.
Bir akşam, Elif uyumadan önce telefonuna gelen bir mesajı fark etti. Gönderen numara kayıtlı değildi, ama mesajın içeriği kanını dondurdu:
“Eymen’in sana gerçeği söylemediğini mi sanıyorsun? Hâlâ benimle görüşüyor. Emin misin, sen sadece bir oyunun parçası değil misin?”
Elif’in kalbi hızla atmaya başladı. Hemen mesajı görmezden gelmeye çalıştı, ama o gece uyumak imkânsızdı. Eymen’e güveniyordu, değil mi? Ama ya gerçekten Eymen, ona karşı tamamen dürüst değilse?
Ertesi gün Nazlı, Eymen’in hayatına daha tehlikeli bir hamleyle sızmayı planladı. Eymen’in iş çıkışı uğradığı bir kafeye gidip masasına oturdu. Eymen, onu karşısında görünce sıkıntıyla içini çekti.
“Ne istiyorsun, Nazlı?” diye sordu.
Nazlı sanki hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi. “Sadece konuşmak istiyorum. Seni özledim, Eymen. Eskiden nasıl olduğumuzu hatırlamıyor musun?”
Eymen sert bir sesle cevap verdi. “O eskidendi, Nazlı. Şimdi benim hayatımda biri var. Bunu kabullenmek zorundasın.”
Nazlı, kısa süreli bir sessizlikten sonra sinsice gülümsedi. “Peki, Elif bunu bilmeli mi sence?” dedi ve cebinden bir telefon çıkardı. Ekranı Eymen’e doğru uzattı. Fotoğraflar! İkisi birkaç dakika önce bu kafede oturmuşken çekilmiş karelerdi.
“Ne yapmaya çalışıyorsun, Nazlı?” dedi Eymen öfkeyle.
Nazlı, sırıtışını daha da büyüterek, “Elif’e bu fotoğrafları gönderirsem ne yapar sence? Sana güvenmeye devam eder mi?”
Eymen, kontrolünü kaybetmemeye çalışarak elini sıktı. “Bunu yapamazsın,” dedi. Ama Nazlı, oyununu çoktan kurmuştu.
