İçeriğe geç

Kayıp Taç

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Kayıp Taç

Bölüm 2

Akşam Yemeği

Saraya vardığımızda çok olmasa da her zaman ki o, davet veya düzenlenen bir yemek öncesi olan hafif bir telaş havası vardı. Akşam ki yemek için bütün hizmetliler etrafta dört dönüyordu. Koridora boylu boyunca serilmiş koyu kırmızı, kenarları altın rengi desenlerle süslenmiş halılar, duvarlara asılmış her biri usta ressamların elinden çıktığı belli olan ve çerçeveleri yaldızlı desenlerle süslü olan tablolar… Saray gerçekten güzel görünüyordu.

Sağdan ikinci koridora döndüm ve büyük salonun yanındaki merdivenlerden yukarı çıktım. Odama girdim ve direkt olarak banyoya yöneldim. Güzel bir duş aldıktan sonra banyodan çıktım. Akşam ki yemeğe biraz vardı. Üzerime dolabımdan çıkardığım rahat bir şeyler geçirdikten sonra penceremin kenarındaki tekli koltuğa oturdum ve birkaç gün önce kütüphaneden alıp başladığım ve bitmesine oldukça az kalan kitaba kaldığım yerden devam ederek gezdirdim gözlerimi satırların üzerinde.

Kitap eski zamanlarda çok küçük yaşlarda yetimhaneye verilmiş bir kızın hikâyesini konu alıyordu. Kız kendi başının çaresine bakabilecek duruma gelene kadar yetimhanede kalıyor ve kendi başının çaresine bakabilecek hale geldiğinde de yetimhaneden ayrılıp kendisine hanlardan birinde bir iş buluyordu. Eline çok bir para geçmese de en azından kendi geçimini sağlayabiliyordu ve bu da ona yetiyordu. Kız bir gün hiç alakası bile olmadığı bir suçtan sorumlu tutuluyordu. Kızın tek suçu yanlış zamanda yanlış yerde olmasıydı.

Nereden bilebilirdi ki Yirmi dört yaşına gireceği günün sabahı sürgün edileceğini? Evet, o işlemediği suçtan dolayı sürgün edeceklerdi onu. Bütün kasabalı toplanmıştı o sabah. Kız elinde orta boylarda bez bir çanta ile kasabanın sınırında duruyordu. Gitmeden önce son bir kez baktı ona kınayan bakışlar atan kasabalıya ve hiçbir şey demeden, tek bir kelime dahi etmeden arkasını dönüp uzaklaştı o adalet yoksunu kasabadan. Çünkü biliyordu ne derse desin boştu, ne söylese boşunaydı.

Elimdeki kitabın son satırlarını da okuduktan sonra kitabı kapatıp koltuğun yanındaki küçük sehpaya bıraktım. Bu sırada hala o kızı düşünüyordum. Boş yere sürgün edilmişti kızcağız, sebepsiz yere sürgün edilmişti. Ama elinden ne gelirdi ki? Sonuçta adaletten yoksun bir dünyadan adaleti bekleyemezdi.

Saray çalışanlarından biri yemeğe az kaldığını belirtmek için odama gelmiş bunu söyledikten sonra ise gitmişti. Bunun ardından kalkıp üzerimi değiştirmek için dolabıma doğru ilerledim. Gardırobun kapakları ben önüne gelince iki yana doğru açıldı. Elbiselerin üzerinde biraz göz gezdirdikten sonra gök mavisi tonlarında, kolları tülden, eteği üzerindeki tüller sayesinde çok hafif bir kabarıklığı olan elbiseyi elime alıp giyinme paravanına doğru ilerlerdim.

Üzerimdekileri çıkarıp sepete attım ve elbisemi üzerime geçirdim. Paravandan çıktıktan sonra makyaj masama oturdum ve saçlarımı ensemden güzel bir topuz yapıp üzerinde gümüş renginde taşları olan tokayı altındaki dişler yardımıyla topuzuma tutturdum. Ben işimi bitirdikten sonra kapım çaldı ve ardından da Dane'nin sesini duydum. "Prenses ?"

"Gelebilirsin Dane," diyerek seslendim. Kapım açıldı ve içeri Dane girdi. Beni gören Dane gülümseyerek, "Çok güzel olmuşsunuz prenses," dedi yanıma doğru geldiği sırada. "Teşekkür ederim," dedim yerimden kalkarken. "Bütün hazırlıklar tamam mı ?".

Dane başını olumlu anlamda sallayarak onayladı. "Evet, prenses her şey hazır. Birazdan diğer krallıkların üyeleri de gelir."

"Tamam," diyerek başımı salladım. "Hadi geç kalmayalım." Ben odadan çıktıktan sonra Dane de çıktı ve beraber koridorda ilerlemeye başladık.

Daneyle büyük salonun yanından geçerken Mirza ve Şihan da beraber bu tarafa doğru geliyordu. Dane bana dönüp selam verdi ve , "Müsaadenizle prenses. İşlerin son durumu ne bir bakayım." Diyerek yanımdan uzaklaştı.

Bu sırada Mirza ve Şihan da yanıma gelmişlerdi. Beraber konuşarak dışarı çıktık.

Bizim ardımızda Kral Kafkas ve Kraliçe Laşara geldi.

Birkaç dakika sonra ise sarayın geniş bahçesine ilk önce üzerinde Tezowen krallığın simgesi olan at arabası, daha sonra ise Mirage krallığının simgesi olan araba girdi. Kraliyet üyeleri sırasıyla araçlarından inip saraya doğru gelmeye başladılar.

֎

Gümüş renginde kadehler, yine aynı renkte olan tabaklar ve çatal bıçaklar. Üç krallığın da üyeleri olarak şuanda yemek salonunda masaya oturmuş hafif bir sohbet eşliğinde önümüze servis edilen nefis yemeklerimizi yiyorduk. Toplantı yemekten sonra yapılacaktı.

Tabağımda duran tavuktan bıçağımla bir parça daha koparıp ağızıma attım. Tavuğun ağızımda bıraktığı soslu tattan sonra uzanıp kızılcık şerbetimden de bir yudum aldım. Herkes stres ve sıkıntılı geçeceğini tahmin ettiğim toplantıdan önce bu güzel yemeklerin tadını çıkarıyordu.

Yaklaşık bir on beş dakika falan geçtikten sonra krallar ve veliahtlar toplantı için toplantı odasına geçerken biz de kraliçeler ve prensesler olarak oturmak adına büyük salona geçip odanın ortasında yer alan büyük, gösterişli mermer işlemeleri olan ve içindeki odunları çatırdatarak yanan şöminenin önündeki açık renkli koltuk takımında oturduk.

Yelkan ve Madya ’nın annesi olan Tezowen’ in kraliçesi Kraliçe Laşin şöminenin sağında ki tekli koltukta, Kanje ’nin annesi olan Mirage kraliçesi Gaşenay da şöminenin sol tarafındaki tekli koltukta oturmaktaydı. Annem Laşara hemen benim sol tarafımda kalan koltukta oturuyordu. Madya ise yanımda. Bir süre yeni çıkan kumaşlar dan bahsettiler daha sonra ise şuan da yapılmakta olan toplantı, ülkenin durumu…

Cidden çok sıkıcıydı. Ben kara kara canımın sıkkınlığını düşünürken ‘’Albina,’’ diye bir ses işittim. Kafamı çevirdiğimde kraliçe Laşin in bana baktığını gördüm. ‘’Buyurun kraliçem’’ dedim bakışlarımı tamamen ona çevirerek.

‘’Bu aralar eğitimler nasıl gidiyor. Madya nın dediği kadarıyla talimler iyi gidiyormuş. Sen ne düşünüyorsun?’’ cevap bekleyerek yüzüme baktı. Eh tabii ki güzel gidiyor diyeceğim, başka ne diyebilirim ki? Dersler çok sıkıcı geçiyor bu yüzden de neredeyse derslerde uyuya kalıyorum mu? Bu kesinlikle olmazdı.

Gülümseyerek cevapladım, ‘’Güzel gidiyor kraliçem. Özellikle şu sıralar gayet iyi.’’

Ben sözlerimi bitirdiğimde Madya’nın çaktırmadan bana baktığını hissettim. Bende yandan ona bakınca sanki hafiften gülmemek için kendini tutuyormuş gibi bir hali olduğunu gördüm. Tabii ki dediklerime gülüyordu ve bana inanmayan bir bakışla bakıyordu. Eh, yani ne diyebilirim ki? Ben olsan şu an bende pek kendime inanmazdım açıkçası. Ama yine de bunu ona çaktıracak değildim. Bakışlarımı tekrardan kraliçeye yönlendirdim.

Kraliçe Laşin zarif bir tebessümle ‘’Güzel.’’ Diyerek beni onayladı. Bu sırada kapıdan elinde tazelenmiş çaylarımızla Canseri girdi. Canseri de tıpkı Dane gibi sarayımızın sadık ve onun kadar olmasa da oda uzun yıllardır burada çalışıyordu.

Elindeki tepsiyi ilk olarak anneme uzattı. ‘’Buyurun kraliçem,’’ dedi kibarca. Annem kafanı tebessüm ederek sallayarak tepsiden bir fincan aldıktan sonra sırası ile herkese çaylarını dağıttı. En son ise tepsiyi bana uzatarak ‘’Prenses.’’ Dedi yine aynı saygı ve kibarlığıyla. ‘’Teşekkürler.’’ Dedim tebessüm ederek.

Canseri çayları dağıtma işini bitirdikten sonra iki eliyle tepsiyi tutarak hafifçe öne doğru eğilerek selam verdi ve odadan çıkmak üzere kapıya yöneldi. Fincanımdaki çaydan küçük bir yudum aldım. Çayın taze tadı ve kokusu gerçekten çok güzeldi. Kraliçeler yine aralarında konuşmaya başladıklarında çayımdan bir yudum daha alarak yanımda oturan Madya ya baktım.

Üzerinde açık mor renginde, kolları hafif kabarık, etekleri çok kabarık olmayan, üzerinde gümüşi islemeleri olan ve ona yakışan güzel bir elbise giymişti. Saçlarını açık bukleler halinde bırakmış, şakaklarından itibaren iki yanından aldığı tutamları örerek arkada birleştirmiş, örgünün üzerine de iki yana doğru uzanan ve beyaz incilerle süslü olan zarif bir toka takmıştı. Sevgili arkadaşım oldukça sevimli ve gerçekten güzel görünüyordu.

Çayımı yudumlayarak tekrardan önüme döndüğüm sırada annemler kendi aralarında bir konu hakkında konuşuyorlardı.

‘’Tacın güvenliğinin arttırılması için önlemler alınması emredilmiş.’’ Bunları dedikten sonra derin bir nefes aldı kraliçe Laşin. ‘’Aradan uzun yıllar geçti. Çoğu kesimlerdeki krallıklar gelişti ve güçlendi. Haliyle tacın güvenliği de gün geçtikçe daha da tehlikeye girecek.’’

Evet, tacın kazanılmasının ardından uzun yıllar geçmişti fakat bu sırada nerdeyse bütün ülke ve krallıklarda güçlenmişti ve buda tacı kraliçenin de dediği gibi tehlikeye sokuyordu.

‘’Evet,’’ diyerek iç çekti kraliçe annem. ‘’Bütün krallıklar gelişip güçlendi ve daha da gelişip güçlenecekler. Bu durumda hangi tarihte hangi zamanda olursa olsun taç hep bir tehlike içinde olacak.’’

Annem sözlerini bitirdikten sonra, ‘’Aradan asırlar geçti ve bu süre zarfında tacı kimse ele geçiremedi. Yeniden bir savaş olma olasılığı var mıdır?’’ diye bir soru yöneltti kraliçe Gaşenay.

‘’Umarım olmaz kraliçem,’’ dedi yanımda oturmakta olan Madya. ‘’Umarım daha uzun yıllar boyunca bir savaş olmaz.’’

Kafasını salladı kraliçe Gaşenay ‘’Benimde umudum o yönde prenses.’’ Diyerek nefesini verdi.

Ardından yeniden havadan sudan sıradan şeylerden konuşulmaya başlandı.

֎

Mirza’dan

Yemek salonundan çıktıktan sonra krallar ve diğer veliahtlarla birlikte toplantı salonuna doğru ilerlerdik. Toplantı salonuna vardıktan sonra kapının önünde duran şövalyeler ellerindeki kılıçlarının kınlarından tutarak her zaman ki gibi uçlarını yere hafifçe vurdular ve kapılar iki yana doğru açılmaya başladı.

Önden krallar arkalarından da biz içeriye girdik ve kapılar ardımızdan kapandı. Odanın bir köşesinde duran şömineden gelen çıtırdama sesleri eşliğinde odanın ortasında bulunan uzun masaya yöneldik. Babam kral Kafkas masanın başına, kral Azemet sol tarafına, kral Ubin ise hemen sağ tarafına oturdu. Yelkan babası kral Azemet’in yanına, Kanje ise kral Ubin in, yani oda kendi babasının yanına oturdu. Ben Kanje’ nin yanına geçerken Şihan ise karşımda Yelkan ‘ın yanına yerini aldı.

Toplantının sabah babamla konuştuğum konu hakkında olacağını biliyordum fakat tam olarak ne konuşacağımızı bilmiyordum. Sabah babam beni konuşmak için yanına çağırdığında zaten önemli bir şeyler olduğunu tahmin etmiştim.

Babam genelde benimle konuşacağı konuları eğitimden geldikten sonra ya da daha geniş bir zamanda konuşurdu. Yanına gittikten sonra ise bana bu akşam ittifakımızdaki kraliyet aileleriyle bir akşam yemeği düzenleyeceğini, ardından ise önemli bir konu hakkında toplantı yapmaları gerektiğini söylemişti.

Konunun ne olduğunu sorduğumda ise sadece tacla alakalı olduğunu söylemiş ve detayları toplantıda öğrenebileceğimi demişti.

Konunun tacla ilgili olduğundan ve aynı zamanda babamın belli etmemeye çalışsa da yüz ifadesinden anladığım kadarıyla duyduğu ufak endişeden dolayı bende istemeden de olsa biraz gerilmiştim.

Hepimiz yerlerimizdeyken babam odanın içindeki şövalyelere döndü ve ‘’Çıkabilirsiniz.’’ dedi. Bunun üzerine şövalyeler babamın lafını ikiletmeden kafalarını öne doğru eğip, ‘’Emredersiniz efendim.’’ diyerek odadan çıktılar.

Babam kral Kafkas şövalyeler çıktıktan sonra ellerini masaya koydu ve nihayet konuşmaya başladı.

‘’Evet. Sanıyorum ki şuan burada olan herkes konunu tacla alakalı olduğunu biliyordur.’’ dedi. Hepimiz onu onaylayınca ise devam etti.

‘’Biliyorsunuz ki taç asırlardır bizim elimizde ve bu zamana kadar tacı çalmaya kalkışan pek çok yerlerden krallıklar ve ülkeler oldu.’’ Zaten dik bir konumda olan gövdesini daha da dik bir pozisyona getirdi ve devam etti.

‘’Yine hepinizin bildiği üzere her ihtimale karşı farklı bölgelerde ve farklı yerlerde her an her şeyden haberdar olmak üzere görevlendirdiğimiz casuslarımız ve adamlarımız var.’’

‘’Dün o casuslarımızdan Tenebris ittifakının topraklarının yakınlarında olandan bir pusula geldi.’’ Bunu dedikten sonra elini kılıcının kınıyla giysisinin arasına yerleştirdi ve bir kâğıt parçası çıkarıp masaya koydu ve hafifçe ileri doğru ittirdi.

Kral Azemet kâğıda uzanıp eline aldı ve sesli bir şekilde okumaya başladı:

‘’Kralım, Tenebris te işler biraz karıştı. Ne olduğunu tam olarak öğrenemedim. Yalnızca taçla ilgili olduğunu ve büyük bir şeyler planladıklarını söyleyebilirim. Büyük bir şeyler. Şu ana kadar yaptıkları planlardan daha büyük ve daha tehlikeli. Planladıkları şey her neyse yakın zamanda gerçekleştirmeyi hedefliyorlar.’’

Kral Azemet kafasını kâğıt tan kaldırdı ve yüzünde gizleyemediği hafif bir endişeyle bize baktı.

Sanıyordum ki aynı yüz ifadesinden herkeste vardı zira kimseden ses çıkmıyordu.

En sonunda kral Azamet konuşmaya başladı. ‘’Ne yapacağız kralım? Şuana kadar ki taçla ilgili olan bütün girişimleri durdurmayı başardık. Fakat bu seferki ciddiye benziyor.’’

‘’Daha önceden ne yaptıysak yine aynısını yapacağız. Ben tacın güvenliğinin arttırılması için gereken emirleri verdim. Ama yine de her şeye hazırlıklı olmalıyız.’’

‘’Daha öneki saldırılardan kurtulmayı başarmıştık. Herhangi bir saldırı düzenleseler bile yine aynı şekilde karşılık veremez miyiz?’’ diye bir soru yöneltti Yelkan.

‘’Korkarım ki hayır genç prens. Şu ana kadar olan saldırıları karşılamayı başardık fakat bu sefer de aynısını yapamayabiliriz.’’ diyerek yanıtladı onu kral Ubin.

‘’Üstelik yanlış hatırlamıyorsam son çalma girişimlerinin üzerinden yıllar geçti. Bu süreçte en az bizim kadar onlarda gelişip güçlenmişlerdir.’’ Büyük savaştan sonra çoğu krallık tacı tekrardan çalmaya kalkışmıştı. Tenebrisliler de bunlara dâhildi.

Ben sözlerimi bitirdikten sonra kral Kafkas, ‘’Evet,’’ diyerek onayladı beni. ‘’Ve üstelik her ne kadar o tarafta adamlarımız olsa da bazı bilgilere ulaşmamız neredeyse imkânsız. Bu sebepten dolayı ne yapmayı planladıklarını tam olarak kestiremiyoruz.’’

Bu sırada kapı çalındı ve içeri uzun yıllardır krallığın danışmanı olan Aze girdi. Kapı o girdikten sonra tekrardan kendiliğinden kapandı. Siyaha çalan koyu renk gözlerini hepimizin üzerinde gezdirerek herkese başını eğip saygıyla bir selam verdi. Yaşına rağmen aralarında hala siyahların olduğu beyaz saçları hafif dalgalıydı. Tam olarak yaşını bilen yoktu ama bence seksenlerinde olmalıydı. Hatta belki de doksanlarında… Bilemiyorum. Üzerinde ise tıpkı diğer kraliyet çalışanlarında olduğu gibi dizlerine kadar uzanan bir giysi vardı. Diğerlerinkinden tek farkı rütbesi dolayısıyla koyu gri tonlarına sahip olmasıydı.

‘’Beni emretmişsiniz kralım.’’ Deyip bakışlarını babama yönlendirip başını saygıyla öne doğru eğdi.

‘’Evet,’’ diyerek onayladı onu babam. ‘’Dün sana da bahsettiğim gelen pusulayla ilgili konuşuyorduk. Senin fikrini almak istedim. Sence ne yapmalıyız? . ’’

Sarayda uzun yıllardır danışmanlık yapan bu adam sadece babamın değil aynı zamanda babamdan önceki krallarında danışmanlığını yapmıştı. Haliyle yaşından da anlaşılabileceği üzere işinde epey tecrübeliydi.

Bir süre düşünür gibi durduktan sonra konuşmaya başladı. ‘’Tacı çalmaya çalışacaklarını zaten tahmin edebiliyoruz kralım. Güvenlik önlemlerini de dediğiniz üzere daha da arttırdık. Koruma kalkanı güçlendirildi. Benim tahminimce yakın zamanda harekete geçebilirler. Her an tedbirde olmak şart.’’

Aze sözlerini sonlandırdıktan sonra kral Azemet konuşmaya başladı. ‘’Ben tacı daha güvenli bir yere daha sıkı önlemlerle koymayı öneririm. Koyduğumuz yere de en sağlam şövalyelerimizden koyarız. En azından bu, biz Tenebris ‘in planlarını biraz daha kesin öğrenene kadar bize zaman tanır.’’

Bir süre düşünür gibi gözlerini kısarak karşıya baktı kral Kafkas. Ardından, ‘’Olabilir. Dediğiniz gibi planları hakkında daha fazla bilgiye ulaşana kadar bize az da olsa süre tanıyabilir.’’ Diyerek bakışlarını tekrardan bize yönlendirdi. ‘’Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? ‘’

Kral Ubin,‘’Bence de uygundur. ‘’ diyerek oda kral Kafkas la kral Azemet ’i onayladı. Veliahtlar olarak bizde onayladığımız sırada, ‘’Peki tacı şuan olduğundan daha güvenli bir yer olarak nereyi düşünüyorsunuz kralım?‘’ diye, bir soru da Kanje yöneltti.

Tacın şu anki yerini bile kimse bilmiyordu. Tabii ki bu üç büyük kral dışında.

‘’Daha güvenli bir yer genç prens,’’ dedi kral babam. ‘’Çok dikkat çekmeyecek bir yer.’’ Ardından devam etti, ‘’Sırlı kütüphanenin saklı rafları.’’

Kafasını çevirip Aze ye baktı. ‘’Yarın tacı alıp sana dediğim yere götürün Aze. Tacın başına benim sana diyeceğim muhafızları ve senin de emin olduklarından birkaç tanesini koy. Sarayın yetenekli büyücülerine söyle en sağlam koruma büyülerini yapsınlar. Bu kısa sürede olsa bize planlarını öğrenebilmemiz için zaman kazandırabilir.’’ Derin bir nefes aldı. Bu sırada ihtişamlı tacının yanından küçük bir saç tutamı hafifçe şakaklarına doğru indi.

‘’Taç şuanda Clarangum ’un ortak alanındaki ormanda, pertafid mağarasında.’’

Babam sözlerini bitirdikten sonra kaşlarım hafiften çatıldı. Gerçekten mi? Tacı oraya mı saklamışlardı cidden? Herhangi biri gelip geçerken o mağaraya girse ve tacı görse ne olacaktı?

Ama birden aklıma gelen bir ihtimalle beraber merakla ne diyeceklerini dinlemeye devam ettim.

‘’Pertafid mi? ‘’ Yelkan’ ın sesi duyuldu bu sefer. Bakışlarımı onlara çevirdiğimde Kanje nin de onun da yüzlerinde anlam veremeyen bir ifade gördüm. ‘’Orası çok ulu orta değil mi kralım? Şu ana kadar yeri nasıl ortaya çıkmadı?‘’

‘’Zaten ulu orta olması da bizim için daha iyi sevgili prens. Dediğin gibi o kadar ulu orta bir yere saklama ihtimalimiz akıllarına gelmeyeceği için en iyi ihtimaldi. Şuana kadar ise aldığımız tedbirler ve mağara çevresinde sıkı bir şekilde bulundurduğumuz güvenlik önlemleri sayesinde bulunamadı.’’

Böylece Kral Ubin demin aklıma gelen ihtimali doğrulamış oldu.

Aslında düşününce taç yıllardır bulunamamıştı. O kadar çalınma girişimine rağmen yerini tespit edebilen olmamıştı. Şu an ise bizde tacın yerini yeni öğreniyorduk. Yıllar boyunca üç kraldan başka yerini kimse bilmemişti. ‘’Emredersiniz kralım.’’ Diyerek babamın sözlerini elleri önünde birleştirilmiş bir şekilde kafasını sallayarak onayladı Aze. Ardından ise aldığı emirleri yerine getirmek üzere kapıya doğru yöneldi. Kapılar yine iki yana doğru açıldı. Aze ise açılan kapıların arasından çıkıp gitti.

Bölüm sonu

1 yorum