İçeriğe geç

Kayıp ruhlar projesi

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Kayıp ruhlar projesi

Bölüm 8

Kavuşma

Gözlerimi David'in beni dürtmesiyle açtım. David'e gülümseyerek "O burada mı?" diye coşkuyla sordum. Canı sıkkın bir şekilde sadece başını sallayarak karşılık verdi. O an hiçbir güç beni kedere sürükleyemezdi; bu yüzden daha sonra teybe baktım, kutusuna attım. David gözlerimi siyah bir kumaş ile bağladı ve beni kolumdan çekiştirdi. Arkasından ilerledim. Anladığım kadarıyla uzun bir koridor boyunca yürüdük, bir asansöre binip birkaç tuşa basma sesi geldi ve kapı açıldı. Açıldığı gibi kulaklarımı neşeli çocuk kahkahaları doldurdu ve gözlerimi kapayan o ince kumaş parçası yavaşça kalktı. Görüş açıma ilk olarak pembe pijamalar içinde, turuncu saçlı Ahu gözlüm girdi. Birkaç saniye ne tepki gösterebildim? Hayır, bu heyecandan değildi ki, kızımın bana olan yabancı bakışlarındandı. Gözlerindeki ifade beni daha çok sarstı. Sonunda bir iki kelam ettim: "Ahu gözlüm benim, neden öyle bakarsın anana?" Ahum kaşlarını çattı: "Sen kimsin be? Off, neyse. Cavit amca, annem ne zaman gelecek? Ben onu çok özledim." Gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken "Kuzum, annen benim ya! Küstün mü yoksa annene? Bak, buradayım." Göz devirip "Benim annemin kırmızı, parlak, uzun saçları vardı. Benim annemin kahverengi beyaz gözleri vardı. En önemlisi, benim annemin böyle bir yüzü yoktu. O hep gülerdi, en azından ben öyle hatırlıyorum." Elleriyle gözlerini sertçe sildi. "Senin neyin var peki? Kızıl, karmaşık saçların, kahverengi kırmızı gözlerin... Hiç mi gülmemiş bu yüzün?" Boğazım düğüm düğümdü. Kızımı bana unutturmuşlardı. Gözlerimi sildim ve sıkıca kapattım. "Her şey düzelecek," diye içimden geçirdim. "Evet, her şey düzelecek!" Dediği hiçbir şeyi dinlemeden ona sıkıca sarıldım. Kolları iki yanında sarkarken bana sarılmama karşılık vermedi. Gözlerimi kapatıp hanımeli kokusunu içime çektim; bünyemde minik bir sarhoşluk etkisi bıraktı. Kulağına doğru "Lütfen son bir kez sarıl, yalvarırım," diye yalvarmam ile minik kolları bedenime sardı. Tam o an müthiş bir güç hissettim kendimde. David kolumu dürtüp "Programa geç kalıyoruz, hemen gitmeliyiz," dedi. Zorda olsa Ahu gözlü meleğimden ayrıldım. O an bir boşluk hissi hissettim, sanki bedenim donmuş gibiydi. David ile asansöre doğru yavaş adımlarla ilerledim. Tam asansöre binerken arkamdan "Baba!" diye sarıldı miniğim. Hemen dönüp sıkıca kucakladım, öptüm, öptüm, kokladım. Yetmedi bana, biraz daha öptüm. Gözlerimden yaşlar yuvarlanıp yerdeki Sünger Bob'lu halıya doğru düştü. Sarılmayı bırakıp yüzünü ellerimin arasına aldım: "Hatırladın mı beni miniğim, ha? Ben annen." Ahu mahcubiyetle başını sağa sola salladı, olumsuz anlamda. Ve sonra hayatıma işleyen o cümleler döküldü dudaklarından: "Sen giderken dört odacıktan ibaret olan kalbim ağrıdı. Lütfen son kez o kokuyu içine çek, doyasıya," dedi. %90'ı sudan oluşan aptal kafam, siz bana biraz aşina, bir o kadar da yabancı geldiniz. Belki gönülden bağlıyızdır birbirimize, ha? İmkansız mı?" Gülerek ve ağlayarak başımı iki yana salladım: "Benim de dört odacıktan ibaret olan kalbim seni görünce bir deliriyor. Unutma beni olur mu, Ahum?" Başını olumlu anlamda salladı: "Asla unutmayacağım." Ve son kez öpüp arkamda bir enkaz bırakarak asansöre bindim. Bundan sonra tek hedefim kendimi ve kızımı bu bok çukurundan çıkarmak olacak... (Ahu'dan) Bu yatılı okul diğerleri gibi değildi. Orada bize eziyet çektirirlerdi, burada ise her türlü destekliyorlardı. Ama bunun için tek bir şartları vardı: damarımıza verilen sarı renkli bir su. Bir gün merak edip hemşireye sorunca bana "Hasta olmayın diye veriyoruz," demişti. Ama o sarı su Mete'yi hasta etti. Kırmızı bir şey kusuyor galiba. Annesini özlediği için dalıp annesini düşünüyor. Onu oyuna davet edince de kızıp bizi dövüyordu. Bir şeyler ters gidiyordu çünkü herkeste bu durum yaşanmaya başlamıştı. Bir ben böyle bir durum yaşamadım ve nedenini çok merak ediyordum. Tuvalete gitmek için bizimle ilgilenen hemşireden izin alıp Umut kapısının önünden geçtim. Hep şahit olmuştum arkadaşlarımın anneleri buraya gelir, bu kapıdan onları sever, hasret giderirdi. Ama benim annem kimdi? Nerede, nasıl biri? Hiçbir şey hatırlamıyorum. Dediklerine göre okuldan yurda giderken kaza geçirmiştim ve orada beynim hasar almış, hafıza bölümü denen bölgede bulunan hasar yüzünden çok kişiyi hatırlamıyorum, hatırlasam da unutuyorum. Kapı birden açıldı. Merakla acaba kimin annesi geldi? Kızıl saçlı, kahverengi gözlü, anneme çok benzeyen ama bir o kadar da benzemeyen bir kadın "Ahu gözlüm benim, neden öyle bakarsın anana?" dedi. Kimdi bu kadın? Nereden ismimi biliyordu? Kaşlarımı çattım: "Sen kimsin be? Off, neyse. Cavit amca, annem ne zaman gelecek? Ben onu çok özledim." Kadın ağlıyordu. İçim acıdı, nedensizce içimden gelip o gözlerindeki yaşları silmek istedim ama hayır, tanımıyordum bu kadını.

Bölüm sonu

2 yorum