Bölüm 3: Kraliçe Amberly

Gece olmuştu ve ben hazırdım. İlk önce babamın diktirdiği siyah elbisemi giydim ve saçlarımı şapkanın altında sıkıca bağladım. Şu anda sadece gözlerim gözüküyordu. Odamdan kılıcımı aldım ve Saraydan çıkıp anterman yerine ilerledim. Ben geldiğimde kimse olmadığından yere oturup kılıcımı da yanıma koydum ve başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Gece benim için çok özeldi çünkü az da olsa kendim oluyordum ve istediğimi yapabiliyordum. Yanımda hareketlilik hissedince Lousin geldiğini anlayıp ona döndüm. O da yanıma oturmuş gökyüzüne bakarken bana dönüp gülümsedi.
"Başlayalım mı antermana? Kral Elrod artık daha sert anterman yapmamız gerektiğini söyledi." dediğinde onu kafamla onayladım. Çok nadir konuşurdum, sesim çıkmasın diye.
"Kim olduğunu merak etmeyi bıraktım ama gözlerin çok güzel, insanın izleyesi geliyor." dediğinde aklıma Bella gelmişti sabah o da aynı şeyi söylemişti ama kötü bir niyeti vardı beni öldürmek gibi. Aklıma gelen şeyle hızla ayağa kalkıp kılıcımı elime aldım. Ben kalktığımda Louis de kılıcını eline alıp kalktı ve selam verip başladık.
O sürekli sert bir şekilde bana vurmaya çalışırken ben kılıcımla kendimi savunuyordum. Atak zamanımın geldiğini anlayıp hamle yaptığımda kılıcını benimkine vurup kendini korudu. Ben onun üstüne doğru gittikçe o geriliyor ve kılıcıma karşılık veriyordu. Bir süre daha savunma ve atak yaparak birbirimizi yenemediğimizde buna bir son vermeye karar verip sert bir şekilde kılıcımı kullandım ve kolundan sıyrılıp kolunun kanamasına sebep oldu. O şaşkınca koluna bakar iken siyah elbisemin ayaklarımı örten kısmından bir parça koparıp koluna bağladım, büyük bir şey değildi yani yarına geçerdi. O bağladığım yere baktıktan sonra bana döndü.
"Çocukluk arkadaşını bile yaraladın. Kralın istediği niteliğe geldin, tebrik ederim." dediğinde ona döndüm, tam 5 yıldır sesimi duymuyordu ama şimdi konuşacaktım.
"Ben kendi istediğim niteliğe geldim, dediğin gibi çocukluk arkadaşım olduğun için değil masum olduğun için o kılıç kolunu sıyırdı ancak masum olmayan birinin kalbini çıkarmak benim için basit olur." dediğimde şaşkınca bana baktı.
"5 yıl içinde sesin çok değişmiş. Sesini duymak garip oldu. Galiba seni sinirlenidirirsem hep konuşursun."
Az kaldı, herşey değişecek ve istesen de istemesende yüzümü görecek dediklerimi her yerde duyacaksın." dediktien sonra bu kadarının yeterli olduğunu düşünerek onu orada bırakıp saraya doğru yürüdüm. Yürürken kılıcıma bulaşmış olan kanı görünce elbisemin bacağımı kapatan kısmıyla kılıçıtaki kanı temizledim.
Saraya hizmetliler ve korumalara görünmeden girip odama geçtim ve kılıcım ile elbisemi hızlıca çıkarıp dolabın arkasına saklayıp yatağıma geçtim. Zaman daralıyordu, ya kim olduğum bulunacak ve ölecektim ya da kraliçe olacaktım. Ne yapmak istediğimi bilmiyorum ama annemi öldüreni bulmak istiyorum. Bunun içinde kraliçe olmam gerekiyordu. Yatağımda sağ tarafıma dönüp uyukuya daldım.
🗡️🗡️🗡️🗡️🗡️⚔️⚔️🗡️🗡️🗡️🗡️🗡️
Sabah hizmetli olan Ida beni uyandırınca yerimden kalktım.
"Leydi Catherina, Kraliçe Amberly sizi çağırdı." dediğinde kaşlarımı çatıp düşündüm ne için olabilirdi ki? Beni bulması imkansızdı.
"Tamam Ida, sen çıkabilirsin."
"Leydi Catherina, odanızı temizlememi ister misiniz?"
"Hayır Ida, ne zaman istedim ki? Odama kimse girmeyecek, sen dahil tamam mı?" dediğimde başını eğip beni onayladı ve odamdan çıktı.
Bende üzerime korsemi ve elbisemi giydikten sonra saçlarımı örüp yüzümü yıkadım. Hazır olduğumu anlayınca kibar tarafıma bürünüp odamdan çıktım ve diğer kibar leydiler gibi bende yavaş yavaş yürüyerek Kraliçe'nin çağırdığı odanın kapısına geldim. İçerden 'gel' diyen sesini duyunca kraliçe olma serüveninin hemen biteceğini düşünerek içimden ona acıdım.
İçeriye girdiğimde ilk önce beni küçük görerek süzdü ve konuştu. Bilmiyordu ki karşısında gerçek Kraliçe vardı.
"Leydi Catherina, buyrun oturun. Sizinle önemli bir husus hakkında konuşacağım." dediğinde karşısına geçip reverans selamını verdikten sonra karşısındaki koltuğa oturdum.
"Beni çağırmışsınız majesteleri."
"Evet, sana önemli bir görev vereceğim. Kralın kanı olan leydiler bunu yapmazdı bu yüzden senden isteyeceğim bu şeyi. Ben senden farklı davranan bir leydi olursa bana haber vermeni istiyorum. Sevgili eşim Kral Elrod bunu sana iletmemi istedi. Kızını arıyor ve ona yardımcı olmak bir eş olarak benim görevim." dediğinde kadına tokat atmamak için zor durdum. Resmen karşımda babama sevgili eşim diyor bir de yalan söylüyordu.
"Majestleri, kayıp prensesin öldüğünü işitmiştim. Yoksa yaşıyor mu?" dediğimde yüzünü ekşitip konuştu.
"Sevgili eşim onun yaşadığını söylüyor, kızımızı bulmak istiyoruz. Eğer boynunda kılıç şeklinde olan bir doğum lekesi görür iseniz kim olduğunu lütfen çekinmeden bana bildirin." konuşurken boynumda gözleri geziyordu ancak elbisenin boğazımın bir kısmını kapatması sayesinde güvenli olduğunu düşünüp derdin bir nefes verdi.
"Emredersiniz majesteleri." diyerek reverans selamı verirken örgümün boynumu kapatmasını sağladım ve odadan çıktım.
Ah Amberly, daha zeki olduğunu sanırdım. Az önce bana kendimi bulmamı söyledin. Ona acıyordum ancak annemin yerine kendini koymaya çalışması her aklıma geldiğinde ona olan acıma duygum bitiyordu. Yere bakarak yürür iken çarptığım sert yere baktığımda Falcona çarpmış olduğumu anladım. Yani Amberlyin ilk eşinden olan çocuğu.
"Dikkat edin Leydi ?"
"Ben Leydi Catherina, dikkat etmediğim için üzgünüm. Ancak siz de önünüze baksaydınız bu olmazdı." dememle gülümsedi ve konuştu.
"Kim olduğumu biliyor musunuz?" dediğinde sırıttım.
"Evet tabi. Siz Kraliçe Amberlyin ilk evliliğinden olan Lordsunuz." lord dememe bariz bir şekilde bozulurken zafer benimdi, ne bekliyordu ki ona prens dememi falan mı?
"Falcon!" diyerek uzaktan Falcona seslenen ses resmen Louisti. Şansımın buraya kadar olduğunu düşünerek gidecek iken Falcon kolumu tuttu ve beni kendine çevirdi. O bunu yaptığı an gözlerimi kapattım ve Lousin gözlerimi görmemesini umut ettim.
"Leydi Catherina, gözlerinizi açın." diyen Falcon ile sesimi değiştirmeye çalışarak konuştum.
"Gözlerim yanıyor da, gitmem gerek." diyerek gideceğim sırada başka bir kol tutmuştu bu sefer beni. İçimden sabır dileyerek bekledim.
"Sesiniz birine çok benziyor." diyen Louis ile kalbim çok hızlı atmaya başladı, eğer beni tanırsa her şey biterdi. Sesimi azıcık duymasına rağmen nasıl tanıyabilirdi ki?
Ellerimi gözlerim yanıyor gibi havada salladım ve gözlerim kapalı onlara arkamı döndükten sonra gözlerimi açıp hızlı adımlarla onlardan uzaklaştım. Kesin anlamıştı. Ne yapacaktım? Bunca yıllık emeğimin boşa çıkmasına izin veremezdim, eğer gerekirse onu öldürmek zorunda kalacaktım ve bu hiç hoş bir durum değildi. Odama vardığımda yatağıma oturup hızlıca düşünmeye başladım. Ellerimden anlamazdı çünkü o kadar dikkat etmesi imkansızdı ama sesimden anlamış olabilirdi. Derin bir nefesi içime çekip hizmetlim Idaya seslendim.
"Ida!" diyerek dışarı seslendikten iki dakika sonra odama geldi.
"Leydi Catherina, buyrun efendim." diyen Idaya dönüp konuştum.
"Çok acıktım, bana bir şeyler hazırlar mısın?"
"Tabiki Leydi Catherina hemen getiriyorum." diyen Ida gülümseyerek odamdan çıktı. Ona rica tarzında konuştuğum zaman mutlu oluyordu. Bende elimden geldiğince mutlu etmeye çalışıyordum. Kraliçe olunca ona yardım edebilirdim. Ida'nın gelmesini beklerken odamda olan kılıcım ve elbisemi aynı yerdeler mi diye baktığımda ortada bir sorun yoktu. Kapı çalındıktan sonra izin vermemle kapıyı açıp elinde kahvaltı tepsisiyle giren Ida konuştu.
"Leydi Catherina, Lord Louis sizi görmek istiyor." dediğinde resmen kalbim yere düşecekti, umarım beni tanımamıştır.
"Ida, lütfen Lord Louise benim gözlerimin yandığını ve müsait olmadığımı söyler misin?"
"Tabiki Leydi Catherina." diyerek gülümsedi ve odamdan çıktı. Derin bir nefesi içime cektikten sonra kapımı kilitledim ve yatağımın üzerine oturup kahvaltı etmenin zevkini çıkardım.
Kahvaltım bitince ve Louisin gittiğinden emin olunca Luna yani ejderhamın yanına gitmek için üstümü düzeltip saçlarımla boynumu kapattım. Sarayda ilerlerken kimseye gözükmemeyi umut ettim çünkü ejderham Kraliyet ailesinin ejderhalarının yanındaydı.
Yavaş adımlarla ejderhaların kaldığı kata indim ve odaya girdiğimde derin bir nefes verdim. Tabiki gözlerimi açtığımda ikiz kuzenlerim Dalbert ve Albertı görmeyi beklemiyordum. Bugünü içten içe şansız günüm olarak ilan ederken sahte bir gülümseme ile şaşkın yüzlerine bakarak reverans selamını verip bir şey sormamalarını umit ederek ejderhaların yemlerine doğru ilerlerken Dalbert konuştu.
"Kraliyet ailesinden olduğunuzu sanmıyorum. Biz bile zar zor buraya giriyoruz. Acaba siz kimsiniz?" diyen sarı saçlı ve yeşil gözlü Dalbert a döndüm. Bir kere daha ailemizin genlerinin ne kadar güzel olduğunu anlamış oldum.
"Lord Dalbert, sanırım bilmiyorsunuz ama beni Kral Elrod görevlendirdi. Ejderhalar hakkında fazlasıyla bilgim olduğundan bizzat benim bakmamı istedi." dediğimde meraklı olan suratıyla sordu bu sefer.
"Ne zaman sizi görevlendirdi? Ayrıca ismimi nereden biliyorsunuz?"
"Ben Leydi Catherina, beni dün görevlilendirdi ve bugün işime başladım. Siz leydiler arasında bilinen bir Lordsunuz." dediğimde gülümsedi ve saçlarını eliyle düzeltti sonra aklına gelen bir şey olmalı ki kaşlarını çatıp konuştu.
"Demek amcam yani Kral Elrod sizi görevlendirdi leydi Catherina. Bende benim istediğim bu görevi kime verdi diye merak ediyordum. Bana zorla izin verdi buraya girmem için ama size iş bile vermiş."
"Ben Nestoydan geliyorum Lord Dalbert. Yani bana güvenmesinin bir sebebi var. İzninizle ejdarhalar yemek bekliyor." dediğimde uçmayı yeni öğrenen ve fazlasıyla büyümüş olan Luna uzun tavanı ve büyük olan odanın diğer ucundan yanıma gelip ayağımın önünde oturdu ve kafasını bana doğru uzattı. Bize şaşkınca bakan ikizler endişelenmem için yeterliydi, anlamamış olmalarını çok istiyordum. İlk önce ciddi olan kardeş yani Albert konuştu.
"Prensesin ejdarhası çok büyümüş, üstelik Leydi Catherinaya diğerlerine davrandığı gibi davranmıyor." diyerek düşüncelerini belli etti.
Bu sefer Dalbert konuştu. "Kayıp prenses bulunsa da kraliçe olup şu karmaşıklığa son versekeşke." diyen Dalbert tarafını belli etmişti.
"Ortaya çıkması güzel olurdu ama bir korkak gibi saklanıyor değil mi Leydi Catherina?" diyen Albert'a kibarca gülümseyip konuştum.
"Prenses hakkında konuşmak benim yapamayacağım bir şey. İzninizle ejderhalarla ilgilenmek istiyorum." dediğimde uzaktan bir süre ben yem verirken beni kontrol ettiler ve gittiler.
Onlar gittiğinde Lunaya sıkıca sarılıp kafasından öptüm ve kafasını okşadım. O ise bu yaptığımla gözlerini kapatıyor ve dinleniyordu. Gözüm arkadaki ejdarhaya annemin yaşlanmış ejdarhasına değince istemsizce göz yaşımın akmasına sebep oldum. Yavaşça adımlayarak yanına vardım. Yaşlanan her ejderha gibi o da derisini döküyordu ve her geçen gün sağlığı kötüye gidiyordu. Annem ejderhasının ismini Night koymuştu. Geceyi sevdiği belliydi. Night'a sarılıp ağladım çok uzun zaman sonra ağladım.
"Sence annem yaşıyor mudur Night? Sence iyi bir kraliçe olabilecek miyim? Hayatım iyi olacak mı? Lütfen sende beni bırakıp gitme Night buna ne ben ne de babam dayanırız, babam sana belli etmiyor ama sen annemin değerlisisin bu yüzden babam ve bende seni çok seviyoruz, lütfen dayan. Lütfen bizi bırakıp gitme hem Luna da çok üzülür." derken göz yaşlarımı sildim ve Nightla Lunaya gülümseyip odadan çıktım.
Şimdi hazırlanıp Louis'in yanına gitmem gerekiyordu ve eğer ki benim kim olduğumu biliyorsa onu öldüreceğim.
Bölümü nasıl buldunuz??
1570 kelime.