Bölüm 2: Başlangıç

Catherina'nın hayatına hoş geldiniz.. sizi görmek güzel..
Üzerimi giydikten sonra kızıl saçlarımı boynumdaki doğum lekesini saklaması için kullandım ve aynadan gözlerime bir daha baktım. Farklıydım ancak bu farklılık kötüydü çünkü annem yoktu. Ben bir kaç aylık iken annem öldürülmüştü Giyan denen bir kadın tarafından ve babamın anneme olan aşkından iyi bir insan olduğunu anlayabiliyordum. Hadi başa saralım benim hayatım nasıl sürüyor?
Babam beni odasına geldiğinde bulmuş ama annemin cansız bedenini bulamamış. Amberly yani babamın şu anki mantık ilişkisindeki kadın babama yardım etmek için annemi öldüreni bulmuş. Giyan denen kadın annemin canını aldığı için babam kendi kılıcı ile onu kalbinden öldürmüş. Bir süre sonra halk babamın bekar olduğu için kötü birine dönüştüğünün dedikodusunu çıkarmış ama babam sadece güzel duygularını kaybetmişti, annem ilk ve son aşkıydı. Amberly ise dedikodular yüzünden saraya gelmişti ancak babam hiçbir şeyde ona yetki vermemişti ve annemin tacını odasında saklıyordu aynı annemin diğer eşyaları gibi.
Cansız bedenini bulamadığımız için babam, annem ve onun diktiği bir ağacı ziyaret ediyordu hep. O ağacı korumalar koruyordu ama kimse olmadığında bende gidiyordum oraya, bir elma ağacıydı.
Birde erkek bir üvey kardeşim vardı, Amberly'in ilk kocası ölmüştü ve çocuk ilk kocasındandı zaten babamla yakınlaşmaları söz konusu bile değildi. Üvey kardeşimin adı Falcondu, hep suskun ve ciddi bir tavrı vardı hatta annesine dahi soğuktu tavırları.
Ben ise her sabah Leydiler ile beraberdim çünkü sarayda kalmamın yolu leydi olmaktı ve herkes beni Nestoy Krallığından gelen bir leydi sanıyordu.
Birde geceleri farklı biri oluyordum çünkü en sevdiğim şeyi yapıyordum yani kılıç ve ok antrenmanı. Kont Baron, babamın çok güvendiği bir askerdi ve bir aile babasıydı. Beni Kont Baron eğitmişti ve küçüklüğümden beri onun oğlu Louis ile ondan eğitim alıyordum ancak ikisi de kim olduğumu veya dış görünüşümü bilmiyorlardı. Sadece göz rengimi biliyorlardı bunun nedeni ise babamın özel diktirdiği siyah kıyafetti, hem bol hem de gözlerime kadar her yerimi kapatan bir kıyafetti. Kont Baron yaşlandığı için Lord Louis ile geceleri beraber antrenman yapıyorduk ve o ikisinin beni Leydi iken görmemeleri gerekiyordu çünkü gözlerim beni ele verirdi. Bu işte bir terslik olduğunu anlarlardı. Bir de beni öldürmek isteyenler vardı, Riya krallığı kayıp prensesi arıyordu yani beni öldürmek istiyordu. Halk ise bana kayıp prenses diyordu, hakkımda tek bildikleri şey boynumdaki doğum lekesiydi. Tabi prensesin yokluğunda kimin babamdan sonra başa geçeceği merak ediliyordu. Halk kuzenlerimin geçeceğini düşünüyordu, kuzenlerim fazlaydı ve onlar beni leydi sanıyorlardı.
Hazır olduktan ve hayatımı gözden geçirdikten sonra odamdan çıkıp leydilerin kahvaltı ettiği salona girdim.
Leydilerin hepsi kuzenlerimdi ancak beni Nestoydan sandıkları için yabancı muamelesine bazen maruz kalabiliyordum.
Masaya geçtiğimde sadece ikizlerin geç kaldığını anladım. Bella bana sert bakışlar atar iken neden olduğunu biliyordum. Çünkü Bella, prensesi arıyordu onu öldürüp yerine geçme hayalleri vardı ama prenses bendim ve bunu ben söylemedikçe bilemeyecekti.
"Leydi Bella, bir sorun mu var?" dedim kibarca.
"Gözleriniz çok farklı, her defasında incelerken buluyorum kendimi üzgünüm." dediğinde kibarca gülümsedim.
"Anlıyorum." dediğimde gözlerini bu sefer Amia' ya dikti.
Bella ciddi ve sert olanımızdı. Ayrıca aramızdaki en büyük kendisiydi, yirmi yaşındaydı yani abisi Calvinden iki yaş küçüktü. Bendense bir yaş büyük. Benim yaşıtlarım ise, Aissa ve Amia idi. Aissa en enerjik olanımızdı ve ani kararlarla hareket ederdi hep. Aissa tek çocuktu.
Amia da onun gibiydi ama mantıklı kararlar veren enerjik biriydi. Amianın on altı yaşında olan erkek kardeşi Arnott onun aksine mantıklı düşünmekle uğraşmazdı.
Birde ikizler vardı Gloria ve Golda her zaman en süslümüz ve evlenmeye meraklı olanımızdı hatta bunu onlara anneleri öğretmişti. Bütün kuzenlerim baba tarafındandı ve babamın hiç kız kardeşi yoktu sadece erkek kardeşleri vardı.
Yanımda heyecanla kıpırdanan Aissa bana döndü.
"Biliyor musun galiba kuzenlerimden biri Kraldan sonra başa geçecek." diyen Aissa ile gülümsedim fark ettirmemek lazımdı sinirli olduğumu.
"Hangi kuzenin?"
"Tanır mısın bilmem ama büyük ihtimalle Kalen olur. Kalenın babası Merlin hep Kral olmak isterdi bu yüzden babasının isteği için her şeyi yapar." demesiyle içeriye ikizler girdi ve sustuk.
"Leydi Catherina, nasılsınız?" diyerek karşıma oturan ve sarı saçlarıyla oynayan Gloriya döndüm.
"İyiyim, peki siz Leydi Gloriya?"
"Ben her zaman iyiyimdir." diyerek sahte bir kahkaha attı hani olur ya kibar olmaya çalışan kadınların kahkahası aynı öyleydi şu an.
Yemeklere başlamıştık. Ben yemeklerimi hep kontrol ederek yerdim malûm zehir koyulabilirdi bunu babam söylemişti.
"Leydi Golda, sizin bir talibiniz olduğu söylendi, doğru mu?" diyen Amiaydı.
"Hemen duyulmuş demek. Aslında Gizya kararlılığının prensi ile beraberiz." demesiyle düşündüm. Riya krallığı bizim savaştığımız krallıktı ve Gizya krallığı Riya krallığına kılıç ile zırh üretiyordu. Ya Golda prens ile evlenir ve Riya krallığı kılıç elde edemez ya da Riya krallığının yaptığı bir oyundur bu birliktelik.
Bella konuştu bu sefer. "Leydi Golda, yanlış anlamayın ama Prens ile tam olarak ne konuşuyorsunuz? Sonuçta savaştığımız krallığın destekçisi olan bir krallığın prensinden bahsediyoruz."
"Yanlış anlamam Leydi Bella. Prens çoğunlukla kayıp prensesi soruyor ama merakından sadece. Bunun dışında birbirimize olan aşkımızdan bahsediyoruz." diyerek kafasını omzuna yatırdı ve ellerini birleştirerek hayaller kurar gibi camdan dışarı bakmaya başladı. Tahmin ettiğim gibi Riya krallığının planı olma ihtimali yükselmişti. Bella siyah saçlarını arkasına alıp tekrardan konuştu.
"Ah Leydi Golda, bence prense fazla olumlu bakmayınız. Tabi sizin tercihiniz." demesiyle ona baktım gülümsüyordu çünkü Riya krallığının benim peşimde olduğunu yeni öğreniyordu.
Doyduğumu hissedince reverans yapıp oradan çıktım ve babamla buluşmak için olan gizli odaya doğru ilerledim aşağıda zindanların bir kat aşağısında bir oda vardı ve bunu sadece babam ile ben biliyordum. Ben geldiğimde babam yoktu. Bu odada bir sürü kitap ve duvarda yapışmış büyük bir harita vardı. Bu odayı ben hazırlamıştım çünkü hizmetliler yapsaydı burayı öğrenmiş olurlardı.
Buradaki eski kitapları inceledim, çoğu ejderhalarla ilgiliydi ve bunun sebebi Riya Krallığının bize yırtıcı ejderhalar göndermesiydi. Çoğunlukla onlar gönderse de bazen başı boş olan ejderhalar da gelebiliyordu krallıklara.
Annemin ejderhası ölmemişti ama yaşlanmıştı ejderhanın yavrusu da benimdi ve hala gelişim süresindeydi. Babam hiçbir zaman ejderhalara ilgi duymamıştı ama annem ve benim ilgi duymam yüzünden birçok bilgiye sahipti. Ben bir kitabı okurken içeri babamın girmesiyle ayağa kalkıp ona selam verdim ama o resmi olmak yerine tacını masaya koyup bana sıkıca sarıldı.
"Ah kızım uzun zamandır göremedim seni. Bir sorun mu var?"
"Baba, biraz konuşalım mı?"
"Tabii ki." diyerek bir sandalyeye oturdu bende onun karşındakine oturdum.
"Golda, Gizya krallığının prensi ile berabermiş ve Prens sürekli kayıp prensesi soruyormuş. Tahminimce Riya krallığı ile iş birliği yapıyorlar. Üstelik Bella sürekli beni gözlemliyor. Bir de Kalen.. Kalen babasının ölümünden beri onun için kral olmak istiyor yani sana zarar vermesinden korkuyorum." dedim tek nefeste. Babam dirseğini masaya koyup çenesini tuttu ve düşünmeye başladı.
"Bence Kraliçe olma zamanın geldi." dediğinde gözlerimi sonuna kadar açtım.
"Daha hazır değilim üstelik zaten sen varsın."
"Ben yaşlanıyorum kızım ve sen tamamen hazırsın. Hem prenses olarak büyümediğin için bir çok insanı tanıyor ve strateji yapabiliyorsun. Ancak annenin senin için sakladığı kolyeyi bulmamız gerekiyor."
"Baba, geçen sene ölen annemin yardımcısı Lad."
"Evet?"
"O son gününde benimle konuşmuştu. Kolyeyi bir yere annemin gömdüğünü söyleyip gitmişti ve sorularıma cevap veremeden öldü o gün."
"Hmm... Galiba annenin kayıp kılıcı da birinde ve o kişi annenin güvendiği biri olmalı." dediğinde onu başımı sallayarak onayladım.
"Bence birileri her şeyi biliyor. Baba bak biliyorum önceden konuştuk ama yine söylemek istiyorum, annemi Giyan öldürmüş olamaz çünkü onu öldürmek ona yardımcı olmazdı ve nedensiz ölüm olmaz. Bence annemi öldüren yaşıyor ve kolyeyi biz bulmayalım diye Lad'ı öldürdü. Eğer biraz düşünürsen bana hak vereceğine eminim."
"Tamam kızım, düşüneceğim. Annenin güvendiği kişiyi yani kılıcı alan kişiyi bulmalıyız ilk önce. İllaki bir ipucu daha bulacağız." dediğinde onu onayladım.
"Senin küçüğe isim verdin mi?" demesiyle kocaman gülümsedim. Ejderhamdan bahsediyordu.
"O büyüdü baba, isim verdim. Adını Luna koydum ki her savaşta annemin varlığını yanımda hissedeyim. Çünkü annem senin dediğin gibi Ay'a hayran olan bir kadındı."
"Onu çok özlüyorum ama senin gözün ve saçların aynı annen. Sana sarılınca ona sarılıyormuşum gibi geliyor." dediğinde duygusal ortamı dağıtmak amacıyla konuştum.
"Ben Luna'nın yanında olamayacağım bugün. Benim yerime sen onun yanına git olur mu? Yalnız hissetmesin." dediğimde gülümsedi.
"Merak etme. Ben gideyim artık." dediğinde onu onaylayıp masadaki tacı aldım ve dikkatle babamın kafasına taktım. Gülümsedi, bende gülümsedim ve reverans yaptım.
"Kral Elord, görüşmek üzere." dediğimde o da gülümsedi ve konuştu.
"Görüşmek üzere prenses Catherina." dedikten sonra odadan çıktı.
Bölümü beğenenler?
En sevdiğiniz sahne?
Amberly?
Catherina?
Diğer bölüm aynı günün gecesi Louis ile olan antrenmanlarında başlayacak. Lütfen yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın.
Yazarınız ARTEMİS