İçeriğe geç

KAYIP PRENSES

Bölüm 1 · 5 dk okuma

KAYIP PRENSES

Bölüm 1

Bölüm 1: Geçmiş

Bölüm1: Geçmiş

Bu yeni bir hikaye değildir yıllar önce severek yazdığım ilk hikayelerden biridir. Diğer platformda gördüğü ilgiyi ve beğeniyi burada da bulması dileği ile burada yeniden tamamlanmış hâli ile yayınlıyorum. O zaman sizi ilk bölümle baş başa bırakıyorum..

Kurgu tarihi (1 Haziran 2021)

Ben yazarınız ARTEMİS. Bu bölüm kısa çünkü başrolün annesinin ağzından geçmişi okuyacaksınız. Ancak diğer bölümler başrol tarafından okuyacağız her şeyi.

Kraliçenin ölüm günü..

Ben Camella. Birkaç ay önce küçük kızım doğmuştu. Ben ve babası onu izlemeden duramıyorduk. Sürekli ayaklarıyla oynuyor ve parmaklarını ağzına koyarak küçük neşesiyle mırıldanıyordu. Onu gülümseyerek izlerken çalınan kapı ile dikkatim dağıldı. Gelen Lad idi. Lad benim yardımcım olan adamdı ve sarayda bana eşlik ediyordu.

"Majesteleri, halk küçük kızınızı görmek için sabırsızlanıyor. Ne dememi istersiniz?" dediğinde gülümseyerek Catherinayı kucağıma aldım ve Lad arkamda bana eşlik ederken halkın toplandığı salona doğru ilerledik. Büyük salondaki kralın yanında olan tahtıma oturup konuşmaya başladım.

"Öncellikle hoş geldiniz. Bize bu mutlu günümüzde eşlik ettiğiniz için teşekkür ederiz." dediğimde herkes gülümseyerek kucağımdaki kızıma bakıyordu, Amberly hariç. Kızımın adını söylemek gibi bir niyetim yoktu ancak onu herkesin tanıması için bir şey yapabilirdim.

"Size kızımı nasıl tanıyacağınızı göstereyim." diyerek Catherina'nın boynunda ki kılıç şekline benzeyen doğum lekesini gösterdim herkese. Herkesten şaşkınlık ve hayranlık nidaları dökülürken Kral onları susturup konuştu. Catherina'nın gözlerini kimseye göstermiyorduk çünkü bir gözü babası Kral Elrod gibi yeşil iken diğer gözü benim gözlerim gibi siyahtı. Bu mükemmel gözleri halka göstermek istemiyordum bu yüzden Catherina'nın yüzünü kimseye göstermiyordum. Bu süreç o belirli bir yaşa gelene kadar böyle devam edecekti. Tek veliaht ancak bu şekilde güvende tutulabilirdi.

Her çocuğun belirli bir zamanda yapması gereken bir seçim olurdu. Önüne bir sürü eşya koyardık ve seçtiği bir eşya onu temsil ederdi.

Kral her şeyi hazırlatmıştı. Bir masa önümüze geldi ve üzerinde süslü bir elbise, kralın kılıcı, benim ok ile yay setim vardı bir de ekinler ile hesap yapılan defter vardı. Herkes heyecanla masaya ve Catherinaya bakıyordu.

"Hadi güzel kızım, geleceğin senin gibi güzel şekillensin." diyerek onu masanın üstüne düşmeyecek bir şekilde bıraktım. Küçük gözleriyle eşyaları inceledi ve iki elini heyecanla kaldırıp bir eliyle babasının Kılıcını bir eliyle benim yay setimi tutunca büyük bir alkış koptu halktan. Elrod ağlayacak gibi gözüküyordu, duygulanmıştı. Elrodun yanağını okşayıp gülümsedim. Bana döndüğünde o da gülümsedi ve fısıldadı.

"Teşekkür ederim Camella. Bize kızımızı verdiğin için." dediğinde bir daha baktım onun yeşil gözlerine ve gülümsedim. Ben sadece okçu ve genç iken Elrod prensti ve onunla tanışmış bu zamana kadar gelmiştik. Şimdiyse yılların verdiği yaşanmışlıklar yüzümüzde iz bırakmak istercesine derin izlere dönüşmüş zamanın hızla geçtiğini hatırlatmak istemişti. Artık iki kişi değildik üç kişilik bir aile olmuş ve

Kutlamalar bitince odama geçtim, Elord ise av için askerlere eşlik etmişti. Catherina'nın seçiminden sonra onu alıp saraydaki korumaların eşliğinde odama girmiştim. Benim güzel kızım uyurken dışardan gelen konuşma seslerine tanık oldum. Konuşan kişiler soylu Giyan ve Kralın kardeşi olan Carlosun eşi Aliceydi. Onların konuşmalarını penceremden duyabilirken biraz daha yaklaştım pencereme.

"Veliaht prensesi nasıl öldüreceğiz? Onun yerine Bella kraliçe olmalı." diyen Alicedi. Bella onun küçük kızıydı.

"İlk önce kraliçeyi öldürmemiz gerek sonrası kolay." diyen Giyan ile camda onları dinlediğim yerden hızla ayrılıp kucağıma Catherinayı aldım ve odamdan çıktım. Odamdan çıktığımda korumalar gitmişti ama normalde burada olmalıydılar. Kucağımdaki kızımı sıkıca kavrayıp koştum sadece onu kurtarmak istiyordum. Kılıçlar ile dolu odaya girip sakladığım kılıcı aldım ve yanıma gelen Lad'in eline verip Nestoy krallığının kraliçesi olan Bertildaya bir mektup yazmam gerekiyordu. Hızlıca yazdığım mektup şuydu.

Sevgili dostum Bertilda; Sana gönderdiğim kılıcı lütfen güzelce sakla olur mu? Bir gün kızım Catherina gelip o kılıcı alacaktır. Boynunda kılıç şeklinde doğum lekesi var ve iki gözünün rengi de farklı biri yeşil biri siyah saçları ise benimki ile aynı. Sana güveniyorum Bertilda. Lütfen kızıma yardım et. Alice ve Giyan beni öldürmek adına suikast hazırlığındalar eğer bu mektup sana ulaştığında ölmüş isem bil ki sen tek umudumsun.

Mektubu alan yardımcım Lad kılıcı da alıp koşarak bir at arabasına bindi. Bende koşarak Saraydan ayrılıp kucağımdaki kızımla beraber sarayın arka tarafında olan ormana doğru ilerledim. Ormanda küçük bir yeri ellerimle kazarak boynumdaki kolyeyi çıkardım ve çukura yerleştirdim. Bu kolyeyi takan kişiler sadece kraliçelerdi ve bu kızıma mirasımdı. Saraya gitsem dahi Kral Elrod av için gitmişti işin işkillendirici tarafı ise hizmetlilerle şövalyelerin burada olmamasıydı. Saraya vardığımda her yer sessizdi ve ortalıkta kimse yoktu. Kralın çalışma odasına girip Catherinayı onun dolabına bırakıp küçük burnunu öptüm kokusunu içime çekerek.

"Hemen döneceğim bebeğim sessizce beni bekle." henüz beni anlayacak bir yaşta değildi ama usulca gülümsedi bana bakarak. Mecburiyetle dolap kapaklarını kapattım ve odanın kapsını kilitleyerek koridora çıktım. Bir asker ya da koruma bulmak için topraklı ellerimle etrafta gezinmeye başladım ama kimse yoktu. Bir kahkaha sesi yükseldiğinde arkamda Amberly vardı. Bana yaklaştı yaklaştı ve gülerek konuştu.

"Giyan ve Alice senin duyduğunu tabii ki biliyordu. Sahi duyduktan sonra nerelerdeydin sizi bulamadık majesteleri?" diyerek alayla konuştu.

"Şimdi sizi öldüreceğim ve herkes Giyanın öldürdüğünü düşünecek. Siz artık ölüsünüz majesteleri." diyerek gülümsedi ve elindeki kılıçla bana doğru yaklaştığında belimdeki hançeri çıkardım. O bana yaklaşınca aceleyle davrandığım hançerim onun kolunu sıyırıp elbisesinin kolunu yırtmıştı.

"Seni aptal! Çabalama artık seni öldüreceğim!" diyen Amberly kılıcı bana doğrultunca eğilip bu sefer hançerimi ayağına geçirdim. O çığlık atarak elindeki kılıcı bıraktı ve yere yığıldı. Kılıcı tekmeleyerek bizden uzaklaştırdım ve Amberlyin yanına eğildim. Birden gülmeye başlamasıyla nefesim daraldı.

"Sence senin kılıçta iyi olduğunu düşünmedim mi? Sen düzenli olarak aylarca çayından zehir aldın Camella ve artık etkisindesin." dediğinde kalbime giren ağrı çok fazlaydı. Son gücümle hançeri sıkıca tutup bacağından sertçe çıkardım ve koluna sapladım. Üzerime sıçrayan kanı, kulaklarıma uğultu olarak ulaşan acı içindeki çığlıkları.. Ancak amacım kolu değil kalbiydi, zehrin etkisinde olan bedenimden güç alamazken bunu fark etmişti. Amberly belindeki hançeri aldı ve sol yanıma sapladı, benden önce kraliçe tacım yere düşüp boş sarayda yankı yaptı. O an bitti her şey o an gözlerim karardı hayatım bitti. Düşündüğüm tek şey, tek aşkım Elrod ve kızım Catherinaydı.

İlk önce nefesim kesildi sonra gözlerim dondu göremedim, tam kapanmadılar bunu hissetim ama sonrası yoktu ölüm hissiyattı neydi bilmiyordum.

Maalesef hayatın sürprizlerle dolu olduğunu da bilmiyordum.

Belki bilenler vardır buradan bu hikayenin ilk okuyucularına seslenmek istiyorum. Desteğiniz için teşekkür ederim. Bundan sonra burada olacağız.

Ve bu hikayeyi ilk defa burada okuyan yeni okuyucularım hoş geldiniz. Sizi mücadele ve sırların eksik olmadığı bu yolculukta bizimle beraber görmek çok güzel. Hazır olun çünkü Catherina hayatınıza girmek için hazır.

Bölüm sonu

1 yorum