Ormanın derinliklerine girdikçe hava daha da ağırlaştı. Kuş sesleri kesildi, rüzgar durdu. Sadece kendi ayak sesleri ve uzaklardan gelen, ritmik bir ses duyuluyordu: Gıcııırt... Gıcııırt... Gıcııırt... Sanki yağlanmamış eski bir tekerlek yavaşça dönüyordu.
Sesin geldiği yöne doğru yürüdüler ve küçük bir açıklığa çıktılar. Orada, devasa bir çınar ağacının altında, arkası onlara dönük bir tekerlekli sandalye duruyordu. Üzerinde ise küçük bir çocuk oturuyordu. Üzerindeki eski, yırtık kıyafetler toz içindeydi.
Eren titreyen bir sesle fısıldadı: "Hey... Küçük çocuk? İyi misin?"
Çocuk hiç kıpırdamadı. Ama o ritmik gıcırtı sesi hala devam ediyordu, çünkü çocuk başını yavaşça, sanki boyun kemikleri tek tek kırılıyormuş gibi arkaya doğru çevirmeye başladı.
