Tokyo’nun karanlık sokakları, tarihindeki en kanlı fırtınaya şahitlik ediyordu.
Kenji’nin emriyle Karasu klanının yüzlerce siyah aracı caddelere dökülmüş, şehrin tüm giriş-çıkışları, limanlar ve yer altı tünelleri abluka altına alınmıştı. Kenji, merkez malikanenin geniş salonunda adeta kafese kısılmış yaralı bir aslan gibi volta atıyordu. Üzerindeki pahalı gömleğe sıçramış kan lekeleri henüz kurumamıştı ama yüzündeki ifade, o kandan bin kat daha ölümcüldü.
Elindeki bardağı duvara fırlatıp tuzla buz ettiğinde, salonda diz çökmüş onlarca kıdemli adamının nefesi kesildi.
"Bana mazeret getirmeyin!" diye kükredi Kenji, sesi duvarlarda yankılanarak koca yapıyı titretti. "Tokyo’da nefes alan tek bir fare bile kalsa o delikten çıkarılacak! Şehri yakın, gerekirse her sokağı mezara çevirin ama kızımı o şerefsizlerin elinden çekip alın! Onu bana canlı getiremeyen kimse bu kapıdan içeri bir daha sağ giremez!"
Baş koruma, titreyen elleriyle telefonu kapattı ve başını yerden kaldırmadan fısıldadı: "Efendim... Doğu ve batı otoyol çıkışlarına barikatlar kuruldu. Ancak fırtına yüzünden görüş sıfıra indi, izlerini dağ yoluna doğru kaybettikleri söyleniyor."
Kenji bir adımda adamın tepesine dikildi. Bakışlarındaki saf nefret, karşısındakinin kanını dondurmaya yetti. Kemerindeki silahı çekip kurşunu namluya sürdü. "Öyleyse dağları yerle bir edin. Hanae’nin kanı kurumadan, Asami’nin saçının tek bir teline zarar gelirse, bu şehirde taş üstünde baş bırakmayacağım."
Aynı dakikalarda, şehrin dışındaki lüks bir villanın loş salonunda bambaşka bir hava hakimdi.
Pahalı deri koltuğunda bacak bacak üstüne atmış olan rakip klan lideri Kuroda, elindeki viski kadehini hafifçe çeviriyordu. Yüzünde yıllardır Kenji Sato’nun gölgesinde ezilmiş olmanın getirdiği o zehirli kin, yerini kibirli bir zafere bırakmıştı. Masadaki telefonun titremesiyle kadehini dudaklarından ayırdı ve hoparlöre bastı.
"Söyle," dedi kendinden emin bir tonda.
Hattın diğer ucundaki boğuk ses, arkadan gelen fırtına uğultusuyla karışıyordu: "Patron, iş bitti. Hanae Sato nefes almıyor. Kenji’nin zırhlısı hurdaya döndü, bebeği de aldık. Şu an sınır hattındayız."
Kuroda başını arkaya atıp salonu dolduran boğuk, muzaffer bir kahkaha attı. Yılların ezilmişliği, Kenji’nin karşısında yutmak zorunda kaldığı aşağılanmalar tek bir gecede silinip gitmiş gibiydi.
"Sonunda..." diye mırıldandı Kuroda, gözlerini tavana dikerek. "Yıllardır dokunulmaz sanılan o koca Kenji Ryu Sato... Artık tahtında tek başına, cesetlerin ve boş bir beşiğin başında ağlayacak bir hiçten ibaret."
Kadehini masaya sertçe bıraktı ve sesini buz gibi bir ciddiyete büründürdü: "Sato soyunun kökünü kazıdık. Şimdi o bebeğin de nefesini kesin ve cesedini asla bulamayacakları bir yere gömün. Kenji ömrünün sonuna kadar kızının mezarını bile arayarak kahrolsun!"
Telefon kapandığında Kuroda, Kenji’yi tamamen yok ettiğine inanarak zafer sarhoşluğuyla arkasına yaslandı. Ancak bilmediği bir şey vardı: Yaralı bir babanın intikamı, yeraltı dünyasının yazılmış tüm kurallarını kanla yeniden yazacaktı.