Fırtına dağ yolunda giderek şiddetlenirken, siyah minibüs eski ve terkedilmiş bir benzinliğin arkasında durdu.
Araçtan inen adamlar hızla plakaları sökerken gerginlik havada elle tutulur hale gelmişti. Kuroda’nın emri kesindi: Bebeğin nefesi kesilecek, Sato soyunun son bağı sonsuza dek toprağa gömülecekti.
İçlerinden biri, yüzündeki maskeyi hafifçe aşağı indirip kucağındaki minik bedene baktı. Adı Tatsuya’ydı. Yıllardır yeraltının kanlı hesaplaşmalarında tetik çekmiş, kurşun sıkmıştı ama bir bebeğin canını almak… Bu, onun bile aşamayacağı karanlık bir sınırdı. Küçük Asami’nin minik parmakları, adamın deri eldiveninin ucuna hafifçe tutunmuş, yorgunluktan kapanmak üzere olan iri gözleriyle ona bakıyordu. Masumiyetin bu denli çaresiz bir hali, adamın katılaşmış vicdanında derin bir çatlak açtı.
Diğer iki tetikçi bagajdan bir kürek çıkarıp yaklaştı. Biri silahının sürgüsünü çekti. "Hadi bitir şu işi Tatsuya, fazla vaktimiz yok. Ormanın içine sokup tek kurşunla hallet, ardından çukura atarız."
Tatsuya sesindeki tereddüdü ustaca gizleyerek soğuk bir ifade takındı. "Siz arabayı toparlayın, izleri silin," dedi sert bir tonla. "Bir bebeğin canını almak için üç erkeğe gerek yok. Ben ormanın derinliğine götürüp işini bitiririm. Patronun yanına eli boş dönmeyiz, merak etmeyin."
Adamlar birbirlerine bakıp başlarını salladılar; kimse bir bebeğin kanını kendi eline bulaştırmaya hevesli değildi zaten. "Acele et, beş dakikan var," dediler ve minibüsün başına döndüler.
Tatsuya, kucağındaki Asami ile birlikte hızla orman yoluna saptı. Fırtına rüzgarı ağaçları kıracak gibi esiyor, yağmur adamın yüzünü kamçılıyordu. Minibüsün görüş açısından tamamen çıktığından emin olana kadar durmadı.
Nihayet, dağ yolunun kenarında, eski ve derme çatma bir ahşap durağın sundurmasının altına ulaştı. Burası ana yoldan uzakta, kasabaya inen seyrek kullanılan tali bir yoldu.
Ceketinin fermuarını açıp bebeği yağmur almayan kuru bir köşeye, rüzgarın çarpmayacağı şekilde bıraktı. Üzerindeki sıcak kumaşı iyice sarıp sarmaladı. Boynundaki ince altın kolyeye dokundu; eğer bu kolyeyi alırsa kızın kimliği silinirdi ama belki de bir gün gerçekte kim olduğunu bulmasının tek kanıtı bu olacaktı. Kolyeye dokunmadı, kumaşın içine gizledi.
Cebinden silahını çıkardı. Boş orman boşluğuna doğru iki el ateş etti. Silahın yankısı vadide patlarken, minibüsteki adamlar infazın gerçekleştiğini düşünecekti.
Gözlerini küçük kıza indirdi. Kalbi göğsünü delercesine çarpıyordu. "Beni affet küçük kız," diye fısıldadı çatallı bir sesle. "Seni bu fırtınanın ortasına bırakıyorum ama en azından bir şansın var. Ya bu gece Tanrı seni yanına alacak ya da bir melek yolunu buradan geçirecek..."
Son bir kez Asami’nin yüzüne baktı, arkasını döndü ve karanlığın içine doğru hızla koşarak uzaklaştı.
Gecenin zifiri karanlığında, uğuldayan fırtınanın ve ıslak yaprakların hışırtısının arasında, küçücük bir nefes yaşam savaşı vermeye başlamıştı. Kaderin çarkları dönüyor, o ıssız yol kenarında terk edilen bebek, gelecekte koca bir hanedanı sarsacak fırtınanın ta kendisine dönüşmek üzere bekliyordu.