Sınıfın içindeki hava öylesine ağırlaştı ki pencereden esen rüzgarın uğultusu bile duyulur oldu.
Shin, elleri ceplerinde masanın kenarından sıyrılarak bir adım öne çıktı. Adımları öylesine sessiz ama ritmikti ki Airi ve yanındaki iki kız gayriihtiyari bir adım geri çekilmek zorunda kaldı. Airi’nin yüzündeki o baştan çıkarıcı gülümseme, Shin’in gözlerindeki mutlak boşluğu gördüğü an donup çatladı. O bakışlarda bir erkeğin bir kıza duyabileceği en ufak bir ilgi kırıntısı yoktu; yalnızca bir hedefin nefesini kesmeye hazır bir celladın dondurucu sessizliği vardı.
Shin yavaşça eğildi. Yere fırlatılan kalın ders kitabını ve dağılan kalemleri tek tek, acele etmeden topladı. Kitabın kapağındaki tozu parmaklarının ucuyla silkeleyip Nami’nin sırasının tam ortasına, milimetrik bir düzenle yerleştirdi.
Ardından doğruldu. Bakışlarını doğrudan Airi’nin gözlerine kilitledi. Sesi bağırmıyordu; fısıltıdan farksız, alçak ama bir jilet gibi keskin çıktı:
"Gürültüden hoşlanmadığımı söylemiştim. Masanın üzerindekileri bir daha yere düşürürsen, bu sınıfta ayakta duracak bir yer bulamazsın."
Airi’nin dudakları titredi. Hayatında ilk kez birisi ona holding patronu olan babasının servetini, güzelliğini ya da okul kraliçeliğini hiçe sayarak bir çöp gibi bakmıştı. "Sen... Sen kim olduğunu sanıyorsun be?!" diyebildi, sesi çatallanarak. "Bana böyle konuşamazsın!"
Tam o anda arka sıradan sert bir sandalye gıcırtısı koptu.
Ren, elleri ceplerinde, kaşları çatık bir halde ikilinin arasına doğru adımladı. Yüzündeki o umursamaz, alaycı ifade tamamen silinmişti. Dün Nami ile o sıcak sofrada oturan, gülen Ren gitmiş; okulun kontrolünü elinde tutan kibirli varis geri dönmüştü. Airi’nin korkudan gerilediğini görünce, sınıftaki hiyerarşiyi ve kendi çevresini koruma refleksiyle bir adım öne çıktı.
Airi’yi hafifçe kolundan tutup kendi arkasına doğru çekti. Bakışlarını doğrudan Shin’e dikerek soğuk, üstten bir tonda konuştu:
"Okula yeni gelenlerin ilk günlerinde etraflarına fazla havlamaması gerektiğini öğretmediler mi sana Kurokawa? Burada kimin nasıl konuşacağına sen karar veremezsin. Airi bizim çevremizden; onun ne yaptığı ya da kimi uyardığı seni hiç ilgilendirmez. Haddini bil."
Ren’in sözleri sınıfta buz gibi bir etki yarattı. Dün akşam Nami’nin evinde o sıcacık sofrada gülen, Nami’ye karşı içinde bir şeylerin kıpırdadığını hissettiren Ren, şimdi herkesin ortasında Nami’ye zorbalık yapan Airi’nin arkasında durmuş, onu savunur bir tavır takınmıştı.
Shin’in gözlerinde en ufak bir duygu dalgalanması olmadı; Ren’in boğazını tek bir hamlede sıkıp nefesini kesebilecek pozisyondaydı.
Ancak tam o anda Nami oturduğu yerden hızla fırladı.
Beklenmedik bir çeviklikle Shin’in tam önüne geçti; adeta sırtını Shin’e bir kalkan gibi verip doğrudan Ren’in karşısına dikildi.
Ren afalladı. Nami’nin Shin’i korur gibi araya girmesi ve kendisine doğru dönen o alev alev bakışları göğsüne sert bir darbe gibi indi.
Nami başını hafifçe kaldırdı. Gözlerinde ne bir kırgınlık ne de hayal kırıklığı vardı; sadece buz gibi bir mesafe ve Ren’i yerin dibine sokacak kadar keskin bir gurur parlıyordu.
"Çevren mi?" dedi Nami, sesindeki soğukluk Ren’in kulaklarında çınladı. "Demek sınırların ve koruman sadece senin o sahte dünyana ait olanlar için geçerli, öyle mi Tachibana?"
Ren bir an ne diyeceğini bilemedi, dudakları aralandı ama ses çıkmadı. İçinde dünden beri yeşeren o yakınlık, Nami’nin bu buzdan duvarına çarpıp paramparça oldu.
Nami bir adım daha yaklaştı, gözlerini bir saniye bile Ren’in gözlerinden ayırmadı. "Dün akşam o sofrada kim olduğunu unutmuş gibisin. Ama iyi ki hatırlattın. Kimin kime havladığı ya da haddini kimin bildireceği benim umurumda değil. Ama eğer o çevren masama bir daha dokunursa, araya sen değil bütün ailen girse bile o haddi ben bizzat bildiririm."
Arkasında duran Shin, başını hafifçe öne eğip Nami’nin dik duran omuzlarına baktı. Yüzünde ilk kez, neredeyse fark edilmeyecek kadar silik ama gurur dolu bir tebessüm belirdi. Damarlarında akan Sato kanı, hiçbir korumaya sığınmadan güpegündüz parıldıyordu.
Tam o sırada ders zili tiz bir sesle çaldı. Kapıda öğretmenin görünmesiyle sınıftaki büyü bozuldu. Nami arkasını dönüp yerine oturdu; Ren ise dişlerini sıkarak, göğsündeki o ağır suçluluk ve öfkeyle sırasına doğru geri çekilmek zorunda kaldı.