Bay Tanaka’nın tahtaya yazdığı karmaşık türev denklemleri ve analiz problemleri, sınıftaki birçok öğrenci için aşılmaz bir duvar gibiydi. Ancak arka sırada oturan Shin için bu formüller çocuk oyuncağından farksızdı. Yıllarca klanın milyonlarca dolarlık kara para aklama ağlarını, borsa manipülasyonlarını ve lojistik denklemlerini yönetmiş olan zihni, lise müfredatını saniyeler içinde analiz edip çözebilecek kadar keskindi. Defterine tek bir çizgi çekmeden anlatılanları dinlerken, bakışları tahtadan çok sınıfın dinamiklerindeydi.
Nami’nin ön sıradaki pürdikkat duruşunu, tahtadaki adımları herkesten önce kavrayıp not alışını izliyordu. Ancak en çok dikkatini çeken şey, Nami’ye yönelen zehirli bakışlardı. Airi’nin arkaya dönüp attığı o kindar süzüşler, ön sıralardaki birkaç kızın fısıldaşmaları ve Ren’in hemen çaprazdan Nami’yi korumacı bir tekinsizlikle takip edişi... Shin, yeraltı dünyasındaki suikast kokusunu ne kadar iyi tanıyorsa, bu lise koridorlarındaki sinsi pusu kokusunu da o kadar net ayırt edebiliyordu.
Teneffüs zilinin tiz sesi koridorda yankılanıp Bay Tanaka sınıftan çıktığı an, sınıfın havası bir anda buz kesti.
Airi, eteğini savurarak yerinden kalktı; yanındaki iki kız arkadaşını da peşine takıp doğruca Nami’nin sırasının başına dikildi. Airi yürürken saçlarını omzunun arkasına atıp hemen arkada oturan Shin’e kaçamak, davetkar ve baştan çıkarıcı olduğunu düşündüğü süzgün bir bakış fırlattı. Yeni gelen bu gizemli, yakışıklı ve mesafeli çocuğun dikkatini çekmek istiyordu; ancak asıl gösterisini Nami’yi ezerek sergileyecekti.
Airi, ellerini Nami’nin masasına sertçe dayadı. Bakışlarındaki sahte zarafet yerini çiğ bir nefrete bıraktı.
Nami’nin önünde açık duran kalın ders kitabını tek bir hamlede "pat" diye kapattı ve elinin tersiyle yere fırlattı. Kitap parkelerin üzerinde kayarak sıranın altına savrulurken, Nami’nin kalemliği de devrilip içindekiler etrafa saçıldı.
"Dün okuldan fareler gibi nasıl kaçtığını anlat bakalım burslu," dedi Airi, sesindeki tiz ve aşağılayıcı tonla tüm sınıfın dikkatini üzerlerine çekerek. "Arkana bile bakmadan nereye kayboldun? Yoksa senin gibi varoşların kaçmaktan başka bildiği bir şey yok mu?"
Yanındaki kızlardan biri alayla kıkırdadı: "Arka kapılardan gizlice tüymek tam ona yakışan bir hareket zaten."
Airi hafifçe Shin’e doğru dönerek, sesini cilveli ama bir o kadar da kibirli bir tona bürüdü: "Görüyorsun değil mi Shin-kun? Bu okula bazen çöplükten gelenleri alıyorlar, ama ait oldukları yeri hatırlatmak bizim görevimiz."
Nami oturduğu yerden kıpırdamadı bile. Yere saçılan kalemlerine ya da fırlatılan kitabına bakmadı. Başını yavaşça kaldırdı; gözlerinde en ufak bir korku ya da telaş yoktu. Yalnızca karşısındaki bu aciz gösteriyi küçümseyen, kışkırtılamaz bir soğukkanlılık vardı.
Tam o sırada, Nami’nin arkasındaki sıradan metalik, ağır bir gıcırtı yükseldi.
Shin sandalyesinden yavaşça ayağa kalktı. Boyu, Airi ve yanındaki kızların üzerine devasa bir gölge gibi düştü. Sınıftaki uğultu o anda bıçakla kesilmiş gibi durdu; arka sırada oturan Ren bile kaşlarını çatarak yerinde doğruldu. Shin’in yüzünde ne bir öfke ne de bir mimik vardı; sadece bir cesedin soğukluğunu andıran, insanı iliklerine kadar titreten o derin, kapkaranlık gözleri doğrudan Airi’nin yüzüne kilitlenmişti.