Ertesi sabah Teiko Özel Lisesi’nin 12-A sınıfında yine ders zili çalmak üzereydi. Koridorlar, dünkü firarın ardından Airi’nin öfkeli homurtuları ve Ren’in umursamaz tavırlarıyla çalkalanırken sınıf kapısı bir kez daha sertçe aralandı.
İçeri giren okul müdürü ve sınıf öğretmeni Bay Tanaka’nın arkasında, daha önce bu koridorlarda hiç görülmemiş bir silüet belirdi.
Üzerindeki Teiko Lisesi üniforması jilet gibi ütülenmişti; beyaz gömleğinin yakası muntazam, koyu lacivert ceketi geniş omuzlarına kusursuz oturmuştu. Ancak duruşundaki ağırlık, sınıftaki şımarık zengin çocuklarının sahte özgüveninden fersah fersah uzaktı. Yüz hatları mermerden yontulmuş gibi keskin, koyu renk saçları alnına hafifçe dökülmüştü; en çok da o simsiyah, duygusuz gözleri sınıftaki herkesi tek bir saniyede tarayıp dondurmaya yetmişti.
Shin, yeraltının kanunlarıyla sahte bir nakil dosyası düzenletmiş; ailevi sebepler ve sağlık sorunları nedeniyle eğitimi bir süre aksamış, şimdi ise son sınıfı tamamlamak için özel bir vakıf bursuyla Teiko’ya kaydolmuş "Shin Kurokawa" kimliğiyle içeri adım atmıştı.
Bay Tanaka boğazını temizleyip tebeşiri eline aldı. "Sessizlik lütfen. Aramıza yeni bir nakil öğrenci daha katıldı. Bazı kişisel ve zorunlu nedenlerden ötürü eğitimine kısa bir ara vermek zorunda kalmıştı. Shin, lütfen kendini tanıt."
Shin tahtanın önünde ellerini iki yanında sakin bir şekilde tutarak durdu. Başını ne çok fazla eğdi ne de kibirli bir tavır sergiledi; sesi tok, derin ve tüm sınıfta yankılanacak kadar kendinden emindi:
"Shin Kurokawa. Sadece eğitimimi tamamlayıp mezun olmaya geldim. Fazla gürültüden hoşlanmam. İyi dersler."
Bu kısa ve soğuk giriş, sınıfta ani bir fısıltı dalgası başlattı.
Kızların birçoğu bu gizemli ve fazlasıyla çekici yeni öğrenciye merakla bakarken, Airi kaşlarını çatarak Shin’in üzerindeki o tekinsiz asaleti çözmeye çalışıyordu. Arka sırada oturan Ren ise sırtını dikleştirdi. Sokakların ve gücün kokusunu çok iyi tanıyan Ren, bu çocuğun gözlerindeki o tehlikeli parıltıyı anında sezmişti. Karşısındaki sıradan bir lise öğrencisi değildi; Ren’in içinde açıklayamadığı bir alarm zili çalmaya başladı.
Nami ise başını kaldırdığında şaşkınlıktan donakaldı.
Dün sabah kaldırımda ayakkabısının bağcığı çözüldüğünde sertçe çarptığı, kapüşonunun altından sadece o buz gibi gözlerini gördüğü o adam tam karşısındaydı. Göz göze geldikleri o mikrosaniyelik anda Nami’nin kalbi nedensiz bir ürpertiyle hızlandı. O gözlerde yabancı bir bakış değil; sanki onu çok uzun zamandır tanıyan, her nefesini izleyen derin bir sır vardı.
Bay Tanaka sınıfı hızla süzdü. "Pekala Shin... Tek boş yer pencere kenarında, Sato’nun hemen arkasındaki sıra. Oraya geçebilirsin."
Shin başını hafifçe eğip onayladı ve ağır, dengeli adımlarla sıraya doğru yürüdü. Yanından geçerken Nami’nin masasına gölgesi düştü; Nami sırtında hissettiği bu ani baskıyla nefesini tuttu. Shin arkasındaki sıraya oturup çantasını bıraktığında, Nami’nin savrulan saçlarından yayılan hafif sabun kokusunu içine çekti.
On sekiz yıldır kayıp olan varisin hemen bir nefes arkasındaydı. Hem klanın en ölümcül silahı hem de genç kızın habersiz koruyucu gölgesi olarak, oyunun ikinci perdesi resmen başlamıştı.