Dersin bitiş zili koridorda yankılandığı an, sınıftaki gergin bekleyiş yerini hızlı hareketlere bıraktı.
Ren bir saniye bile kaybetmeden sırasından fırladı. Az önceki ders boyunca Nami’nin sırtına bakarken göğsünü sıkan o pişmanlık ve suçluluk hissi dayanılmaz bir hal almıştı. Airi’yi savunmak gibi bir niyeti yoktu; sadece sınıftaki saçma güç dengelerini korumak isterken ağzından dökülen kelimeler Nami’nin gözünde onu bir anda karşı cepheye itmişti. Dün akşam o sıcak sofrada gözlerinin içine gülen kıza bunu açıklamak, aralarındaki bağı bu kibirli maskenin altında ezdirmediğini kanıtlamak zorundaydı.
"Nami, bekle—" diyerek hızla onun sırasına doğru adımladı Ren. "Az önce olanlar... öyle demek istemedim, yanlış anladın."
Ancak Nami, Ren’in sesini duyduğu anda adeta onu bir hayaletmiş gibi tamamen yok saydı. Ren’in yüzüne bir an bile bakmadan, kararlı ve çevik bir hareketle çantasını omzuna takıp sırasından kalktı.
Doğrudan arkasındaki sırada sakince defterini kapatan Shin’e doğru döndü.
Yüzünde Ren’i çılgına çevirecek kadar rahat, hafif ve içten bir tebessüm belirdi. "Ben de bu okulda yeniyim Kurokawa-san," dedi Nami, ses tonunu Ren’in ve etraftakilerin net bir şekilde duyabileceği bir tonda tutarak. "Görünen o ki buranın sahte kuralları ikimize de pek hitap etmiyor. Bence seninle çok iyi anlaşacağız."
Shin oturduğu yerden başını kaldırdı. Koyu renk gözlerinde bir şaşkınlık belirtisi yoktu; ancak Nami’nin bu hamlesi, klanın en usta stratejistini bile içten içe etkileyecek kadar zekice ve cüretkardı. Kız, Ren’in kibirli gururunu tek bir cümleyle yere sermiş, aynı zamanda da kendine güvenli bir alan açmıştı.
Nami başını hafifçe yana eğip devam etti: "Teneffüste okulun kütüphanesini ve bahçesini biraz dolaşmak istiyordum. Bana eşlik etmek ister misin? Etraftaki kuru gürültüden uzaklaşmış oluruz."
Ren donakalmıştı. Tam arkalarında, eli havada öylece dikiliyordu. Nami’nin onu tek bir bakışa bile layık görmeyip yeni gelen, ne idüğü belirsiz bu tekinsiz çocuğa bu kadar samimi yaklaşması göğsüne balyoz gibi indi. Dişlerini öyle bir sıktı ki çene kemikleri belirginleşti; Haru ve Daiki arkadan şaşkınlıkla olanları izlerken, Airi ise öfkeden tırnaklarını avucuna batırıyordu.
Shin yavaşça ayağa kalktı. Uzun boyuyla Nami’nin hemen yanında durduğunda, gölgesi yine Ren’in üzerine düştü. Bakışlarını bir anlığına Ren’in kıskançlık ve öfkeyle yanan gözlerine çevirdi; dudaklarında neredeyse görünmeyecek kadar ince, ölümcül bir meydan okuma kıvrıldı.
Ardından Nami’ye dönüp başını saygıyla, hafifçe eğdi. Sesi sakin, pürüzsüz ve derindi:
"Büyük bir memnuniyetle, Sato-san. Önden buyurun."
Nami arkasına bile bakmadan kapıya doğru adımlarken, Shin onun bir adım gerisinden, tam bir koruma ritmiyle eşlik etmeye başladı. Sınıfın kapısından birlikte çıkarlarken, arkalarında hem gururu yerle bir olmuş bir Ren, hem de Tokyo yeraltının kaderini Teiko Lisesi koridorlarına taşıyan yepyeni bir fırtına bıraktılar.