İçeriğe geç

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 23 · 2 dk okuma

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 23

Bölüm 23

Güneş ufuk çizgisinde tamamen kaybolup Tokyo sokaklarını mor bir alacakaranlığa teslim ettiğinde, Nami telaşla kolundaki saate baktı. Okulun bitiş zilinin üzerinden bir saatten fazla zaman geçmişti.

"İnanamıyorum, saat kaç olmuş!" dedi Nami, gözleri büyüyerek. Adımlarını hızlandırdı, sesi hafif bir panikle titriyordu. "Annemler meraktan deliye dönmüştür, okuldan sonra hiç bu kadar gecikmemiştim. Hemen dönmem gerek!"

Ren onun bu telaşlı haline hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki ciddiyet hemen geri geldi. "Hava karardı. Seni bu saatte tek başına gönderecek değilim, birlikte gidiyoruz," dedi, itiraza zemin bırakmayan bir tonla. Nami'nin kısa bir tereddüdün ardından başını sallamasıyla yan yana hızlı adımlarla yürümeye başladılar.

Birkaç sokak geride, alacakaranlığın gölgeleri arasında süzülen Shin adımlarını hiç aksatmadı. Kapüşonunun altındaki keskin gözleri, ikilinin her hareketini ve saptıkları her sokağı zihnine kazıyordu. Sonunda müstakil evlerin yer aldığı sessiz, huzurlu mahalleye girdiler. Nami, bahçesinde tek bir kiraz ağacı olan o tatlı, ahşap detaylı evin önünde durduğunda Shin karşı kaldırımdaki bir çınarın arkasına çekildi. Evin adresini, bahçe kapısını ve pencerelerden sızan sarı, sıcak ışığı dikkatle not etti; kayıp varisin büyüdüğü kale burasıydı.

O sırada evin demir bahçe kapısı gıcırtıyla aralandı. Nami'nin annesi Hana, elinde mutfak beziyle endişeli gözlerle kapıya çıkmıştı. "Nami! Neredesin kızım, o kadar çok merak ettik ki..." derken gözleri Nami’nin hemen yanında elleri ceplerinde duran şık giyimli, uzun boylu gence kaydı.

Nami mahcup bir ifadeyle başını eğdi: "Özür dilerim anne, ders sonrası biraz vakit kaybettik. Bu okuldan arkadaşım, Ren Tachibana. Beni eve kadar bıraktı."

Ren hemen toparlanıp saygıyla hafifçe eğildi. "İyi akşamlar efendim. Kusura bakmayın, Nami’nin gecikmesinde benim de payım var. Güvenle eve ulaştığından emin olmak istedim."

Hana, gencin kibar tavrını ve gözlerindeki samimiyeti görünce yüzündeki tüm gerginlik bir anda dağıldı; yerini sıcacık, anaç bir tebessüme bıraktı. "Olur mu öyle şey evladım, kapıya kadar gelmişsin. Hava da soğudu, içeride sıcak çorba kaynıyor. Lütfen içeri gel, bizimle bir şeyler atıştır."

Ren duraksadı; hayatında kimse onu kapıdan öylece, sorgusuz sualsiz bir aile sofrasına çekmemişti. Kendi soğuk, resmi ve mesafeli malikanesinden sonra bu teklif ona yabancı bir gezegen gibi geldi ama kadının o içten bakışını kıramadı. "Zahmet vermek istemem ama... Çok teşekkür ederim," diyerek içeri adım attı.

Küçük evin salonundaki ahşap masada buharı tüten sıcak yemekler, taze demlenmiş çay ve Nami'nin babası Daiki'nin neşeli karşılaması Ren’in üzerindeki tüm o zengin ve mesafeli zırhı birkaç dakika içinde eritti. Masada kimse hisse senetlerinden, holding anlaşmalarından ya da güç savaşlarından bahsetmiyordu. Daiki’nin anlattığı komik iş anıları, Hana’nın durmadan Ren’in tabağına yemek koyuşu ve Nami ile tatlı atışmaları odayı kahkahalarla dolduruyordu. Ren, hayatında ilk kez gösterişten uzak, sadece sevgi ve paylaşımla dolu bir sofrada oturmanın ne kadar huzur verici olduğunu iliklerine kadar hissetti. Yüzündeki o sahte, kibirli sırıtış tamamen silinmiş; yerini samimi, içten bir tebessüme bırakmıştı.

Dışarıda, sokak lambasının altındaki serin ayazda bekleyen Shin ise evin penceresinden taşan o sıcak tabloyu son bir kez izledi. Cebindeki telefonu çıkardı, numarayı tuşlayıp kulağına götürdü.

Hattın diğer ucunda Kenji’nin buz gibi, sabırsız sesi yankılandı: "Shin?"

Shin gözlerini evin penceresinden ayırmadan, fısıltı kadar net konuştu: "Efendim... Kızınızı buldum."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.