İçeriğe geç

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 22 · 2 dk okuma

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 22

Bölüm 22

Okulun boğucu duvarları ve Airi’nin kurduğu tuzaklar geride kaldığında, Tokyo’nun serin sonbahar güneşi Nami’nin yüzünü ısıttı. Hayatında ilk kez ders kırmış, kuralları bir kenara itmişti. İçindeki o suçluluk duygusu, yanında elleri ceplerinde rahat adımlarla yürüyen Ren’in hafif sırıtışıyla bir anda buharlaşıp gitti.

"Ee, kural tanımaz dahi hanımefendi," dedi Ren, başını Nami’ye doğru çevirerek. "Hayatında hiç okuldan kaçmamış gibi bir halin var. Seni sıradan zengin bebelerinin takıldığı kafelere götürmeyeceğim, merak etme."

Ren, Nami’yi neon tabelaların henüz yeni yeni parlamaya başladığı, gençlerin kahkahalarıyla çınlayan Shinjuku’nun hareketli bir oyun salonuna götürdü. İçerideki elektronik sesler, müzikler ve jeton tıkırtıları Nami’nin bugüne kadar bildiği o sessiz ders çalışma ortamlarından fersah fersah uzaktı. Ren, Nami’yi doğrudan hava hokeyi masasının başına çekti.

"Bakalım tahtadaki o formüller reflekslerine de yansımış mı?" diyerek diski ortaya fırlattı Ren.

İlk birkaç turda Ren üstünlüğü ele geçirip kibirli zafer nidaları atsa da Nami hızla masanın açılarını hesapladı. Diski öyle keskin ve ters köşelere çarptırdı ki peş peşe attığı sayılarla Ren’i masaya kilitledi. Nami’nin attığı her golden sonra gözlerini kısarak güldüğü o anlar, Ren’in gözünde onu bambaşka bir yere koyuyordu; karşısında yalnızca başarılı bir burslu değil, tüm kalbiyle yaşayan, neşesi bulaşıcı bir genç kız vardı.

Oyun salonundan çıktıklarında güneş batıya devrilmiş, gökyüzü kehribar rengine bürünmüştü. Sokak lezzetlerinin dumanı caddeyi sararken Ren iki külah dolusu dondurma ve sıcak taiyaki alıp birini Nami’ye uzattı. Yol kenarındaki nehir kıyısı korkuluklarına yaslandılar. Rüzgar Nami’nin saçlarını savururken, yüzündeki o samimi tebessüm günün tüm ağırlığını silip süpürmüştü.

"Teşekkür ederim Tachibana," dedi Nami, başını hafifçe eğerek nehrin parıltısına bakarken. "Gerçekten... uzun zamandır bu kadar nefes aldığımı hissetmemiştim."

Ren gözlerini Nami’nin profilinden ayıramadı. Dudaklarında alaysız, ilk kez bu kadar korumacı ve sıcak bir kıvrılma belirdi. "Bana sadece Ren diyebilirsin. Ve alışsan iyi edersin, çünkü o okulda seni tek başına bırakmaya hiç niyetim yok."

İkili hafif bir kahkahayla nehir kenarında yürümeye devam ederken, yolun hemen karşısındaki çınar ağacının gölgesinde bir silüet kıpırdamadan onları izliyordu.

Shin, kapüşonunun altından Nami’nin attığı o neşeli kahkahayı ve yüzündeki saf huzuru saniye saniye takip ediyordu. Bir yandan avucunun içindeki ejderha mührünü sıkıyor, bir yandan da cebinde titreyen Kenji’nin hattını dinliyordu. Hayatı boyunca karanlık odalarda, kan ve barut kokusuyla büyümüş olan Shin, bu kızın ait olduğu dünyayla onu bekleyen kanlı imparatorluk arasındaki o devasa uçurumu ilk kez tüm çıplaklığıyla görüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.