İçeriğe geç

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 13 · 3 dk okuma

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 13

Bölüm 13

Bay Tanaka tahtaya ikiye böldüğü beyaz yüzeyin her iki tarafına üniversite düzeyinde iki ağır analiz sorusu yazdı. Tebeşiri masaya bıraktığında sınıftaki fısıltılar anında kesildi.

"Fujimoto ve Sato, tahtaya," dedi Tanaka, sesindeki otoriter tınıyla.

Airi kendinden emin bir edayla sırasından kalktı; eteğini düzeltip saçını omzunun gerisine atarak tahtanın sağ tarafına geçti. Ren ve arkadaşları arkada pür dikkat izlerken Airi formülleri adım adım, ezberlediği klasik yöntemle ve oldukça yavaş şekilde işlemeye başladı. Amacı hatasız ve kusursuz görünmekti ancak tereddüt ettiği her adım kalemi tutan parmaklarını titretiyordu.

Nami ise sol taraftaki soruyu tek bir bakışta süzdü. Kalemi eline aldığı gibi standart çözüm yolunu saniyeler içinde karaladı. Ardından durmadı; sorunun altına ikinci bir çizgi çekip "Alternatif & Kısa Yol" başlığı attı. Müfredatta yer almayan, kendi analitik mantığıyla geliştirdiği üç adımlı pratik bir matris formülünü uygulayarak sonuca ulaştı.

Kalemi bırakıp geri çekildiğinde Airi henüz işleminin yarısına bile gelememişti.

Sınıfta derin bir sessizlik oldu. Bay Tanaka gözlüğünü burnunun ucuna indirip tahtaya yaklaştı. Nami'nin geliştirdiği kestirme mantığı incelerken yüzündeki o sert ifade yerini saf bir şaşkınlığa bıraktı. "Bu... inanılmaz," diye mırıldandı Tanaka. "Standart çözüm zaten kusursuz ama bu ikinci yaklaşım ancak ileri düzey bir matematikçinin zihninden çıkabilir. Harika bir iş, Nami."

Airi elindeki kalemi öyle bir sıktı ki plastik gövde gıcırdadı. Yüzü kıpkırmızı kesilmişti; sınıftaki herkesin, özellikle de Ren'in bu hezimete şahit olması gururunu yerle bir etmişti. Ren ise arkasına yaslanmış, dudaklarındaki hayranlık dolu tebessümle tahtadaki o ufak tefek ama devasa zekaya sahip kıza bakıyordu.

Akşam saatlerinde, Nami’nin evinde bambaşka bir huzur vardı.

Küçük yemek masasında buharı tüten çorba ve taze pilav kokusu odayı sarmıştı. Annesi sevgiyle Nami’nin tabağına yemek doldururken, babası kızının gündüz tahtada yarattığı mucizeyi anlatışını gururla dinliyordu. Nami, Airi’nin tavırlarından ya da sataşmalardan hiç bahsetmedi; ailesini endişelendirmemek için yalnızca dersin ne kadar keyifli geçtiğini ve öğretmeninin övgülerini paylaştı. Babasının gözleri nemlendi, kızının saçlarını okşayıp, "Sen bizim en büyük gururumuzsun kızım, her zorluğu o güzel aklınla aşacaksın," dedi. Küçük ev, bir kez daha sevginin ve emeğin sıcaklığıyla dolup taşıyordu.

Aynı dakikalarda, şehrin dışındaki izbe bir sanayi deposunda ise gecenin karanlığı kan ve ter kokusuna teslim olmuştu.

Tavandan sarkan tek bir çıplak ampul, sandalyelere bağlanmış üç adamın perişan halini aydınlatıyordu. Shin, ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış halde karşılarında duruyordu. Yıllar önce o arabayı basıp bebeği kaçıran tetikçileri adım adım iz sürerek tek tek toplamıştı.

İlk iki adam ne kadar hırpalansalar da yeraltının ölüm kanununu bildiklerinden dillerini ısırıyor, Kuroda'nın adını vermemek için direniyordu. Ancak üçüncü adam —o gece bebeğe kıyamayıp ormana bırakan Tatsuya— artık tükenmişti. Shin'in duygusuz, ölüm kadar soğuk gözleri doğrudan onun üzerine dikildiğinde adamın iradesi kırıldı.

"Konuşmayacaklar efendim," dedi arkadaki korumalardan biri.

Shin elindeki susturuculu silahı sakince masaya bıraktı ve Tatsuya’nın tam karşısına geçti. Eğilip adamın gözlerinin içine baktı. "Diğer ikisinin cesareti umrumda değil," dedi buz gibi bir sesle. "Ama senin gözlerinde bir sır var. O gece ne oldu? Bebeğe ne yaptınız?"

Tatsuya titreyen nefesiyle yutkundu, kanlı dudaklarını araladı: "Biz... biz onu öldürmedik!"

Diğer iki adam küfürler savurarak bağırmaya çalıştı ama korumaların darbeleriyle susturuldular.

Tatsuya gözyaşları içinde başını sallayarak devam etti: "Kuroda infaz emri vermişti... Ormana ben götürdüm. Ama yapamadım! Bir bebeğe kıyamadım. Onları öldürdüğüme inandırmak için havaya ateş ettim ve kızı dağ yolundaki eski bir otobüs durağının altına bıraktım. Boynundaki kolyeye dokunmadım, birisi bulsun diye dua ettim... Yemin ederim öldürmedim! Yaşıyor olabilir!"

Shin’in taş gibi duran yüzünde ilk kez kontrol edilemez bir şok dalgası geçti. Yıllardır Kenji’nin kalbini kemiren o kanlı yalan ilk kez bu depoda, dökülen bu itirafla yarıldı: Sato hanedanının gerçek varisi yaşıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.