Okulun yüksek demir parmaklıklarının hemen karşısındaki dar sokakta bekleyen siyah sedanın içinde çıt çıkmıyordu.
Shin, ön koltukta açtığı deri kaplı dosyadaki sararmış polis arşiv tutanaklarını ve kasaba nüfus müdürlüğünden sızdırılan eski kayıtları inceliyordu. Yıllar önce bir fırtına gecesi dağ yolu kenarından bildirilmiş ama kaydı tutulmadan kapatılmış şüpheli bir vaka... Bir hastanenin acil servis arşivinden silinmiş bebek giriş kaydı... Parçalar vardı ama hiçbiri Kenji’nin kızının hayatta olduğunu kanıtlayacak kadar somut değildi. Tokyo yeraltında dolaşan dedikodular ile bu silik ipuçları arasında devasa bir uçurum uzanıyordu.
Shin, parmaklarının arasındaki kalemi hafifçe çevirirken gözlerini okulun pencerelerine dikti. "Net olmayan bir varsayımla liderin karşısına çıkamam," diye mırıldandı kendi kendine. "Eğer bir iz varsa, önce kökünü bulmalıyım." Henüz aradığı o gölgenin birkaç yüz metre ötedeki bir sınıfta nefes aldığından habersizdi.
Aynı dakikalarda, lisenin 12-A sınıfının kapısı hafifçe aralandı.
Sınıfın uğultusu, içeri giren sert mizaçlı matematik öğretmeni Bay Tanaka ile anında bıçak gibi kesildi. Öğrenciler toparlanıp yerlerine geçerken Tanaka kürsüye geçti, kalın çerçeveli gözlüğünün üzerinden sınıfa soğuk bir bakış attı. Hemen arkasından içeri giren Nami, ellerini önünde zarifçe birleştirmiş, dik ve sakin bir duruşla tahtanın önünde durdu.
En arka sıralarda bacak bacak üstüne atmış olan Ren, kollarını kavuşturup Nami’yi izlemeye başladı. Hemen yanında Daiki defterini açarken, Haru sıranın üzerine yaslanmış, muzip bir gülümsemeyle manzarayı izliyordu. Orta sıralardan birinde oturan Airi ise kollarını göğsünde bağlamış, gözlerini kısmış şekilde Nami’nin her hareketini süzen zehirli bir dikkatle bekliyordu.
"Günaydın," dedi Bay Tanaka, tok ve tavizsiz bir sesle. "Yeni eğitim yılının ilk gününde aramıza katılan yeni bir öğrencimiz var. Asami Nami. Nami, lütfen arkadaşlarına kendini tanıt."
Nami başını hafifçe öne eğerek selam verdi. Ses tonunda en ufak bir çekingenlik ya da titreme yoktu; aksine kelimeleri tane tane ve son derece netti. "Merhaba. Adım Nami. Bu yıl aranıza katıldım. Hedefim sene sonunda üniversite sınavında en iyi dereceyi elde etmek. Hepimiz için başarılı ve adil bir dönem olmasını dilerim."
Sınıfın arka sıralarından Haru hafifçe kıkırdadı, "Adil mi? Yanlış okula geldi galiba," diye fısıldadı Ren’e doğru. Ren ise dudak bükse de gözlerini kızın kendinden emin duruşundan alamıyordu.
Tam o sırada Bay Tanaka elindeki dosyayı masaya bıraktı ve gözlüğünü düzelterek sınıfa döndü. "Nami’nin aramızda olmasının sebebi sıradan bir okul nakli değil. Teiko Lisesi tarihinde ilk kez, il genelinde yapılan ileri düzey matematik ve analitik düşünme deneme sınavında tam puan alan bir öğrenci tam burs kontenjanımıza hak kazandı. Geçtiğimiz dönem tüm derslerden aldığı okul birinciliği ve mükemmel not ortalaması, okulumuzun akademik çıtasını yukarılara taşıyacak nitelikte. Hepinizin kendisinden öğreneceği çok şey olduğunu düşünüyorum."
Bu sözler sınıfın içinde soğuk bir rüzgar gibi esti.
Airi’nin oturduğu sıradaki tırnakları masanın kenarına battı. Yıllardır özel dersler, en pahalı koçlar ve ailesinin sınırsız imkanlarıyla koruduğu "sınıfın en başarılı kızı" unvanı, ilk dersin ilk beş dakikasında tuzla buz olmuştu. Yüzündeki kibirli maske gerildi, gözlerindeki nefret ve kıskançlık perdelenmesi imkansız bir kıvılcıma dönüştü.
Ren ise arkasına yaslanıp başını hafifçe iki yana salladı. Dudaklarında beliren yarım sırıtışla Nami’ye baktı. Karşısındaki kız sadece boyun eğmeyen bir yabancı değil, bu sahte krallığın dengelerini kökünden sarsacak gerçek bir tehditti.
Tanaka, Nami’ye pencere kenarındaki boş sırayı işaret etti: "Geçebilirsin Nami, hemen derse başlıyoruz."
Nami yerine doğru yürürken hissettiği o onlarca kıskanç ve hesapçı bakışa aldırış etmedi. Pencereden dışarı baktığında, uzaktaki kiraz ağacının yaprakları rüzgarda hafifçe sallanıyordu; bilmediği ise, o ağacın hemen arkasındaki caddede bekleyen siyah aracın ve geçmişinin gölgesinin her saniye ona biraz daha yaklaştığıydı.