İçeriğe geç

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 11 · 3 dk okuma

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 11

Bölüm 11

Eylül sabahının berrak güneşi, Teiko Özel Lisesi’nin asırlık meşe ağaçlarıyla çevrili mermer avlusuna vuruyordu. Bahçedeki kiraz ağacının altından geçip evden çıkarken annesinin özenle hazırladığı beslenme çantasını sırt çantasına yerleştiren Nami, derin bir nefes alarak okulun altın yaldızlı ferforje kapısından içeri adımını attı. Üzerine tam oturan lacivert blazer ceketi, pileli eteği ve göğsündeki okul armasıyla oldukça sade ama duruşundaki doğallıkla hemen dikkat çeken bir zarafete sahipti.

Koridorlar, yaz tatilinden dönen öğrencilerin kahkahaları, pahalı parfümlerin birbirine karışan kokuları ve son model spor arabaların kapıda bıraktığı gösterişli izlerle doluydu. Burası şehrin en seçkin ailelerinin, bürokratların ve holding patronlarının çocuklarına ait bir dünyaydı; Nami gibi sadece zekasıyla burs kazanmış biri içinse her an tetikte olunması gereken bir arena.

Dolabını bulup kitaplarını yerleştirirken hemen yanındaki kalabalığın fısıltıları kesildi. Koridor adeta bir podyuma dönüştü.

Airi Fujimoto, yanında iki kız arkadaşıyla süzülerek geliyordu. Üniforması üzerinde terzi elinden çıkmış gibi kusursuz duruyordu; saçları, makyajı ve attığı her adım "buranın kural koyucusu benim" der gibiydi. Ancak bakışları dolabının önünde dikilen Nami’ye çarptığında adımları milimetrik bir an için duraksadı. Airi, karşısındaki kızın üzerinde tek bir mücevher ya da lüks marka olmamasına rağmen yayılan o garip, doğuştan gelen asil aurayı hemen fark etti. Yıllardır zarafet ve duruş dersleri alarak inşa ettiği o "kusursuz kraliçe" imajının yanında, bu yeni kız hiçbir çaba sarf etmeden göz alıyordu. Airi’nin içindeki derin yetersizlik hissi, tek bir saniyede kıskanç bir küçümsemeye dönüştü.

"Görünen o ki bu yıl burslu kontenjanı için standartları epey düşürmüşler," dedi Airi, sesindeki o iğneleyici zarafetle yanındakilere dönerek. Gözleri Nami'nin sade ayakkabılarına kaydı. "Buraya ait olmayanlar koridorun kokusundan bile hemen anlaşılıyor."

Nami dolabının kapağını sakince kapattı. Airi'nin beklediği gibi başını yere eğip kızarmak yerine, doğrudan gözlerinin içine baktı. Dudaklarında meydan okuyan, ince bir tebessüm belirdi. "Ait olmak sadece parayla satın alınsaydı haklı olabilirdin Airi-san. Ama buradaki herkes sınav sonuçlarını gördüğünde, kimin kendi emeğiyle ayakta durduğunu çok daha net anlayacak."

Airi’nin yüzü bir anlığına gerildi, tek bir kelime bile edemeden arkasını dönüp hızlı adımlarla uzaklaştı.

Tam o sırada merdivenlerden gelen kahkahalar koridoru doldurdu. Okulun popüler üçlüsü görünmüştü: Ortada Ren Tachibana, iki yanında Haru ve Daiki. Ren, gevşekçe taktığı kravatı ve umursamaz, kibirli gülümsemesiyle grubun odak noktasıydı. Airi ile Nami arasındaki o kısa gerilimi uzaktan görmüş, elleri ceplerinde ağır adımlarla Nami’nin önüne kadar yürümüştü.

"Vay canına," dedi Ren, başını hafifçe yana eğip Nami’yi baştan aşağı süzerek. Gözlerinde küçümseyen ama fazlasıyla meraklı bir pırıltı vardı. "Kraliçemizi ilk günden susturan yeni burslu dahi bu demek."

Haru sırıttı, elindeki basketbol topunu parmağında çevirerek araya girdi: "Cesur kızmış. Genelde burslular birinci haftadan önce konuşma yetisini kaybederdi."

Daiki ise gözlüğünü hafifçe düzelterek soğuk bir tonda ekledi: "Cesaret ile aptallık arasındaki çizgi incedir. Yanlış tarafa basarsa buralar onun için fazla kaygan olur."

Ren bir adım daha yaklaştı, aralarındaki mesafeyi bilinçli olarak kapatıp Nami’nin gözlerine dikti bakışlarını. "Burası senin alıştığın o kenar mahallelere benzemez, yeni kız. Burada kuralları biz koyarız. Fazla dik durursan, kırılman uzun sürmez."

Nami sırt çantasının askısını hafifçe düzeltti, gözlerini bir saniye bile Ren’in gözlerinden kaçırmadı. Soğukkanlılığı, karşısındaki üç erkeğin alışık olmadığı türden bir sarsılmazlıktı.

"Kırılmaktan korkan biri olsaydım, aranızda duruyor olmazdım Tachibana," dedi Nami, sesi pürüzsüz ve netti. "Sen kendi kurallarını koymaya devam et; ben sadece kendi yoluma bakacağım."

Nami yanlarından sıyrılıp sınıfa doğru yürürken Ren arkasından baktı. Dudaklarındaki o kibirli sırıtış donmuş, yerini ilk kez birinin ona boyun eğmemesinin yarattığı tuhaf ve kontrolsüz bir hayranlık kıvılcımına bırakmıştı.

Günün ilk zili çalarken okulun yüksek duvarlarının hemen dışındaki caddede siyah, camları filmli bir araç yavaşça durdu. Arka koltukta oturan Shin, gözlerini lisenin kapısına dikmişti; avucundaki dosyada ise henüz adı netleşmemiş, ama izi sürülen o kayıp varisin kayıtları vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.