Ceyhun, Elara ve Aric Karna Nehri'nin karanlık sularında Lanetli Topraklar’a doğru ilerlerken, suyun dibinde bir hareketlenme hissettiler. Dipten gelen uğursuz titreşimler, su yüzeyinde dalgalar yarattı. Ardından, derinlerden ürpertici bir gürültü yükseldi ve devasa kobra yılanına benzeyen bir yaratık, nehri delip geçerek aniden suyun yüzeyine çıktı. Karna Nehri, bu vahşi canavarın gelişiyle birlikte huzursuz bir hırçınlığa büründü. Yılan, kana susamış gözlerini kahramanlarımıza dikmişti.
Elara, yılanın hızla yaklaşmasıyla korkudan dona kaldı. Asasını sımsıkı kavrayarak, korunma efsunlarının kadim sözcüklerini mırıldanıyordu. Ancak devasa yaratık, büyüsünü tamamlaması için ona zaman tanımayacak kadar yakındaydı.
Ceyhun, tüm cesaretini toplayarak yılanın üzerine atıldı. Yılanın gövdesine sıkıca tutundu ve kılıcını tekrar tekrar sapladı. Her bir darbe, yılanın derisinde derin, kanlı yaralar açıyordu. Acı ve öfkeyle kıvranan yılan, can havliyle başını kontrolsüzce savurmaya başladı. Yılanın ıslak ve kaygan derisinden tutunamayan Ceyhun, Karna Nehri'nin soğuk sularına savruldu. Kendisi bir yana, kılıcı bir yana fırlamıştı. Ceyhun, çelikten ağır kılıcının nehrin dibine doğru yavaşça battığını umutsuzca seyretti.
Yaratık, az önce sırtını yara bere içinde bırakan Ceyhun’a doğru ani bir hamle yaptı. Ancak hamlesini bitiremeden, Aric’in yayından çıkan ok, yılanın sol gözüne saplandı. Yaratığın acı dolu çığlığı Karna Nehri üzerinde yankılandı. Canı yanan yılan, artık daha vahşi, daha öfkeli ve daha tehlikeli hale gelmişti.
Yaratık acı ve öfkeyle çırpınırken, kontrolsüz bir hamleyle dev kuyruğunu savurdu ve teknenin yelken direğini paramparça etti. Yelken direği, korkunç bir gürültüyle devrildi ve tayfalardan biri, direğin altında kalarak can verdi. Suya düşen diğer tayfa, hızlıca kıyıya doğru yüzerek, tehlikeli bölgeden uzaklaşmaya çalıştı.
Kaptan ve dümenci, tekneyi alabora olmadan sabit tutmaya çalışıyordu. Aric’in okları durmaksızın dev yılanı hedef alıyordu; ancak okların çoğu, yılanın sert pullu derisinden sekip düşüyordu. Dev yaratık, saplı kalan az sayıda oka ise aldırış etmiyor gibiydi.
Ceyhun, kılıcını bulmak için derin bir nefes alarak suyun dibine daldı. Karanlık suların içinde ilerlerken, etrafını saran zifiri karanlıkta Elowen'e benzeyen bir siluet fark etti. Şeffaf, neredeyse hayaletimsi bu figür, zarif kollarını uzatıp Ceyhun’un kılıcını ona sundu. Elowen’in sureti, bir anlığına Ceyhun’un yaşadığı dehşeti unutturmuştu. Ancak Ceyhun kılıcını kavradığı anda, bu suret ortadan kayboldu. Aklı başına gelen Ceyhun, tüm gücünü toplayarak yüzeye doğru hızla yükseldi. Ciğerlerindeki hava tükenmek üzereydi.
İri kobra yılanı, zavallı tayfayı hedef almış, hızla ilerliyordu. Adam, ölümün soğuk nefesini ensesinde hissetti. Yılanın devasa ağzı, kurbanını yutmaya hazır bir şekilde açıldı.
Elara’nın dudaklarından dökülen kadim sözler, büyünün tamamlanmasını sağladı. Kızın etrafında yoğunlaşan enerji, parmaklarının arasında bütünleşerek, ışıl ışıl parlayan bir kırbaç şeklini aldı. Elara, büyü kırbacını ölümcül bir hızla savurarak, kobra yılanını boynundan yakaladı. Yılanın devasa vücudu, büyünün etkisiyle aniden hareketsiz kaldı. Sağlam gözü hala tehditkâr bir şekilde parlıyordu; ancak vücudu, Elara’nın iradesine karşı koyamaz hale gelmişti.
"Beni korkunun pençesinde hareketsiz, ecelimle başbaşa hapseden seni unuttuğumu sandın, değil mi, sürüngen?" Elara’nın sesi, çınlayan bir lanet gibi yankılandı. "Büyümü hazırlarken, o anı düşündüm ve nihayetinde bu büyüyü icat ettim: ‘Serpentis Kamçısı’, senin gibiler için yaratıldı. Benim bilincim ve iradem ayakta kaldığı sürece, burada hapsolacaksın!"
Yılan, Elara’nın büyüsü altında hareketsiz kalmaya zorlanmıştı. Kıvranıyor ama kurtulamıyordu. Yılanın ilkel beyni ve vahşi içgüdüleri karşısında Elara’nın iradesi ve zihni savaşıyordu. Elara bu savaşta şimdilik galip durumda olsa da, yılanı yalnızca bir süreliğine dizginleyebilmişti.
Bu esnada, yılanın saldırısından kurtulma şansı yakalayan tayfa, kamışların ve sazların arasından geçerek, tehlikeli bölgeden uzaklaştı. Elara'nın büyüsü, ona kaçması için gereken zamanı vermişti.
Ceyhun, su yüzeyine çıkıp derin bir nefes aldı. Nefesini geri kazanır kazanmaz, gözlerini hemen yılanın olduğu yere çevirdi. Serpentis Kamçısı'nın parlak kırbacı, devasa yılanı boynundan tutmuş, onu hareketsiz bırakmıştı. Elara’nın gözleri yılana odaklanmış, dudaklarıysa kadim lisandaki büyüyü sürdürebilmek için sürekli hareket ediyordu. Ancak Ceyhun, büyünün gücünün azaldığını hissediyordu. Yılan, her an büyünün etkisinden kurtulup özgür kalabilirdi.
Ceyhun, kılıcını sıkıca kavrayarak yılanın yanına doğru hızla yüzdü. Dev kobra yılanı bir yandan büyü kırbacından kurtulmaya çalışırken, diğer yandan da Ceyhun’u fark etmişti. Yılan güç kazanıyordu; boynundaki kaslar geriliyor, büyü her an tamamen bozulabilirdi.
Ceyhun, zihninde tek bir düşünceyle kılıcını yılanın karnına hedef alarak hamlesini yaptı. Kılıcının keskin ucu, yılanın sert pullu derisini delip geçti ve yaratığın karnını yardı. Delici bir çığlıkla sarsılan yılanın gövdesi, acılar içinde büküldü. Ceyhun, yılanla birlikte nehrin derinliklerine gömüldü. Çırpınan, köpüren, bulanıklaşan ve en nihayetinde kan rengine bürünen Karna Nehri'nin bu kesiminde, kısa bir süreliğine ölümcül bir sessizlik hüküm sürdü.
Aric, Elara ve diğer tayfa üyeleri kıyıya çıkmış, o tarafa doğru bakıyorlardı. İlk önce yılanın devasa vücudunun suyun yüzeyine çıkarak hareketsiz kaldığı görüldü. Ardından Ceyhun, yorgunlukla suyun yüzeyine çıktı.
Hikayemizin kahramanları birbirlerine bakarken, yaşadıkları bu korkunç deneyimin ağırlığını hissettiler. Ölen yol arkadaşlarını hatırladılar. Yine de zafer, her şeye rağmen tatlıydı. Zafer, nefes almak demekti.
Ceyhun kıyıya doğru yüzdü, kılıcını güvenli bir yere saplayarak kendini yukarı çekti. Yorgun ama galip bir savaşçı olarak, grubu bir araya topladı. Lanetli Topraklar’ın kıyısına varmışlardı.

