İçeriğe geç

Kayıp krallığın varisi

Bölüm 8 · 2 dk okuma

Kayıp krallığın varisi

Bölüm 8

~Annemin Yalanı~

Annemin Yalanı

Sarayın kapıları arkalarında kapandığında Liora’nın kalbi hızla çarpmaya başladı.

Tahtın üzerinde duran kadın, yıllardır yalnızca rüyalarında gördüğü yüzdü.

Annesi.

Liora birkaç adım attı.

“Gerçekten sen misin?”

Kadın cevap vermedi.

Sadece kızına baktı.

Gözlerinde özlem vardı.

Ama korku da vardı.

Liora biraz daha yaklaştı.

“Yıllarca öldüğünü söylediler.”

“Öyle bilmelerini istedim.”

“Neden?”

Kadın tahtından indi.

“Çünkü hayatta olduğumu bilirlerse seni de bulacaklarını biliyordum.”

Liora’nın gözleri doldu.

“Fakat beni zaten buldular.”

“Hayır.”

Kadın başını iki yana salladı.

“Seni bulmadılar, Liora.”

Kael’e baktı.

“Sen buraya kendin geldin.”

Liora şaşkınlıkla Kael’e döndü.

“Ne demek istiyor?”

Kael sustu.

“Kael.”

Cevap yoktu.

Liora’nın yüzündeki ifade değişti.

“Sen biliyordun.”

Kael sonunda konuştu.

“Annenin burada olduğunu biliyordum.”

Liora bir adım geri çekildi.

“Ve bana söylemedin.”

“Seni korumaya çalışıyordum.”

“Artık herkes aynı şeyi söylüyor!”

Liora’nın sesi sarayın içinde yankılandı.

“Babam beni korumak için yalan söyledi. Annem beni korumak için ortadan kayboldu. Sen beni korumak için gerçekleri sakladın.”

Annesi başını eğdi.

“Haklısın.”

Bu cevap Liora’yı susturdu.

Kadın ona doğru yaklaştı.

“Fakat bazı gerçekler vardır ki insan onları bilmek için hazır olmalıdır.”

“Ben hazırım.”

“Hayır.”

Kadın elini Liora’nın yanağına koydu.

“Henüz değilsin.”

Liora’nın gözlerinden yaş süzüldü.

“Ben artık çocuk değilim.”

“Benim için hâlâ çocuksun.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra annesi boynundaki mühre baktı.

“Uyandı.”

Liora elini mührün üzerine koydu.

“Bu ne?”

“Senin mirasın.”

“Ne mirası?”

“Krallığın değil.”

Kadın gözlerini kapattı.

“Kanının.”

Liora anlamadı.

Annesi devam etti.

“Bizim soyumuz yalnızca krallığı yönetmedi. Bizim soyumuz eski büyüyü taşıdı.”

Kael sessizce dinliyordu.

“Bu yüzden baban seni istiyordu.”

Liora’nın yüzü gerildi.

“Taht için mi?”

“Hayır.”

Annesi başını iki yana salladı.

“Seni bir anahtar olarak kullanmak için.”

Liora’nın nefesi kesildi.

“Neyin anahtarı?”

Annesi cevap vermeden sarayın arkasındaki devasa duvara baktı.

Duvarın üzerinde eski bir resim vardı.

Resimde bir kadın, elinde mor ışık taşıyordu.

Yanında ise siyah zırhlı genç bir adam duruyordu.

Liora tabloya yaklaştı.

Adamın yüzünü görünce dondu.

Kael.

Ama çok daha genç hâli.

Liora yavaşça ona döndü.

“Bu…”

Kael gözlerini kapattı.

Annesi sessizce konuştu.

“Kael seninle ilk kez ormanda karşılaşmadı.”

Liora’nın kalbi duracak gibi oldu.

“Ne?”

Kael başını kaldırdı.

“Yıllar önce seni bir kez gördüm.”

“Ne zaman?”

“Sen beş yaşındayken.”

Liora geri çekildi.

“Ben seni hatırlamıyorum.”

“Hatırlamanı istemedim.”

“Ne yaptın?”

Kael’in yüzündeki ifade ağırlaştı.

“Çünkü o gün seni öldürmek üzereydim.”

Sarayda ölüm sessizliği oluştu.

Liora’nın gözleri büyüdü.

Annesi gözlerini kapattı.

“Ve sonra fikrini değiştirdi.”

Liora Kael’e baktı.

“Neden?”

Kael’in sesi kısıldı.

“Çünkü sen bana baktın.”

Bir an durdu.

“Ve ‘korkma’ dedin.”

Liora’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

Kael devam etti:

“O günden sonra seni korumaya yemin ettim.”

Liora ne söyleyeceğini bilemedi.

Tam o sırada sarayın bütün pencereleri aynı anda kırıldı.

Annesi bağırdı:

“Geç kaldık!”

Dışarıdan yüzlerce asker saraya girdi.

Ve içlerinden biri yüksek sesle haykırdı:

“KRALİÇEYİ YAKALAYIN!”

Liora annesine baktı.

Kael kılıcını çekti.

Fakat saldıran askerlerin arasında tanıdık bir yüz vardı.

Liora’nın babası.

Ve babası doğrudan ona bakıyordu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.