Kralın Dönüşü
Sarayın kapıları ardına kadar açıldı.
Askerler içeri doldu.
Ve onların arasında duran adamı görünce Liora’nın nefesi kesildi.
Babası.
Yıllardır onu koruduğuna inandığı adam.
Şimdi ise elinde kılıcıyla karşısında duruyordu.
“Liora.”
Babası onun adını öyle sakin söylemişti ki bu, Liora’yı daha da korkuttu.
“Yaklaşma.”
Liora geri çekildi.
Babası kılıcını indirdi.
“Ben senin düşmanın değilim.”
“Öyleyse neden askerlerin burada?”
“Çünkü annen sana her şeyi anlatmadı.”
Kraliçe öne çıktı.
“Yeter.”
Kral ona baktı.
“Yirmi yıl boyunca yeterince saklandın.”
“Onu korumaya çalıştım.”
“Hayır.”
Kralın sesi sertleşti.
“Onu benden sakladın.”
Liora ikisinin arasına baktı.
“Ben buradayım.”
İkisi de sustu.
Liora babasına döndü.
“Artık benim hakkımda konuşmayı bırakın.”
Babası ona baktı.
“Sen ne yaptığını bilmiyorsun.”
“Ne yaptığımı biliyorum.”
Liora boynundaki mühre dokundu.
“Ben sizin sakladığınız gerçeği öğrenmeye geldim.”
Kralın bakışları mühre kaydı.
“Uyandı.”
Kael hemen Liora’nın önüne geçti.
Kral onu görünce yüzündeki ifade değişti.
“Sen.”
Kael kılıcını kaldırdı.
“Majesteleri.”
“Yirmi yıl önce sana verdiğim emri unuttun mu?”
Liora Kael’e baktı.
“Ne emri?”
Kael cevap vermedi.
Kral devam etti.
“Onu bulduğunda öldürecektin.”
Liora’nın yüzündeki bütün renk çekildi.
“Ne?”
Kael’in eli kılıcının kabzasında sıkılaştı.
“Liora…”
“Doğru mu?”
Kael sustu.
Liora’nın gözleri doldu.
“Doğru mu, Kael?”
Kael sonunda başını kaldırdı.
“Evet.”
Saraydaki herkes sustu.
Liora bir adım geri çekildi.
“Sen…”
Kael’in sesi titredi.
“Ama yapmadım.”
“Çünkü bana acıdın mı?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden?”
Kael cevap vermekte zorlandı.
“Çünkü seni tanıdım.”
Liora gözlerini kapattı.
O anda geçmişten kalan küçük bir an zihninde belirdi.
Beş yaşındaydı.
Ormanda tek başına duruyordu.
Karşısında genç bir adam vardı.
Elinde kılıç vardı.
Ve Liora ona bakıp gerçekten de aynı kelimeyi söylemişti:
“Korkma.”
Görüntü kayboldu.
Liora gözlerini açtı.
Kael’e baktı.
“Hatırlıyorum.”
Kael’in yüzü değişti.
“Ne?”
“Sen.”
Liora’nın sesi fısıltıydı.
“O gün sendin.”
Kael başını eğdi.
“Özür dilerim.”
Liora cevap vermedi.
Tam o sırada kral elini kaldırdı.
“Askerler.”
Bütün askerler aynı anda harekete geçti.
Kraliçe büyüsünü kullanarak önlerine bir ışık duvarı oluşturdu.
“Kael, onu götür!”
“Hayır!”
Liora annesine döndü.
“Seni burada bırakamam.”
Kraliçe ona baktı.
“Bu kez beni kurtarmaya çalışma.”
“Anne—”
“Git!”
Kael Liora’nın kolunu tuttu.
“Liora, şimdi.”
Liora direnmek istedi.
Fakat annesi ona son kez baktı.
Gözlerinde garip bir huzur vardı.
“Ne olursa olsun…”
Bir an durdu.
“Kael’e güven.”
Liora’nın gözleri Kael’e çevrildi.
Sonra büyük bir patlama duyuldu.
Işık duvarı parçalandı.
Kael Liora’yı kendine çekip onu korudu.
Kraliçe yere düştü.
“Anne!”
Liora ona doğru koşmak istedi.
Kael onu tuttu.
“Dur!”
“Annemi bırak!”
“Onu kurtaramayız!”
“Sen nereden biliyorsun?”
Kael cevap vermedi.
Çünkü kral çoktan kraliçenin yanına ulaşmıştı.
Kral eğildi.
Kraliçe ona baktı.
Ve dudaklarından yalnızca tek bir kelime çıktı:
“Geç kaldın.”
Kralın yüzü bir anda değişti.
Ardından sarayın altında korkunç bir uğultu başladı.
Zemin çatladı.
Duvarlar sarsıldı.
Liora yere düştü.
Boynundaki mühür yanmaya başladı.
Kael ona uzandı.
“Liora!”
Fakat zeminin altında bir şey uyanıyordu.
Ve kral, korkuyla fısıldadı:
“Tanrım…”
“Ne oldu?” diye bağırdı Liora.
Kral ona baktı.
“Sen yalnızca varis değilsin.”
Bir an durdu.
“Sen kapısın.”
Sarayın altında devasa bir kapı açıldı.
Ve karanlığın içinden Liora’nın daha önce hiç görmediği bir çift göz ona baktı.