Geçmişin Gölgesi
Sabah olduğunda Liora gözlerini açtığında ilk gördüğü şey tavandaki çatlaklardı.
Bir an nerede olduğunu hatırlayamadı.
Sonra her şey aklına geldi.
Kayıp krallık.
Mühür.
Annesi.
Kael.
Ve gece duyduğu o sözler.
“Onu öldürecek olan kişi sensin.”
Liora yavaşça doğruldu.
Odanın diğer tarafında Kael yoktu.
“Kael?”
Cevap gelmedi.
Ayağa kalkıp kapıya yöneldi.
Tam kapıyı açacakken dışarıdan konuşma sesleri duydu.
Kael’in sesi.
“Onu buradan götürmemiz gerekiyor.”
Başka biri cevap verdi.
“Artık çok geç.”
Liora kapının aralığından baktı.
Kael’in karşısında yaşlı bir adam duruyordu.
Adamın elinde eski bir asa vardı.
“Varis uyandı,” dedi adam. “Bunu bütün krallık hissetti.”
Kael başını kaldırdı.
“Henüz gücünü kontrol edemiyor.”
“Kontrol edememesi sorun değil.”
Yaşlı adamın bakışları sertleşti.
“Onun gücü seni öldürecek.”
Liora’nın kalbi hızlandı.
Kael hiçbir şey söylemedi.
Yaşlı adam devam etti.
“Kehanet değişmedi.”
“Kehanet değişebilir.”
“Hayır.”
Adam başını iki yana salladı.
“Çünkü kehanetin ilk kısmını zaten gerçekleştirdin.”
Kael’in yüzü gerildi.
Liora daha fazla dayanamadı.
Kapıyı açtı.
“Ne kehaneti?”
İki adam bir anda sustu.
Kael ona döndü.
“Liora…”
“Ne saklıyorsunuz?”
Yaşlı adam Kael’e baktı.
“Artık saklamanın anlamı yok.”
Liora’nın içi ürperdi.
“Anlat.”
Yaşlı adam yavaşça ona yaklaştı.
“Sen doğmadan önce krallığın kâhinleri bir kehanet gördü.”
“Ne gördüler?”
“Bir varis.”
Liora boynundaki mühre dokundu.
“Ben.”
“Evet.”
Adam başını salladı.
“Fakat kehanetin devamında varisin yanında bir muhafız vardı.”
Liora Kael’e baktı.
“Sen.”
Kael sessiz kaldı.
“Ve kehanete göre…” dedi yaşlı adam.
“Varis, krallığı kurtaracak.”
Liora derin bir nefes aldı.
“Bu iyi bir şey.”
Yaşlı adamın yüzündeki ifade değişmedi.
“Fakat bunun bir bedeli var.”
“Ne bedeli?”
“Varis, sevdiği kişinin eliyle düşecek.”
Oda sessizliğe gömüldü.
Liora’nın gözleri Kael’e çevrildi.
Kael bakışlarını yere indirdi.
Liora’nın sesi titredi.
“Bu yüzden mi benden uzak duruyorsun?”
Kael cevap vermedi.
“Kael.”
“Bu sadece bir kehanet.”
“Fakat sen inanıyorsun.”
Kael başını kaldırdı.
“İnanmak istemiyorum.”
“Bu aynı şey değil.”
Kael ona doğru bir adım attı.
“Liora, eğer kehanetin doğru olduğuna inanırsam senden uzak durmam gerekir.”
“Ya yanlışsa?”
“Ya değilse?”
İkisi de sustu.
Liora’nın gözleri doldu.
“Ben kaderimin başkaları tarafından yazılmasını istemiyorum.”
Kael ona baktı.
“Ben de.”
Tam o anda binanın dışından büyük bir patlama sesi geldi.
Duvarlar sarsıldı.
Yaşlı adamın elindeki asa yere düştü.
Kael hemen kılıcını çekti.
“Buradalar.”
Liora kapıya yöneldi.
“Kim?”
Kael’in yüzü sertleşti.
“Krallığı yok edenler.”
Kapının dışından yüzlerce ayak sesi geliyordu.
Ardından metal bir ses duyuldu.
Birileri kapıyı kırmaya çalışıyordu.
Kael Liora’nın önüne geçti.
“Bu kez arkamda kal.”
Liora başını salladı.
“Hayır.”
Kael şaşkınlıkla ona baktı.
“Artık sürekli arkanda saklanmayacağım.”
Liora’nın boynundaki mühür parladı.
Odanın içindeki bütün mumlar aynı anda yandı.
Kael’in gözleri büyüdü.
“Liora…”
“Ne?”
“Senin gücün…”
Bir an durdu.
“…uyanıyor.”
Kapı büyük bir gürültüyle parçalandı.
Karanlık zırhlı askerler içeri girdi.
Liora ilk kez korkmadı.
Elini kaldırdı.
Mühürden yayılan ışık bütün odayı kapladı.
Askerler geriye savruldu.
Kael ona baktı.
Ve o anda anladı:
Kehanet çoktan başlamıştı.