İçeriğe geç

KAYIP

Bölüm 6 · 14 dk okuma

KAYIP

Bölüm 6

Bölüm 6: Ölüm

Ben ölümü tattım, ölmedim sadece.

***

∼Carla Morrison - Disfruto

Ruhum bedenimin hapsolduğu karanlıkta çırpınırken etrafı kuşatan çığlıklarım bir çıkış yolu arıyordu. Nerede veya nereye ait olduğuma dair en ufak bir fikrim yoktu ancak rüzgarın etkisiyle bir ağaç dalından kopan kuru yaprak gibi oradan oraya savrulup duruyordum. Savruldukça çarptığım her yerde bir parçam kalıyordu ve ben benden eksiliyordum. Çarptığım bir yerden ötekine sürüklendiğim o andaydım işte. O eksiliş dakikalarındaydım. Kardeşim uğruna anlaşma yaptığım adamın ellerinden alınmış bir başkasının avucunda can çekişiyordum.

Bir anda başımdan aşağı aktarılan su genzime kaçtığında olduğum yerde sıçradım. Gözlerimi açmaya çalışıyordum ancak az önce başımdan aşağı aktarılan su yüzünde bu mümkün olmuyordu. Gözlerimi sıkı sıkıya örterek bir kez daha açmayı denedim. Nihayet gözlerimi açmayı başardığımda rahatsız edici bir ışık yüzünden geri kapatmak zorunda kalmıştım. Tam karşı tarafıma yerleştirilmiş güçlü bir ışık kaynağı vardı. Bu ışık gözlerim kapalıyken dahi beni rahatsız etmeyi başarmıştı. Kollarımda ve bacaklarımda müthiş bir ağrı kol geziyordu. Kıpırdanmaya çalıştığımda ayak bileklerime sıkı sıkıya bağlanmış ip bileklerimi kesmişti. Hissettiğim keskin acıyı görmezden gelirken gözlerimi tekrar araladım. Hemen kafamın üstünde bir ışık kaynağı daha vardı. Işıktan kamaşan gözlerimi kırparak etrafa bakındığımda karanlıktan başka bir şey algılayamıyordum. Tek bildiğim demir bir sandalyeye sıkı sıkıya bağlandığımdı. Işığın arkasında bir kıpırdanma olduğunu fark ettiğimde dikkatim oraya yoğunlaştı. Adımlayan bir insan silüeti görüyordum. Elinde tuttuğu kovayı yere bırakmasıyla çıkan ses bulunduğumuz alanda yankılanmıştı. Her neredeysem büyük ve boş bir yer olmalıydı. Gözlerimi silüete daha da odakladığımda üzerinde takım elbise olduğu fikrine kapılmıştım. Tam olarak emin değildim. Bana doğru attığı adımda ışığın önüne geçmemiş ancak bir miktar yakınlaşmıştı. Takım elbise giydiğine artık emindim ancak yüzünde ki maskeden dolayı suratını göremiyordum. Yüzünün neredeyse tamamını kapatan beyaz maske onu ürpertici göstermişti. Bedeninin duruşundan kendisine güvenen biri olduğunu anlayabiliyordum. Üstünlüğün kendisinde olduğunun farkındaydı.

"Neler oluyor?" dedim yorgun bir ifadeyle. Aynı zamanda başımda ki ağrıyı görmezden gelmeye çalışıyordum. Sorum onda hiçbir etki yaratmazken bana doğru bakmayı sürdürdü. Fena halde yorgun hissediyordum. Bu aptal bana ne enjekte etmişti böyle? Yorgunluğumun sebebi kaçırılmış olmamı atlatamadan bir başkası tarafından kaçırılmış olmamda olabilirdi tabi. Zihnime Alya düştüğünde yüreğime acılı bir sancı intikal etti. Alya hala Feza'nın elindeydi. Feza benim kaçırıldığımı bilemezdi. Belki de kaçtığımı düşünecekti. Ya kardeşime bir şey yapmaya kalkışırsa? O zaman Fırat'tan önce onu öldürürdüm! Sinirle aldığım nefesin ardından gözlerim maske ile örtülü surata tırmandı. Karanlığın içerisinde sürekli ve sessiz bir şekilde bana bakıyor oluşu ürkütücü olsa da bu duygu öfkemin önüne geçememişti. Bir anda geri adımlayarak arkasını döndüğünde uzaklaşmaya başlamıştı. Onu göremiyordum ancak adım seslerinden bir tahminde bulunmuştum.

"Nereye gittiğini sanıyorsun?" Ona öfkeyle haykırdığım soruyu umursamadan yürümeye devam etti. Kulağıma ilişen sürtünme sesiyle yerde bir şey sürüklediğini anlayabilmiştim. Işığın hemen arkasına yerleştirilen sandalyeyle birlikte kendisine oturacak bir yer ayarladığını anlamış oldum. Gözlerimi yüzündeki maskeden ayırmadan ona odaklandığımda yüksek dereceli ışığı görmezden geliyordum. Sandalyeye yerleştiğine tüm vücudu gözler önündeydi ancak omuzlarından yukarısı hala karanlığın içindeydi. Ben onu incelemeye devam ederken onun konuşmaya pek niyet yok gibiydi.

"Klişe sorulardan nefret ederim. Ben sormadan cevap versen iyi olur." Bıkkın ve öfkeli bir ses tonuyla sıralamıştım cümlelerimi. O ise sözlerimin ardından derin bir iç çekti. Nihayet konuşma zahmetine girecekti.

"Yüzündeki maskeyi neden takıyorsun?" Sesi kalın değil aksine erkeksi ve sıcaktı. Bu ayrıntı beni şaşırtırken sorusunu geciktirmemem gerektiğini hissettim.

"Takmam gerekiyor."

"Neden?"

"Tanınmamak için."

"Kimden gizleniyorsun?"

"Herkesten." Cevabımın ardından derin bir sessizliğe gömüldü. Düşünüyordu. Bacağını diğer bacağının üzerine atarken kollarını da göğsünde bağlamıştı. Uzun ve kalıplı bir vücuda sahipti.

"Feza KARAHANLI'yı tanıyor musun?" Sorduğu sorunun cevabını biliyor olmasaydı ben burada olmazdım. Feza'yı tanıdığım için kaçırılmış olmalıydım. Ancak onun aptal rolü yapmasına bir karşılık vermem gerekiyordu. Yüzümü buruşturarak bu ismi ilk kez duymuş gibi bir ifadeye bürüdüm suratımı.

"Kimden söz ediyorsun?" Cevabım onu sinir etmiş olmalıydı.

"Salak ayağına yatma!" Bir anda yükselttiği sesi beni şaşırtırken aynı zamanda güldürmüştü de.

"Önce sen başlattın." Alayla söylediğim sözler onu rahatsız etmişti. Usulca ayağa kalktı ve tam ortasında durduğum ışık huzmesinin etrafından dolanarak başucuma geldi. Eldivenli elini saçlarımın arasına nazikçe soktuğunda güçlü durmaya çalıştım. Başım sertçe arkaya çekildiğinde yüzüm yukarıya dönmüştü. Sızlayan saç diplerimi görmezden geldim. Daha önce yaşadığım onca acının yanında bu sızı benim için bir esinti dahi olamazdı. Hemen başucumda duran ışık gözlerimi kamaştırırken yüzümü buruşturdum. Saçlarımı çekiştiren elin sahibi o ışıkla arama girerek maskeli yüzünü bana doğru yakınlaştırdı.

"Yanlış soruyu sordum sanırım. Feza KARAHANLI'yı nereden tanıyorsun?" Buruşmuş yüzümde ek olarak hiçbir tepki oluşmadı. Benden istediğini alamazdı. Feza'yı ifşalamak Alya'yı çok büyük bir tehlikeye sokardı. Öte yandan ben sözümü tutmak zorundaydım. Fırat'a karşı onların yanında savaşacaktım. Tabi onların yanına dönmeyi başarabilirsem. Cevap vermeyeceğimi anladığında maskeli suratını yüzüme daha fazla yakınlaştırdı. O sırada maskenin müsaade ettiği aralıktan kafa karıştırıcı bir ayrıntı yakaladım. Ürkütücü beyaz maskenin altında yüzünü örten siyah bir kar maskesi vardı. Tüm bunlar tanınmamak için olamazdı, öyle değil mi? Arkamda olan bedeni yere doğru eğildiğinde ne yaptığını göremiyor olmak canımı sıkmıştı. Tekrar doğrulduğunda elinde küçük boy bir kova tuttuğunu fark ettim. Ah çok şirin... Tam olarak başımı sokabileceğim büyüklükte minik bir kova. Saçlarımı serbest bırakmadan önüme getirdiği kovaya sertçe kafamı sokuşturduğunda nefes almaya vaktim olmamıştı. Yine de bir süre çırpınmadan öylece bekledim. Bu konuda deneyimli olmak can yakıcıydı. Hala yüzümde olan maskenin aralıkları su ile dolarken ciğerlerimin ısınmaya başladığını fark ettim. Sahi neden hala maskemi çıkarmamıştı? Maskenin yaşanan onca şeye rağmen yüzümden çıkmaması Feza'nın ne kadar iyi düğüm atabildiğinin kanıtıydı. Ciğerlerim daha fazla dayanamayacaktı. Maskeli adam bana işkence etmek istiyorken benim sakin duruşum bu olaya hiç yardımcı olmuyordu. Bir anda karnıma yediğim tekme ile birlikte su dolu kovanın içinde derin bir nefes almaya çalışmıştım. Bunun sonucunda kovanın içinde ki su genzime kaçarak ciğerlerime dolu ilerledi. Göğsüm alev almıştı. Ben acı içinde çırpınırken nihayet başımı kovanın içine bastırmaya son vermişti. Ciğerlerim temiz hava arayışına girdiğinde ben deli gibi öksürüyordum. Henüz kendime gelememişken su dolu kovayı bir kez daha yüzüme yaklaştırdı. Tam saçlarımı kavrayacağı sırada haykırdım.

"Tamam! Söyleyeceğim!" Öksürüklerimin arasından haykırdığım sözleri duyduğunda su dolu kovayı önümden çekmişti. Saçlarıma uzanan eli de geri çekildiğinde benden bir yanıt bekliyordu. Bense hala ciğerlerime kaçan suyu dışarı çıkarmaya çalışıyordum.

"Feza KARAHANLI'yı nereden tanıyorsun?" Üstün bir sabırla sorduğu soru kahkahamı tetiklemişti. Muhtemelen verdiğim tepki onu şaşırtmıştı ancak tepkisizliğinden dolayı onu anlamlandıramıyordum. Bulunduğumuz alanda yankılanan uzun kahkaham yerini sessizliğe bıraktığında konuşmak için dudaklarımı ıslattım.

"Tek yapabildiğin bu mu? Git ve kedini becer." Ona sarfettiğim sözler bir gram umurumda olmamıştı. Bir süre yerinde durmuş ve beni incelemeye devam etmişti. Ardından elinde tuttuğu kovaya defalarca başımı sokarak beni boğmaya devam etti. Ben her ne kadar bu gibi durumlara hazırlıklı olsam da artık yorgun düşmeye başlamıştım. Öksürmeye dahi halim kalmamıştı. Elinde tuttuğu kovayı sertçe bir köşeye fırlattığında boğma işleminin tamamlandığını anlamış oldum. Maskeli şerefsiz sakin bir şekilde arkasını dönerek sandalyesine geri döndüğünde beni neyin beklediğini bilmiyordum. Bacak bacak üzerine attığında tek eli ile omuzunu silkeleyerek kollarını göğsünde bağladı. Oturuş pozisyonundan benimle konuşmaya istekli olmadığını anlamıştım. Muhabbete açık bir oturuş değildi bu. Kendi isteğiyle yapmıyordu bu yaptıklarını. Onun arkasında bu soruların cevabını duymak isteyen bir başkası olmalıydı.

"Feza KARAHANLI'nın ne planladığını biliyor musun?" Bu soru istemsizce beni güldürmüştü.

"Elbette. Biz beraber çalışıyoruz." Bunu duymak onu şaşırtmıştı. Başka bir şey söylemeyeceğimi anladığında sorularına devam etti.

"Ne planlıyor?"

"Onu söyleyemiyoruz maalesef." Aptal sırıtışım eşliğinde söylediğim sözlerden memnun kalmamıştı. Rahat tavırlarım canını sıkıyordu. Yaptığı işkenceden sonra ona her şeyi olduğu gibi anlatacağımı mı düşünüyordu? Kardeşim Feza'nın elindeydi. Bu yüzden Feza'yı asla ele veremezdim.

"Bu son şansın." Bunu söylerken kendinden oldukça emindi. Sözleri oldukça tehditvari dursa da ondan bana doğru yayılan bir tehlike hissedemiyordum. Oysa az önce bilincimi yitirmeme yol açacak kadar beni suda boğmuştu. Yani o benim için tehlikeliydi ancak ben bunu göremiyordum. Sanki bir hayalet gibiydi. Görünmez gibi...

Sandalyeye aşırı derecede sıkı bağlanmış olsam da bir miktar öne doğru eğilerek sır verircesine maskeli suratına bakındım. Bu hareketim onda hiçbir tepki oluşturmadı.

"Aslında bunu söylemekle hayatımı büyük tehlikeye atıyorum ama dayanamayacağım sanırım. Uzun zamandır kerhaneye orospu arıyoruz. Teklifimizi değerlendirmek ister misin?" Beni ölümle tehdit etmesi bir işe yaramayacaktı. Alaylı ifademle eski pozisyonuma geri döndüğümde başını usulca eğerek beni incelemeye devam etti. Akabinde ayağa kalkarak üzerime doğru bir adım attı ve elini yüzüme doğru uzattı. Maskemi çıkarmaya yeltendiğini anladığımda başımı geri çekerek buna müsaade etmedim.

"Dokunma." Kinli bir şekilde sarf ettiğim emre itaat etmedi. Zira emir alacak konumda da değildi. Kibarca yakaladığı maskemi hızla kafamdan çekip çıkardığında başımı hızla yere eğdim. Bir anda çıplak kalmış gibi hissediyordum. Bilinçsizce o maskenin ardına saklanmıştım. Bunun farkına henüz yeni varırken yüzümü gizlemeyi sürdürdüm. Diğer eli çeneme yerleştiğinde hiçbir zorlama söz konusu değildi. Başımı usulca yukarı kaldırmaya başladığında çenemi parmakları arasından kurtarmıştım. Bir kez daha aynı dikkatle çenemden tuttuğunda ona karşı koymadım. Yüzümü görebileceği bir şekilde tuttuğunda hemen kafasının arkasında şiddetle yanan ışık gözlerimi kamaştırmıştı. Gözlerimi açık tutabildiğim aralıktan yüzümü dikkatle incelediğini fark ettim.

"Hiç adil şartlar altında değiliz." Dedim onun yüzünü görmek istediğimi belirtircesine. Tamam beni sandalyeye bağlayabilirdi, vücuduma enjekte etiği şey yüzünden sersemlememe neden olabilirdi, işkence edebilirdi, bu aptal ışıklarla gözlerimi kör edebilirdi ama kim olduğunu saklamak biraz fazla olmuyor muydu? Ona karşı koz kullanmama her şeyiyle engel oluyordu.

"Yüzün açıkta kalınca o kadar da cesur değilsin ha?" Az önce sergilediğim çekingen tavrım ile alay ediyordu. Yine de alaylı aynı zamanda tehditkar sözleri zırhımı delip geçemiyordu.

"Maskeni çıkar ve bana gerçek cesaretin ne olduğunu göster." Ona kafa tutmaya devam ettiğimde oltama gelmemişti. Karşımda her kim duruyorsa fazla akıllı ve sabırlıydı. Hiçbir tepki vermeden yüzümü incelemeye devam edişi beni dikkate almadığını gösteriyordu. Çenemi parmaklarının arasından kurtarmaya çalıştığımda sıkı sıkıya kavradı yüzümü. Ondan kurtulamayacağımı anladığımda öfkeli sözlerimi ona yönelttim.

"Ne yapmak istiyorsan yap artık. Benden bir şey öğrenemeyeceğini daha anlayamadın mı?" Ağzından kaçan kıkırtı sözlerimi komik bulduğunu ifade eder nitelikteydi. Benimle eğleniyordu.

"Demek öyle? Ne olacaksa olsun artık diyorsun." Gülüşüne eşlik eden sözleri bende hiçbir etki yaratmazken devam etti. "Aslında amacım senden biraz bilgi aldıktan sonra seni öldürmekti ama bu konuda fazla inatçısın. Benim bilgi alabileceğim farklı kaynaklarımda var. Daha fazla zaman öldürmeme değeceğini sanmıyorum. Ah cidden eğlenceli bir oyuncaksın. Yazık olacak." Omuzlarımdan yayılan minik esinti ölümün habercisi miydi? Ürperen bedenim ölümden korktuğumu fısıldıyordu adeta. Ancak o hissettiklerimin hiçbirini çözümleyemiyordu.

Sakinleş Çağla. İlk kez ölüme yakın hissetmiyorsun sonuçta. Ben ölümü tattım, ölmedim sadece. Ah gerçekten ölümden korkuyor muydum? Yoksa hayallerimi yaşayamadığım için mi üzülüyordum? Ya da yaşayamadığım için...

Zevahirim nasıl bilmesem de sessizlik bürümüştü bedenimi. Düşüncelere dalmıştım. Alya ile dertsiz hiçbir günümüz olmamıştı. Onu doya doya gülerken hiç görmemiştim. İkimizin de bir parçası daima eksik ve yaralıydı. Çok hayalimiz vardı, hiçbiri gerçek olmadı. Ben hiç aşık olmadım, o ise yanlış insana aşık oldu. Kimseden şefkat görmedim, elimde ki tüm şefkati kardeşime verdim. Ah biliyorum saçma gelecek ama daha önce hiç lunaparka dahi gitmedim. Lunaparklar benim için daima özgürlüğü anımsatmıştır. Ben hiç özgür hissetmedim.

Yersiz duygusallığım sinirlerimi bozarken gözlerimin dolmasına müsaade etmemeye çalıştım. Ancak buna mani olamıyordum. Göz yaşımın akmaması için bir milim dahi kıpırdatmadım gözlerimi. Maskeli adam bunu fark etmemişçesine elini çenemden çekerek arkasını döndü ve ilerleyerek sandalyesine kuruldu. Oysa gözlerimin dolduğunu fark etmemesi mümkün değildi. Bunu bana karşı kullanmaması şaşırmama sebep olmuştu. Ben ışığın müsaade ettiği kadarıyla onu görmeye çalışırken o; kenarda duran silahı eline almış, mermileri usul usul şarjöre dizmeye koyulmuştu.

"Yaşamak için beni doyurmak zorundasın. En ufak bilginin dahi yeterli olacağına seni temin ederim." Son dakikalarımda bana son şanslarımı tanıyordu. Benden bir karşılık göremediğinde sözlerini devam ettirdi.

"Fazla bir şey istemiyorum. Feza'nın şu an nerede olduğunu söyleyebilirsin veya destek aldığı kişilerin ismi. Hiç değilse ona çalışan herhangi birinin ismini söyle bana." İkna etmek için nahif çıkan sesini görmezden geldim. Egemen, Ada, Berkan... Hiçbirinin ismini söyleyecek değildim. Kardeşimin fişini çekemezdim. Feza veya arkadaşları, hiçbiri umurumda değildi. Şu an susuyorsam eğer, bugün burada Feza'nın kalemini kırdırmıyorsam bunun tek sebebi Alya'ydı.

Mermileri şarjöre dolduruşu oldukça yavaştı. Etrafta yankılanan metalik ses hipnoz etkisi yaratıyordu. Maskeli adamda bunun bilincindeydi. Her metalik ses zihnimde devasa büyüklükte ki o çanın çınlamasına sebep oluyordu. Ölüm çanı... Derin bir nefes alarak sakin kalmaya çalıştım.

"Pişmanlık duyduğum o kadar çok şey var ki..."

"Ne bu? Veda konuşması mı? Biraz daha yaşamak istemediğine emin misin? Cehenneme benden önce gitmek istemezsin." Alaylı sözlerine kulak asmadan konuşmaya devam ettim.

"Ailem o kadar boktan insanlardı ki. Onlar yüzünden birçok insanın ölümüne sebep oldum. Katil olmayı hiçbir zaman istemedim. Kaçıp gidemediğim için pişmanım." Mermilerin şarjöre yerleşirken çıkardığı o metalik ses bir anlığına duraksamıştı. Ben duraksamanın nedenini anlamak için başımı o tarafa çeviremeden şarjörü doldurmaya devam etti.

"Az önce bana işkence yaptığını sanıyorsun, öyle değil mi? Ailemin bana yaptıklarından sonra senin beni su da boğman bir fark yaratmadı açıkçası. Bu yüzden beni öldürsen dahi sana bir şey söylemem." Umursamazca omuz silkti. Eldivenden dahi belli olan uzun parmaklarıyla işine devam etti.

"Beni öldürmemen için sana yalvarmayacağım. Beni öldürebilirsin. Umarım hayaletler gerçektir ve birilerine bela olabilmem mümkündür." Sözlerime karşılık dudaklarından minik bir kıkırtı dökülmüştü.

"Bana karşı hain emellerin var anlaşılan." Zevksiz bir gülüş dudaklarımı aşıp özgür kaldığında konuşmaya devam ettim.

"Bela olacağım son insan bile olamazsın. Senin beni öldürmen belki de benim mutlak kurtuluşumdur." Mermileri doldurmayı bitirdiğinde şarjörü sertçe silaha taktı. Etrafta yankılanan ses zihnimde ki çanın çok daha kuvvetli şekilde çınlamasına sebep olmuştu. Silahı henüz bana doğrultmamıştı. Neyi bekliyordu?

"O zaman beynini dağıtmadan önce son kez bir çocukluğuna dönmeyelim mi?" Ah sesi rahatsız edici şekilde alay barındırıyordu. Benimle psikolog ve hasta oyunu oynamaya çok hevesli olmalıydı. İşin kötü yanı bende ölmeden önce son bir şeyler söylemek istiyordum. Nasıl olsa benim anlattıklarımdan hiçbir ipucu yakalayamayacaktı. O da bunun farkındaydı. Yalnızca benimle eğlenmek istiyordu.

"Anne ve babamı asla affetmeyeceğim. Bana ve kardeşime yaşattıklarını affetmem mümkün değil. Beni katil olmam için zorlamalarını, kendi işlerine alet etmelerini affetmeyeceğim. Ahh! Siktir ya! Onlar yüzünden bir sürü insanın ölümüne yol açtım. Ben onları affetsem bile kendimi Affetmem. Demek ki elinden geleni yapmak daima yeterli olmuyormuş. Kardeşimin başına gelenler için onları affetmeyeceğim. İşin aslı bunun için hep bir başkasını suçladım. Asıl suçluları suçlamak hiç aklıma gelmedi."

"Kardeşine ne oldu?" Beklemediğim soru karşısında hiç tereddüt etmeden cevapladım.

"Öldü." Bir kardeşim olduğunu ve onun yaşadığını bilemezdi. O tepkisiz kalırken devam ettim.

"Bir an olsun doya doya gülemediğim için, beni eksik bıraktıkları için, yüreğimde ki ukteyi kördüğüm ettikleri için onları affetmeyeceğim. Şimdi elinde tuttuğun o silahı kaldır ve daya alnımın ortasına. Vur beni!" Ona haykırdığım sözler onda bir etki yaratmazken oturduğum yerden bir kez daha haykırdım.

"Vur beni!" Öfkeli sesim ve sert emrim onda belirgin bir etki yaratmıyordu. Ancak ben tam şu an, şu dakika ölmeye hazırdım. Kararlı bakışlarım onun belli belirsiz görünen suratındaydı. Ölümden korkmadığım tam şu anda beni vurmalıydı. O hareketsiz bir şekilde bana bakarken öylesine tepkisizdi ki sanki zaman durmuştu.

"Neyi bekliyorsun!?" Haykırdığım söz onu atağa geçirmişti. Namluyu hızla alnıma doğrulttuğunda oturduğu yerden kalkmamıştı bile.

"Bu son şansın. Ölüm ve yaşam. Seçecek olan sensin." Sözlerinin kulağıma ilişmesine dahi izin vermedim. Benim kararım en başından belliydi. Kısık gözlerimle gözlerine bakındım ve ardından fısıldadım.

"Vur beni." Sözlerim biter bitmez ortalığı inleten silah sesi gözlerimi refleks olarak kapatmama sebep olmuştu. Zihnimde ki çanın uğultusu görevini silaha devrederek kulaklarımı çınlamasına sebep olurken odaklanmaya çalıştım. Ruhumun bedenimden ayrılığını hissetmek için tüm odağımı neremden vurulduğuma yoğunlaştırmıştım. Ancak bedenimin hiçbir yerinde bir sızı hissetmeyişim beni dumura uğrattı. Usulca gözlerimi açtığımda karşımdaki maskeli adamın ayağa kalktığını gördüm. Uzanarak başımın hemen tepesinde ki ışığı söndürmüştü. Ardından karşımda ki ışığı söndürdüğünde neler olduğuna anlam vermeye çalışıyordum. Gözlerim ışığın yoksunluğu ile birlikte ortamın karanlığına alışmaya çalışıyordu. O sırada maskeli adam arkasını dönmüş ileride ki demir kapıya doğru ilerliyordu. Şok içinde etrafa bakınarak nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Terk edilmiş bir fabrikayı andıran bilinmez bir yerdeydim. Gözlerim tekrar maskeli adamı bulduğunda tek görebildiğim uzaklaşan bedeniydi. Eli yüzünde ki maskeye konduğunda usulca yüzünde ki maskeyi çıkararak umursamazca yere bırakmıştı. Haklıydım. Başının tamamını saran bir kar maskesi takıyordu. Bedeni dik, yürüyüşü salınımlıydı. Bir kediyi andırıyordu. Beni öldürmekten vazgeçmişti ama niye? Ben katilim olmak üzere olan adamın sırtını incelemeye devam ederken demir kapıdan bir beden içeriye sert bir giriş yaptı. Gözlerim o bedene yöneldiğimde gördüğüm surat bana nefes almayı dahi unutturmuştu. Feza KARAHANLI. Uzun ve kalıplı bedeni meydan okumak istercesine bana doğru yaklaşıyordu. Ben yaşananları anlamlandırmaya çalışırken Feza maskeli adama başı ile selam vermişti. Yan yana geldiklerinde Feza tatmin olmuş bir tebessüm eşliğinde elini maskeli adama doğru uzattı. Ancak eli bir karşılık bulmadı. Maskeli adam usulca başını eğerek selam verdikten sonra yürümeye devam etti. Feza havada kalan elini cebine yolladığında ben hala olayın gerçek olup olmadığını sorguluyordum. Bu yaşananlar gerçek olamazdı, öyle değil mi? Ah! Feza tüm o söylediğim şeyleri duymuş muydu? Bilmemesini istediğim birçok şeyi öğrenmiş olması beni öfkelendirse de hala şaşkınlığımın önüne geçemiyordu. Feza yürüyüşünü tamamlayarak tam önümde durduğunda bana zevk dolu bir tebessüm gönderdi.

"Bu kadar kolay kurtulabileceğini mi sandın?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.