
...

Yaşadıklarından kaçan, yaşayamayacaklarına meyleden.
***
"Benim malım olduğun anlamına geliyor."
Kulağıma ilişen sözler hükmedici nitelikteydi. Bundan önce ki tüm hayatım bir başkasının boyunduruğu altında geçmemiş gibi... Bozulan sinirlerim histerik kahkahamı tetikliyor olmasına rağmen bununla savaştım. Karşısında bir deli gibi görünmek istemiyordum. Ben kimsenin malı değilim. 19 yıl boyunca bana her istediğini yapan adamında malı değildim, senin de malın değilim Feza KARAHANLI. Korkum öfkemle yarışmaya çabalarken üzerime doğru eğilmiş olan adamın göğsünden elimi çektim. Yanından geçip gitmeyi planlıyor olsam da koluma sarılan el buna müsaade etmedi. Ölümcül bakışlarım onu bulduğunda yüzünde ki alaylı ifade yerini ifadesizliğe bırakmıştı. Daha fazla onunla aynı ortamda bulunmak istemiyordum. Kolumu elinden kurtarmak için çekiştirdiğimde bunun bir işe yaramayacağını anlamam uzun sürmedi. Yüzünde ki hiçlik bir artı kazanmadan ilerliyordu. Bir insan nasıl bu kadar uzun süre tepkisiz kalabilir aklım almıyor. Gözlerimi karanlık okyanuslarından çekerek başımı farklı bir yere çevirdim. Bir süre sonra sıkılacak ve gitmeme izin verecekti.
"Bakmayacağım." Söylediği tek kelime beni sakin kalmaya itti.
"Öyleyse bırak kolumu." Bırakmadı. Gözlerimin içine içine bakmayı sürdürdü. Benden bir şey yapmamı bekliyordu. Bense ondan kolumu bırakmasını. Nihayet yüzünde bir şey kıpırdadı. Kaşları anlam vermeye çalışırcasına çatıldı. Neyi anlamaya çalışıyordu? Bende neyi görmeye uğraşıyordu. Daha fazla sabredemezdim. Ben kimsenin malı değildim ve kimse beni böyle baskılayamazdı. Bileğimden yakaladığı kolumu kendime çekmek yerine ona doğru ittim. Parmaklarım göğsünde ki yaraya ulaşacağı esnada bileğimde ki baskı arttı ve ona ulaşmamı engelledi. Canını yakma isteğim kursağımda kalırken beni öfkeyle kapıya doğru ittirdi. Sendelememe rağmen toparlamıştım. Bunu fırsat bilerek arkama bile bakmadan hızla banyoyu terk ettim. Aceleci adımlarla salona ulaştığımda yürüyüşüm sakin bir hale büründü. Ada'yı koltuklarda gördüğümde adımlarım onun yanına yöneldi. O psikopatın yanıma gelme ihtimaline karşın yalnız kalmak istemiyordum. Ada'nın yanına ulaştığımda benim geldiğimi son anda fark etmesinden dalgın olduğunu anlamıştım. Bu halinden faydalanabilir miydim? Dalgınken bana bir şeyler anlatabilirdi. Rol yapıp ortama ayak uydurmaya mecburdum.
"İyi misin?" Başını önemsiz bir şey sormuşum gibi sallayarak gülümsediğinde durumun ciddi olduğunu hissedebiliyordum.
"Otursana." Eliyle yanını gösterdiğinde bilinçsizce ikileme düşmüştüm. Tereddüt ettiğimi anladığında tebessüm etti.
"Ah bazen seni kaçırmış olduğumuzu unutabiliyorum. Aldırma." Söyledikleri yüzümde aptal bir sırıtış doğurmuştu. Kendi kendisiyle alay ediyor oluşu beni güldürmüştü. Aynı zamanda bu evde bana insan olduğumu hissettiren tek kişi oydu. Tüm hayatınız boyunca şiddete maruz kalmış olmak, en ufak kibarlık gördüğünüzde, kibar davranan kişiye hayran olmanıza sebep olabiliyor. O kişi sizi zorla kaçırmış olsa bile. Elbette Ada'ya hayran değildim ancak ona karşı sempati geliştirmeme engel olamıyordum. Bu resmen bir zaaftı.
İçimde oluşan oturma isteğine karşı gelemeyerek yanını göstermiş olmasına rağmen karşısında ki koltuğa yerleştim.
"Neye ihtiyacın olursa olsun, buradayım." Bunu üstün bir samimiyetle söylemiş gibi görünüyor oluşu bana güven vermemişti. Beni kaçıran grubun içinde ki tek kızın samimi davranışlarının altında elbette bir art niyet arayacaktım.
"Kaçırılmamaya ihtiyacım vardı aslında." Dürüst olmam gerekirse kaçırılmış oluşumun tek kötü yanı Alya'nın başına gelenlerdi. Cehennem bile Fırat ile aynı çatı altında yaşamaktan daha konforludur.
"Feza'ya bunu yapmaması için sence ne kadar ısrar etmişimdir?" Bu ciddi bir soruydu. Omuz silktim. Buna verecek sahici bir cevabım yoktu.
"Tam olarak 3 yıl." Duyduklarıma şaşırmış olsam dahi tepkisiz kaldım. Sonuç itibariyle buna engel olamamıştı.
"Bunun bir anlamı olmadığını biliyorum. En nihayetinde şu an buradasın." Benim aklımı okuyor olamazdı, öyle değil mi?
"Kaçırılmanı önleyemedim bırak da senin için elimden geleni yapayım." Ada'nın sözleri kaşlarımın çatılmasına sebep olmuştu. Bu kadın ya fazla dürüsttü ya da fazla tehlikeli.
"Neden bunu yapmak istiyorsun?" Dudakları sorumu beğenmişçesine kıvrıldı.
"Geçerli sebeplerim var." Ah demek yarım yamalak bir dürüstlük sergileyecekti.
"Sebeplerini duymadan sana güvenmemi bekleyemezsin." Dedim bacak bacak üstüne atarken. Sırtımı koltuğa yaslayarak rahat bir oturuş sergiledim. Ada onu konuşturmaya çalışan bana tebessüm etti. Tereddüt ediyordu. Yine de benim güvenimi kazanmak zorunda olmayan birine göre fazla istekliydi.
"O halde şöyle yapalım. Neye ihtiyacın olursa olsun bana söyle, bende senin için yapmam gerekeni yapayım. Bana güvenme konusunu sonraya bırakalım." Ah bana sebeplerini söylemeye pek niyetli değildi. O da bana güvenmiyordu, en doğrusu da buydu. Şimdilik ondan bir şey isteyecek değildim. Zira isteklerim onun gücünü aşıyordu. Bana kardeşimi getiremezdi mesela.
"Bakıyorum da evcilleşmiş." Salona giren Egemen'in bana yönelik sözlerine öfkelensem de ifadesiz kaldım. Alaylı bakışlarıyla yanımdan geçerek Ada'nın yanına yerleşmişti. Kolunu Ada'nın omuzuna koyarak bacak bacak üzerine atmıştı.
"Çok güvenme." Bu ses Feza'ya aitti. Arkama baktığımda tehlikeli bir sırıtış eşliğinde yanımıza doğru geldiğini görmüştüm. Sakin kalmaya çalışarak önüme döndüm.
"Her an tırnaklayabilir." Feza'nın sözleri Egemen'i güldürmüştü. Yanımda oluşan hareketlenmeyle başıma o yana çevirdim. Feza benim oturduğum koltuğun koluna tek kalçasını dayamış yüzüme bakınıyordu. Gözlerim eline ulaştığında dün gece yaşananlar zihnimde canlandı. Boğulmamak için verdiğim çabanın emareleriydi onlar. Tırnak izlerim. O beni boğmaya çalışmış bense onun elini tırnaklarımla yırtmıştım. Aynı elinde dün gece ki gömleğini tutuyordu. Reçel damlamış olan gömleğini. Bundan zevk almasam da altta kalmaya niyetim yoktu. Gözlerim gömleğin üzerindeyken yandan bir gülüş gönderdim Feza'ya.
"Reçel lekesi çıkmış mı?" Yalnızca bu kadar. Başka hiçbir şey söylememe gerek kalmamıştı. Gülüşüme ve sözlerime karşılık Feza'nın elleri sweatimin yakasına uzandı.
"Boynunda bir şey mi var senin?" Parmaklarının tenime değmesine izin vermeden ellerini kendimden uzaklaştırdım. Dün gece oluşan boğazımda ki morluklarla alay ediyordu. Bundan zevk alıyor oluşu kanımı dondururken saçlarımla boğazımı iyice gizledim.
"Git başımdan Feza KARAHANLI." Bana ilişmeyi bir kenara bırakarak koltuktan kalktığında söylenmeden edemedim.
"Bakıyorum da evcilleşmiş. Söz de dinliyor üstelik." Egemen'in ağzından kaçan kahkaha kulaklarıma iliştiğinde benimde dudaklarımda zevksiz bir sırıtış oluşmuştu. Feza'ya baktığımda arkası dönük bir şekilde hareket etmeden öylece durduğunu gördüm. Bedeninden yayılan tehlikeyi hissettiğimde tüylerim istemsizce havalandı. Öfkelenmişti ancak bir şey yapmayacağını sezebiliyordum.
"Neyi kaçırdım?" Berkan'ın sesi salona dağıldığında kimsenin ilgisi ona kaymamıştı. Asıl olay buradaydı çünkü. Feza'nın hareketsiz bedeni bana döndüğünde yüzünde tehlike barındıran bir gülüş vardı. Alaylıydı da.
"Ben seni nasıl evcilleştireceğimi biliyorum." Bunu söyledikten sonra koluma sarılan parmaklarının akışına kapıldım. Beni çekiştirerek merdivenlere doğru yürüyordu. Bense karşı koyabilmeyi bir kenara bırakmış ona yetişebilmek niyetiyle koşuşturuyordum. Aklı karışmış Berkan'ın yanından geçerken beni süzdüğünü gördüm.
"Kıyafetler yakışmış." Bunu umursayacak halde değildim. Feza merdivenleri tırmanmaya başladığında bende arkasından düşe kalka ilerliyordum. Üst kata ulaştığımızda benim uyuduğum odaya beraber girmiştik. Kapıyı arkamdan sertçe örttüğünde sırtımı kapıya dayadı. Kapı ile onun bedeni arasına hapsolduğumda gözlerim öfke taşan gözlerine tırmandı. Öfkeli olmasına rağmen yüzü benimle eğleniyor gibi görünüyordu.
"Benimle alay edecek kadar korkusuzsun demek?" Sorgulayan bakışlarından kaçırmadım gözlerimi. Ona başkaldırmak, 'evet öyleyim' demek geldi içimden. Ancak bakışlarımla kabullenmeyi seçtim. Ondan korkmadığımı gözlerime bakarak da anlayabilirdi. Cevabımı almış olacak ki yüzünü yüzüme daha da yaklaştırdı. Yüzlerimizin fazla yaklaşmasından kaynaklı bilinçsizce gözlerim gözlerinden kaçındı. Nefesini yüzümde hissedebilecek kadar yakıdık. Bedenini tamamiyle benim bedenime yaslamıştı. Yüzünü daha da yüzüme yaklaştırırken kafamı hafifçe farklı yöne çevirdim. Nefesini kulağımın hizasında hissettiğimde konuştu.
"Pişman olacaksın." Duyduklarım tüylerimi ürpertirken ona karşılık vermedim. Elini çeneme koyarak yüzümü yüzüne çevirdiğinde göz göze gelmiştik. Gözlerinde ki mavi alevler beni şaşkına uğratırken o anda bedenini bedenime daha da yasladı. Bacaklarımın arasında hissettiğim kabarıklık gözlerimin şok içinde açılmasına sebep oldu. Verdiğim tepkiyi incelerken dudaklarının kıvrıldığını görmek kafamın arkasının karıncalanmasına sebep olmuştu. Korku tüm bedenimi ele geçirirken beni sıkıştırdığı yerden kurtulmak adına çırpındım. Çırpınışım bacaklarımın arasında ki baskının artmasına sebep oluyordu.
"Yapma, bu işleri daha da kötüleştirir." Fısıltısının ardından yüzüne nefretle bakındım. Çırpınışım anında kesilmişti. Ellerimi omuzlarına koyarak itmeye çalıştığımda kendime çok az bir alan açabilmiştim. Bedenini bedenime sertçe tekrar dayadığında dudaklarımdan bilinçsizce bir inilti döküldü. Bedenim öfke ve nefretle titremeye başladığında omuzlarında ki ellerimi tutarak sertçe kapıya dayadı. Tek eli ile kollarımı kapıya sabitlediğinde gözlerimin içine eğilerek iyice baktı. Neyi görmeye çalışıyordu? Çatık kaşlarımla gözlerine bakındığımda alevler yerini girdaba teslim etmişti. Yüzüme çarpan nefesi girdaba kapılıp gitmeme müsaade etmezken kendime gelmeye çalıştım. Bir an önce şu durumdan sıyrılmalıydım. Gözlerim Feza'nın gözlerinden ayrıldığında kızarmış elmacık kemikleri aklımı karıştırdı. Bu da neydi? Buz gibi olan odam bir anda fazlasıyla ısınmıştı. Benim yanaklarımda utancın esiri olduğunda yüzümü sağa çevirerek bakışları altında ezilmekten kaçındım. Fazlasıyla sıcak basmıştı. Feza kafasını dün yaptığı gibi yaklaştırarak şakağıma dayadığında karnıma tekme yemiş gibi hissettim.
"Benden korkuyor musun?"
"Hayır" deyiverdim bir anda. Oysa şu an en çok ikimizden korkuyordum. Sözlerimin hemen ardından bacaklarımın arasında ki baskı katlanarak arttığında fısıldadı.
"Emin misin?" Bir kez daha hayır dememin nelerle sonuçlanacağını hayal edemedim. Tek bildiğim bundan ileriye gideceğiydi. Bu ise benim için ölümcül olurdu. Ben sorusunu yanıtsız bırakırken o başkaldırımı devam ettirdiğimi düşündü. Alnını şakaklarımdan çekerek boşta kalan elini çeneme yerleştirdi ve ona bakmamı mecbur kıldı. Göz göze geldiğimizde hala ne yapmam gerektiği konusunda bir fikrim yoktu. Kollarımı avucundan kurtaramıyor ona karşı koyamıyordum. Susuz kaldığımı hissederek dudaklarımı ıslatma ihtiyacı duydum. Gözleri parlak dudaklarıma kaydığında aynı anda yüzünü yüzüme doğru yaklaştırmaya başlamıştı. Ben şok içerisinde ne yapmaya çalıştığını gözlemlerken burun buruna gelmiştik bile. Aldığı derin nefesi titrek bir şekilde serbest bıraktığında esintiyi dudaklarımın üzerine hissetmiştim. Daha fazla yaklaşmasına müsaade edemezdim.
"Korkuyorum." Fısıldadığım şeyle birlikte dudaklarım dudaklarına çarpmıştı. Feza'nın gözlerine bakındığımda iştahla dudaklarıma bakmaya devam ediyordu. İlk kez farklı bir erkeğin dudakları değmişti dudaklarıma. Bunun utancıyla kıpkırmızı kesilmiş, gözlerimi sıkı sıkıya kapatmıştım. Az sonra çenemdeki el çözüldü. Ardından üzerimde ki baskı usulca yok oldu. Bacaklarımın arasına doluşan serinlik ferahlamama sebep olurken gözlerimi yavaşça araladım. Yarım metre ötemde duran Feza ile göz göze geldiğimde yüzündeki ifade beni şaşırtmıştı. İfadesiz tutmaya çalıştığı suratı daha çok bozguna uğramış gibiydi. Hafifçe boğazını temizlediğinde gözleri tekrar beni buldu. Bana bakıyor oluşundan rahatsız olduğumu hissettiğim esnada üzerime doğru bir adım attı. Aynı anda yan tarafa doğru kaymıştım. Feza ise önünden çekilmemi bekliyormuşçasına zaman kaybetmeden odayı terk etmişti. Kapının kilitlenme sesini duyduğumda içimden esaslı bir küfür savurdum. Yine buraya hapsolmuştum. Şerefsiz! Öfkeyle yatağa doğru adımladım. Yatağın üzerine uzanarak az önce olanları zihnimden uzaklaştırmaya çalıştım. Sanki Feza odadan çıkar çıkmaz etraf yine eski serinliğine dönmüştü. Sakinleşmeliydim. Az önce olanlar sadece ufak çaplı bir tehditti. Daha önce yaşamadığın bir şey değil Çağla. Sakinleş. Az önce hiçbir şey olmadı. Az önce olanlar hiç yaşanmadı. İşte buydum ben. Yaşadıklarından kaçan, yaşayamayacaklarına meyleden.
***
3 HAFTA! Bu kapının üzerime kilitlenmesinin üzerinden tam üç hafta geçti. O gün üç hafta boyunca bu odaya mahkum kalacağımı bilseydim yine de aynı sakinliğimi koruyabilir miydim? Lanet olsun, delirmek üzereyim! Madem ortak olmak için anlaşmıştık o halde beni buraya tıkmasının nedeni neydi? Kaçabilmek için hiçbir fırsatım olmamıştı. Ada bana yemek getirdiğinde bile yanında koca cüssesiyle Egemen duruyordu. Kaçmaya yeltenemiyordum bile. Daha önce, daha kötü yerlere, daha kötü şartlarda kilitlenmiş olsam da şimdi durumlar farklıydı. Fırat'ın beni her geçen gün bulacak olmasının korkusuyla yaşıyordum. Şimdiye kadar bulamamış olması içimi rahatlatmak yerine beni bulacağı güne daha da yaklaşmış olduğumu düşündürdüğünden korku içerisindeydim.
Elimde sivri uçlu en ufak bir şey olsaydı belki camı yerinden sökebilirdim ancak parmaklıkları aşabilmem mümkün değildi. Daha fazla teçhizata ihtiyacım vardı. Odanın soğuk oluşu yetmezmiş gibi bir de geçen hafta regl olmuştum. Odada banyonun olmaması en büyük dezavantajlarımdan biriydi. Yalnızca tuvalet olması hiçbir işe yaramıyordu. Çok kirlenmiştim. Ah o kadar çıldırtıcı bir yalnızlıktı ki içine düştüğüm durum, bazı geceler Feza'ya beni buradan çıkarması için sesim kısılana dek bağırıp çağırmıştım. Defalarca kez kaçmayacağımı, ona yardım edeceğimi haykırmıştım. Oysa onun bu evde olduğundan dahi emin değildim. Bana o gün yaptıkları, beni buraya hapsedişi, kardeşimin başına gelenlerden sorumlu oluşu ona olan nefretimin katlanarak artmasına sebep oluyordu. Şu an ise haftalardır yaptığım şeyi yapıyordum. Yatakta oturmuş avare avare odada ki eşyaları inceliyordum. Kapı kilidinin sesi kulağıma iliştiğinde gözlerim usulca o yöne çevrildi. Kapı açıldığında içeri giren kişi Ada'ydı. Elinde tuttuğu yemek tepsisiyle bana doğru yaklaşıyordu. Bakışlarında ki acıyan ifadeyi gizleyemiyordu. Rahatlatmaya çalışırcasına tebessüm etti.
"Yemeğin hazır. Afiyet olsun." Karşılık vermeden suratına bakınmayı sürdürdüm. Yanıma geldiğinde azda olsa benimle konuşmaya çalışıyordu. Buna ihtiyacım olduğunu düşünüyordu, vardı da. Sabahtan akşama kadar aynı odada hapsolmak, zaman geçsin diye uyumaya çalışmak hiçte kolay değildi.
"Yemeyecek misin?" Bir şey söylemeden gözlerimi yüzünden çektim. Yemek filan istemiyordum. Tek istediğim bu odadan çıkmak ve kardeşimi görmekti. Gözlerim Ada'nın ardında ki kapıya çevrildiğinde kollarını göğsünde bağlamış olan Egemen ile göz göze geldim. Ada'ya zarar vermeyeceğime emin olduktan sonra hemen yanı başında dikilmeyi bırakmıştı. Oysa şu an buradan çıkmak adına Ada'ya zarar verebilirdim. Kahretsin! Kendime verdiğim bir sözüm vardı. Asla masum insanlara dokunmayacaktım ancak azıcık rolden kimse zarar görmez, öyle değil mi?
Ada'ya zarar vermek çok kolay görünüyordu ancak aynı şeyi Egemen için söyleyemeyeceğim. İki metrelik boyuyla tam bir kas yığınıydı. Ben yemek tepsisinde ki çatalı Ada'nın boynuna dayayıp dayamamam gerektiğini zihnimde tartarken Ada'nın öfkeli sesi beni şaşırtmıştı.
"Egemen! Buna daha fazla devam edemem. Bunu yapamazsınız!" Ada'nın söyledikleri şaşkınlığımın artmasına neden olmuştu.
"Bunu daha önce konuştuk Ada. Bunların yaşanacağını, hatta daha kötü ihtimalleri kendi kulaklarınla duydun." Egemen'in sözleri Ada'yı sakinleştirmeye yönelikti. Bu konu hakkında bir şey yapmayacağını söylüyordu sevgilisine.
"Feza ile konuşacağım." Ada'nın bir hışımla yerinden kalkışı aklımı karıştırmıştı. Neden benim için bu kadar çabalıyordu? Ada odadan çıkarak Feza'nın odasına yöneldiğinde Egemen'de gözlerini bana değdirmeden onu takip etti. Kapının açık kalması işime gelmişti. Oturduğum yerden hızla kalktığımda tüm gücümle kapıya koştum. Bu fırsatı kaçırmak demek koca bir bilinmezliğe daha gömülmek demekti. Kapıdan çıktığımda ikisinin de Feza'nın odasına girdiğini gördüm. Hızla merdivenlere doğru koştum. Tüm gücümle hızlı davranıyor öte yandan sessiz olmak için savaşıyordum. Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tek bildiğim o odadan uzaklaşmaktı. Aşağı indiğimde Berkan'ın salonda oturduğunu gördüm. Adımlarım keskin bir şekilde mutfağa çevrildiğinde tek bildiğim hızlı olmam gerektiğiydi. Daha önce Feza'nın göğsüne batırdığım bıçak aklıma geldiğinde tezgahın üzerinde ki bıçaklığı yokladım. Orada değildi. Siktir! Niyetim buradan kaçmak değildi. Kardeşim onların elindeyken böyle bir aptallık yapamazdım. Tek niyetim kendimi korumaktı. Bir saat daha o odada kalırsam kafayı yiyebilirdim.
"Çağla? Orada ne arıyorsun?" Berkan'ın sorusunu yanıtlama gereği duymadan etrafta keskin bir şeyler aramaya devam ettim. Kendimi koruyacak en ufak bir şey... Çekmecede bulduğum iki meyve bıçağını aceleyle elime aldım. Meyve bıçağı olsa dahi işime yarayacaktı. Elimde tuttuğum bıçaklarla salona ilerledim. Feza'nın yavaşça merdivenlerden indiğini gördüğümde öfkem katlanarak artmıştı. Merdivenler bittiğinde ilerleyerek salona geldi ve birkaç metre ötemde durdu. Hiçbir şey söylemeden alayla yüzüme bakıyordu. Elimde tuttuğum meyve bıçakları ona komik gelmiş olmalıydı.
"O odaya dönmeyeceğim şerefsiz. Beni bir daha oraya kilitlemeyeceksin." Tehditvari emirlerim onu güldürmüştü.
"Beni o renkli bıçaklarla mı durduracaksın?" Nasıl bu kadar berbat biri olabilirdi? Onunla savaşmayı reddettiğimi hala anlamıyordu. Beni basit görüyordu. Elimde tuttuğum bıçağı onun algılamakta güçlük çekeceği bir hızda ona fırlattığımda bıçak hemen kafasının yanından geçerek arkada kalan duvara saplanmıştı. Bu onunla savaşmayı reddettiğimin bir göstergesi olacaktı. Benimle birlikte Fırat'a karşı savaşabilecek tek insanlar onlardı. Onlarla anlaşmayı öğrenecektim.
"Bir daha o odaya kilitlenmeye niyetim yok. Daha önce de dediğim gibi birlikte çalışacağız. Aileme karşı sizin safınızda savaşacağım. Daha ne istiyorsunuz, anlamıyorum." Feza rahat duruşundan ödün vermezken düşünmeye devam ediyordu. O sırada Egemen konuştu.
"Evcilleşmen lazımdı." Duyduklarımla birlikte buruşan suratımı ona çevirdim. Bunu söylediğine gerçekten inanamıyordum. Öfkemi hissettiğinde omuz silkmişti.
"Ben yalnızca Feza'nın bize söylediklerini söylüyorum." Bu kez bakışlarımın hedefi Feza'ydı. Yüzünde ki memnun ifade beni çileden çıkarıyor olsa da tepkisiz kalmaya çalıştım. O ise inceleyen bakışlarını üzerimden çekerek arkasını döndü. Ona fırlattığım bıçağın yanına gitti ve bıçağı duvardan sakince ayırdı.
"İstediğimi aldım. O odaya dönmene gerek yok." Duyduklarım sakinliğimi daha fazla koruyamama sebep oldu.
"Derdin ne senin! Hayvan herif! Ne istiyorsun benden!" O arkası dönük bir şekilde elinde tuttuğu meyve bıçağını incelerken konuştu.
"Yalnızca gerçek Çağla UYSAL ile tanışmak istiyordum." Bir anda arkasını dönerek elinde ki bıçağı bana doğru savurduğunda zihnim aldığım eğitimlerin baskısıyla kavruldu. Kaçınmam gerekirdi ancak yapmadım. O bıçağı tam olarak yüzümün hemen önünde sapından yakaladım. Bıçağın keskin ucu ile burun buruna geldiğimde öfkeli gözlerim Feza'yı buldu.
"Merhaba Feza KARAHANLI. Ben Çağla UYSAL, tanıştığıma memnun oldum." Diğerlerinin şaşkın bakışlarının arasında, O; yaşananların ve benim kapasitemin farkındaydı. Ancak eminim ki o benim bıçaktan kaçınacağımı düşünmüştü, havada yakalayacağımı değil. Üzerimde ki tehlike saçan gözlerini benden ayırarak merdivenlere ilerledi. Aynı ortamda fazla kalmayacak olmamız beni rahatlatırken gözlerim diğerlerine çevrildi. Ada'nın suratı gururla karışık mutluyken Egemen'in bakışları çoktan umursamaz bir hale bürünmüştü bile. Berkan ise hala hayretle yüzüme bakıyordu.
"Oha lan. Nasıl yaptın?" Berkan'ın sözlerine aldırmadan saldırgan duruşumu rahatlattım. Yorgun düşmüştüm. Elimdeki iki bıçağı da sehpanın üzerine koyarak koltuğa bıraktım bedenimi. Hiçbir şey yapmaya mecalim yoktu.
"Bunu yapmayı nerede öğrendin?" Berkan'ın devam eden sorularına aldırmıyordum.
"Açıkçası o odada kalmanı başından beri istememiştim." Umurumda bile değildi. Ada'nın bana doğru adımladığını gördüğümde temkinli olmak bakımından gözlerim gözlerine ulaştı. Gülümsüyordu. O olmasaydı belki de bu mümkün olamazdı. Ona bir teşekkür borçluydum.
"Kirlenmişsin. Duş alsan iyi olur." Ada'nın söylediklerini başımı sallayarak onayladım.
"Bu gece dışarı çıkmak ister misin?" Sorusu kafamı karıştırmıştı. Evin önüne çıkmaktan mı söz ediyordu? Anlamsızca suratına bakarken devam etti.
"Şehir merkezine gideceğiz." Bana soruyor oluşu benimde onlarla gidebileceğim anlamına mı geliyordu?
"Bende mi geleceğim?" dedim şaşkınca.
"Evde kalmak istersen iki kişi seninle birlikte kalabilir." Ada'nın sözlerine hızla kafa salladım.
"Hayır evde kalmak istemiyorum." Samimi bir şekilde gülümsediğinde uzun zaman sonra bu evden çıkacak olmanın verdiği ferahlık içimi doldurdu. Ada'yı takip ederek bana verdiği eşyaları aldım. Hızlı ancak bol sabunlu bir duşun ardından kendime geldiğimi hissedebiliyordum. Saçlarımı kurutarak banyodan çıktığımda kapının önünde Ada'yı gördüm. Beni mi bekliyordu? Kolumdan çekiştirerek beni üst kata götürdüğünde ne yapmaya çalıştığını anlamak için uğraşıyordum. Neden bu kadar heyecanlıydı?
"Ne oluyor Ada?" dedim dümdüz sesimle. O sırada üç haftadır kapalı kaldığım odaya girmiştik. Odanın köşesine yerleştirilmiş boy aynası anında gözüme çarptı.
"Hızlı olmamız lazım. Birazdan çıkacağız. Feza'ya senin de dışarı çıkabilmen için ne kadar yalvardım haberin var mı?" Ah elbette öyle olmuş olmalı. Feza daha beni odadan çıkarmazken bir anda insan içine çıkaracak değildi. Ada'nın çabası takdire şayandı ancak içimde belli belirsiz bir sıkıntı oluştu.
"Bak! Bu gece giyeceğin elbise bu. Ben seçtim, nasıl?" Yatağın üzerinde duran siyah elbiseyi bana gösterdiğinde şaşırmıştım. Daha önce giyinmediğim türden bir kıyafetti. Fazla kadınsı görünüyordu.
"Önce makyajını yapalım." Tam itiraz edeceğim sırada Ada konuşmaya devam etti.
"Orada aykırı durmaman lazım. Ufaktan plana giriş yapacağız." Duyduklarımın ardından hiçbir şey söylemedim. Demek hali hazırda sağlam bir planları vardı. Neler olacağını merak ediyordum. Ada beni karşısına oturtarak hızlı bir şekilde yüzüme bir şeyler sürmeye koyulmuştu.
"Abartma olur mu?" dedim sanki bir kız kardeşin ablasına ricası gibi. Bu kadar absürt bir olayın içinde zihnimde canlanan fikre de bakın. Ben nasıl bir yalnızlığa mahkumdum?
Ada hiçbir şey söylemeden tebessüm eşliğinde işine devam etmişti. Nihayet bu evden çıkacak ve plana dahil olacaktım. Bir şeyler yapmak zorundaydım. Fırat beni bulamadan sahici bir şeyler yapmaya mecburdum.
"Çağla senden bir şey rica edeceğim." Onu dinlediğimi belirtircesine mırıldandım.
"Feza'nın yapma dediği şeylerden uzak dur. Bu gece önemli bir gece. Feza bu gece yaşanabilecek bir hatayı affetmez." Onaylarcasına mırıldandım. Bu gece direkt olarak Feza'dan uzak duracaktım. Bunun, yaşanabilecek her türlü problemin önüne geçeceğine emindim.
"Ayrıca kaçma. Buna yeltenme hatta düşünme bile." Ada bana makyaj yaparken aynı zamanda nasihatlerini sıralıyordu. Onu yanıtsız bıraktığımda gözleri gözlerime kavuştu. Bir yanıt bekliyordu benden. Ben sessizliğimi sürdürürken o derin bir nefes aldı.
"Kaçamayacaksın, bunu biliyorsun değil mi?" Sözleri anlamsızca ürpermeme neden oldu. Bu insanları küçümsememem gerektiğinin farkındaydım.
"Kaçmayacağım." Dedim bunun benim tercihim olduğunu belirterek. Kardeşim için en ufak bir hata dahi yapmayacaktım. Ada az sonra bana yaptığı makyajı bitirmişti.
"Yalnız baya iyi oldun. Çok bir şeyde yapmadım üstelik. Yalnızca birkaç ufak dokunuş." Ada beni aynaya bakmam için yönlendirdiğinde ayaklandım. Aynanın karşısına geçtiğimde gördüğüm görüntü beni şaşırtmıştı. Kırmızı mat bir ruj ve koyu bir göz makyajı... Bunların ufak dokunuşlar olduğunu düşünmüyordum. Bu gece plan için hazırlanmıştım ve olması gerekende buydu.
"Birazdan çıkacağız. Hemen kıyafetini giyin. Bende giyinip geliyorum." Ada koşar adım odadan çıktığında yatağın üzerine serilmiş kıyafete doğru ilerledim. Ellerimle omuzlarından tuttuğum kıyafeti havaya kaldırarak inceledim. Çok hoş bir kıyafet olsa dahi alışkın olmadığım cinstendi. Boy aynasının önüne giderek soyunmaya koyuldum. Kendi bedenimi incelerken iyice çelimsiz bir hale büründüğümü fark ettim. Kaçırıldığımdan bu yana adam akıllı yemek yememiştim. Bacaklarım ve üst bedenimde ki yara izleri gözüme takılmıştı. Sonsuza dek benimle kalacak olan yara izlerime teker teker bakındım. Bir yenileri de sırtımda yer alıyordu. Yaralarım üç hafta geçmesine rağmen kapanmamış aksine enfeksiyon kapmıştı. Dokunmak bir kenara çok fazla eğilip bükülemiyordum bile. O çengellerin ucunda ki zehrin ne olduğu aklıma fena halde takılmıştı. Artık iyileşmek istiyordum.
Siyah elbiseyi alarak üzerime geçirdim. Elbisenin dokusu satendi. İnce omuz askılı ve göğüs kısmı salaştı. Etek kısmı ise yere sürünüyordu. Uzun bir yırtmacı vardı. Elbisenin fermuarını çektiğimde aynada gördüğüm görüntü beni ciddi anlamda etkilemişti. Ben...anneme benziyordum. Bedenim annemi, yüzüm ise babamı andırıyordu. Aynada göz göze geldiğim görüntüm bende yutkunma isteği doğurdu. Ben çok... tehlikeli görünüyordum. Fırat ve Banu'nun birleşiminden doğan bir canavardım ben. Tedirgin nefes alışlarımın ardından dikkatim elbisenin örtemediği yara izlerime yoğunlaştı. Birkaç belirgin çizik ve sigara yanığı izleri vardı. 'Bu elbiseyi giyinmek istemiyorum' demek ne kadar mantıklı olurdu? Öyle söylediğim taktirde bensiz dışarı çıkacaklarına emindim. Bu gece yanlarında olmalı ve onları tanımalıydım. Planın ilk adımında bende orada olmalıydım. Aklıma gelen fikirle arkamı döndüm. Ada'nın makyaj malzemelerine doğru adımlayarak bu lekeleri kapatacak bir şeyler aradım. Elime aldığım kapatıcıyı yırtmacımdan görünen izin üzerine sürdüğümde etkili olduğunu fark ettim. Yüzümde aptal bir tebessüm belirmişti. Aynı işlemi göğsüme, sırtıma ve omuzlarıma da uyguladığımda çok göze batmadığını düşünerek ferahlamaya çalıştım. Neyse ki sırt dekoltem yoktu. Bu sayede açık yaralarımın hiçbiri görünmüyordu. Yalnızca birkaç leke vardı, onları da kapatıcı ile halletmiştim. Son kez aynaya baktığımda ürkütücü derecede tehlikeli göründüğümü düşünüyordum. Bunun nedeni tamamiyle ailemi andırıyor olmamdandı. O sırada odanın kapısı aniden açıldı. Bakışlarım o tarafa çevrildiğinde kaya gibi sert bir çift mavi gözle çarpıştım. Gözleriyle karşılaştığım anda burnuma onun yoğun kokusu ulaştı. Okyanusu anımsatan, ferah ancak boğucu kokusu... Feza'da hazırlanmıştı. Giydiği siyah smokin üzerine tam olarak oturmuştu. Onu ilk kez bu halde gördüğüm için şaşırmıştım. Seksi göründüğünü ve insanı bakışlarıyla bile etkisi altına aldığını inkar edemiyordum. Bilinçsizce tepkisini ölçmeye başladığımda bir anlığına duraksama yaşadığını fark ettim. Ah o da beni bu halde görmeyi planlamıyor olmalıydı. Bakışlarım beni süzen gözlerinden ayrılarak aynaya çevrildiğinde konuştum.
"Ne oldu?" Sorumu yanıtlamak yerine yanıma doğru yürümeye başlamıştı. Tam olarak arkama geçtiğinde aynada ki yansımamızda göz göze geldik. İfadesiz duran suratı bende bir his uyandırmamıştı. Direkt olarak gözlerime bakınıyordu. Ellerini kaldırdığı sırada avucunda tuttuğu bir şey gözüme takıldı. Bu bir maskeydi. Elinde tuttuğu maskenin iplerini iki eline alarak maskeyi gözlerimin önüne getirdiğinde hala aynadan onun gözlerine bakınmaktaydım. Bu maske ne içindi? Hepimiz takacak mıydık yoksa? Kafası hemen omuzumun üzerindeyken aynadan tepkimi inceliyordu.
"Demek maskeli balo." Dedim alaylı sesimle. Onunla alay ederken aynı zamanda bilgi edinmek niyetindeydim. Bana bir açıklama yapacağını düşünüyordum. Oysa bana karşılık vermedi. Maskeyi yüzüme oturtarak başımın arkasından ipleri bağlamaya başladı. O anda farklı bir şey hissettim. Maske tamamen yüzüme oturduğunda sanki tamamlanmış gibi hissetmiştim. Kafa karışıklığı içinde Feza'nın aynada ki yansımasını inceliyordum. Büyük bir dikkatle maskemin iplerini bağlıyordu. Gözlerim Feza'nın yansımasından kendi yansımama ulaştığında ürpermiştim. Alnımı ve göz çevremi kapatan siyah maskenin üzerinde anlam veremediğim altın renginde desenle vardı. Tam alnımın ortasında tanrıçayı andıran bir desen bulunuyordu. Tanrıçanın alnında ise ay şekli vardı. Şakaklarıma uzanan minik yılanlar ve yanaklarıma uzanan kıvrımlar vardı.
"Ne olursa olsun, kim ne derse desin bu maske yüzünden asla çıkmayacak. Ben söylesem bile yüzünü açmayacaksın. Bu seni korumak için." Beni korumak için... Maskeli baloya giden tek kişi ben olmalıydım.
"Tamam." Dedim tekdüze bir ses tonuyla. Gözlerim maskenin müsaade ettiği kadarıyla görünürken Feza aynadaki yansımamızdan gözlerime bakmayı sürdürüyordu.
"Beladan uzak dur." Sesi fısıltı kadar alçak olsa dahi bakışlarıyla emir veriyordu. Başımı sallayarak onayladığımda daha fazla koyu mavi gözlerinin altında ezilmemek adına kapıya doğru ilerledim. Onunla daha fazla aynı ortamda kalmamalıydım. Bileğime sarılan el adım atmamı engellediğinde başımı arkaya çevirerek söyleyeceği şeyi dinledim.
"Dibimden ayrılmayacaksın." Çok şey istiyor olmasına rağmen ısrar etmedim. Başımı sallayarak onayladım. Bileğime sarılan elini çözmediğini fark ettiğimde kolumu kendime çekerek avucunda kurtardım. Dalgın bakışlarını üzerimden çekmezken arkamı dönerek odayı terk ettim. Onunla aynı ortamda yalnız başıma bulunmaktan çekiniyordum. Merdivenlerden inerek salona ulaştığımda Berkan'ı şık kıyafetlerle koltukta otururken bulmuştum. Egemen'de karşı koltukta oturmuş kol saatini kontrol ediyordu. Hepsi oldukça şık görünüyordu. Böyle bir görüntü ile karşılaşmayı beklemiyordum. Yanlarına doğru ilerlediğimi ilk olarak Berkan fark etmişti. Gözleri bana ulaştığında mimikleri sahtelikten çok uzak bir şekilde hareket kazandı. Kaşları havalandı ve dudakları gülümsemeye doğru yol alırken 'o' şeklinde büzüldü. Ellerini birbirine çarparak ayaklandığında hızla yanıma doğru yürümeye başlamıştı. Bu sırada diğerlerinin gözleri de beni buldu.
"Ananı, avradınııı... Bu ne güzellik lan?" Berkan bir anda kolunu omuzuma attığında şaşırmıştım ancak tepkisiz kaldım.
"Bu maskenin altında ki kişi Çağla olamayacağına göre, Feza sen misin lan?" Berkan'ın sözleri diğerlerini güldürürken ben omuzumda ki kolunu elimle tutarak indirdim. Ada oturduğu yerden heyecanla kalkarak yanıma doğru gelmeye başlamıştı. Yüzünde kocaman bir tebessüm vardı.
"Çağla sen bu deliye aldırma. Çok hoş olmuşsun gerçekten. Ayrıca maske çok yakışmış yüzüne." Ada etrafımda yürüyerek beni baştan aşağı süzdüğünde kendimi istemsizce rahatsız hissettim. İlk kez bu şekilde giyinmiştim ve ilk kez bu kadar çok kişi tarafından yorumlanıyordum. Ayrıca yara izlerimi fark etmelerinden çekiniyordum.
"Teşekkür ederim." Dedim kısaca.
"Ulan ben bu kızda ki potansiyeli nasıl fark etmem?" Berkan kendi kendine konuşmaya devam ettiğinde merdivenlerden gelen ayak sesleriyle hepimizin bakışları o tarafa çevrilmişti. Feza mankenlere taş çıkartacak vücuduyla merdivenlerden iniyordu. Benim odama girdiğinde bu kadar göz alıcı göründüğünü fark edememiştim. Kötü insanların Allah'ın bir laneti olarak yakışıklı yaratıldıklarına inanmaya başlamıştım. Üzerinde ki smokin Feza'nın dışarıya yaydığı enerjiyi güçlendirmişti sanki. Elinde tuttuğu bir çift topuklu ayakkabıyla gözlerini bir milim gözlerimden kaçırmadan üzerime doğru geliyordu. Aramızda 1 metrelik bir mesafe kaldığında yürümeyi bıraktı. Elinde tuttuğu topuklu ayakkabıları bana uzatarak konuştu.
"Bunları unutmuşsun." Uzattığı ayakkabıları elinden alarak yere koydum. Ayaklarımı topukluların içine yerleştirirken Feza'nın benden kaçınmayan gözlerinden aynı şekilde kaçınmadım. Boyum ayakkabıların etkisiyle birkaç santim uzarken artık Feza'nın karşısında daha az kısa görünüyordum.
"Vakit geldi." Egemen'in sesiyle birlikte herkes kapıya yönelmişti. Feza'nın gözleri hiç acele etmeden üzerimden ayrıldığında bende onların peşine takıldım. Ayakkabıların topuk boyu biraz fazlaydı. Tüm gece bir insan nasıl bunlarla yürüyebilir ki? Katlanmak zorundaydım. En nihayetinde bir ay sonra dışarı çıkıyordum. Yalnızca bunun için bile bu topuklara katlanabilirdim. Egemen ana kapının önüne geldiğinde kapının yanında ki güvenlik kutusuna şifreyi girdi. Kapı açıldığında burnuma dolan temiz hava başımı döndürmüştü. Bu gerçekten harika bir duyguydu. Dışarı çıktığımızda evin önünde gayet pahalı duran üç tane araba vardı. Herkes arabalara doğru yürümeye başladığında bende bilinçsizce Ada'nın peşine takılmıştım. Kulağıma ilişen emredici nitelikteki ses adımlarımı yarıda kesmeme neden oldu.
"Sen benimle geliyorsun." Bunu duyduğuma şaşırmamıştım. Tüm gece boyunca Feza'nın sözlerine uymak zorunda olduğum zaten aklımdaydı. Sorgulamadan adımlarımı ona doğru çevirdim. Ona en ufak bir konuda karşı gelirsem beni o eve tekrar sokacakmış gibi hissediyordum. En azından bu geceliğine sözlerine uymak zorundaydım. Arabaya ulaştığımda Feza çoktan koltuğuna yerleşmişti. Ön koltuğa oturma düşüncesi beni rahatsız hissettirmişti. Feza'dan ne kadar uzak durursam o kadar iyiydi. Arabanın arka kapısına elimi uzattım. Arkada oturmak hem daha emniyetli olacaktı hem de Feza'nın hareketlerini daha iyi inceleyebilmeme olanak sağlardı. Ah ona şoför muamelesi göstermişim gibi olacaktı. Bu fikir hoşuma giderken arka kapıyı zorladığımda açılmamıştı. Açmak için birkaç kez daha zorladığımda ön yolcu koltuğunun camı usulca inmeye başladı. Kafamı eğerek Feza'ya baktığımda yüzünde sarsılmaz bir sertlik vardı.
"Şansını zorlama." Sesinde ki tehditvari havayı görmezden gelerek uyarısını dikkate aldım. Ön koltuğa yerleştiğimde burnuma o tanıdık koku hücum etti. Feza ve onun araba kokusu... Bu kokuyu en son duyumsadığımda şu an oturduğum yerde Alya oturuyordu. Araba hızla evin önünden ayrıldığında bakışlarım Feza'yı buldu. Yüzüne belli belirsiz yansıyan araba ışığı onu çok daha karmaşık gösteriyordu. Yüzünde ki ifadeyi ne kadar incelersem inceleyeyim ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlamlandıramıyordum. Oysa bu benim için çok kolay bir maharetti. Ama ben şu an yanımda oturan adamın ne düşündüğü bir yana dursun ruhsal durumunu dahi tahmin edemiyordum. Bir kefeye konulamaz şekilde belirsizdi. Dudağının kenarı kımıldadığında tebessüm ettiğini fark ederek irkildim.
"Ağzın..." Ben ne demek istediğini anlayamamışçasına mırıldandığımda cümlesini devam ettirdi "Ağzının kenarında bir şey kalmış." Sözlerinin ardından elim bilinçsizce dudaklarıma yönelmişti.
"Torpidoda peçete olacaktı. Salyalarının arabamı kirletmesini istemem." Duyduğum şeyle birlikte ne kadar saçma bir konuma düştüğümü yeni fark ediyordum. Ah onu beğeniyle süzdüğümü filan mı düşünüyordu? Daha çok beklerdi. Ona yanıt verme ihtiyacı duymadan göz devirdim ve bakışlarımı öte yana çevirdim. Bir süre belli belirsiz bir dağ yolunda ilerlesek de çok geçmeden ana yola ulaşmıştık. Zihnim kardeşimin başına gelenleri bana tekrar sunduğunda dudaklarım benden bağımsız kımıldadı.
"Nasıl bu kadar kalpsiz olabilirsin? Aklım almıyor." Ah kardeşimden söz ettiğimi hemen anlamış olmalıydı. Karşımda aptal bir adam yoktu. Direksiyonu tutan parmaklarının sıkılaştığını görebiliyordum. İlk kez uzunca bir süre baş başa kaldığımız için konuşmak istiyordum. Onu anlamaya ve çözmeye mecburdum.
" Bunu söyleyen sen misin?" Sözleri kaşlarımın çatılmasına sebep olurken gözlerim tekrar onun yoldan ayrılmayan gözlerini buldu.
"Alya'nın hiçbir suçu yokken onu kullandın. O daha bir çocuktu ve sen onu kandırdın. O senin için Fırat gibi birine baş kaldırabiliyorken, sen? Sen onu hiç sevdin mi ki?" Sözlerim onu rahatsız etmek zorundaydı. O sert kabuğun içinde zerre kadar bir vicdan olmalıydı, öyle değil mi? Dudaklarını yalayarak güldüğünde kanımın bedenimden çekildiğini hissettim.
"Sevmek mi? Oradan bakınca sübyancıya mı benziyorum? Ben size ulaşmak için ufak bir çocuğu kandırmış olabilirim. Ben sizin düşmanınızım Çağla. Üstüme düşeni yaptım. Bu durumda suçlu; yapması gerekeni yapan değil, yapması gerekeni yapmayandır. Kabul et. Kardeşini koruyamadın." Onun sözleri beni çileden çıkartacak kadar öfkelendirirken son cümlesiyle birlikte tamamen dağılmıştım. Harika bir manipülatördü. Yine de haklıydı. Yutkunduğumda kıkırtısı kulaklarıma ulaşmıştı.
"Acı çektiğini görmek güzel." Mors olmuş bir şekilde koltuğa gömülmüşken susmayı beceremiyordum.
"O gece hastaneye kaldırılmasına sebep olan sendin."
"Teknik olarak Egemen'di. Ben Alya'yı bıçaklamadım."
"Senin kucağına atlaması için ona kaçacak bir şey verdin."
"Zehrime bulanması için çukuruma itilmeliydi." Feza konuşurken betimlediği yılanın boğazıma dolandığını hissedebiliyordum. Arabanın camını hafiften indirdiğimde soğuk havanın beni kendime getirmesini bekledim. Biraz daha konuşmak bu yolculuğun kazaya dönüşmesine sebebiyet verebilirdi. Konuşmayı tamamen terk ederek bedenimi sağ tarafa çevirdim. Sessiz geçen yolculuğun ardından Eskişehir tabelalarını görmemle gözlerim bir miktar büyümüştü. Antalya'dan buraya gelmiş olmak beni şaşırtmıştı. Haftalardır Eskişehir'de olmalıydım. Şehir değiştirmiş olmak babam tarafından bulunmamızı zorlaştırırdı ancak yeterince uzakta değildik. Ufak çaplı şaşkınlığım yerini eski sakinliğime devrettiğinde buraya yaklaşık iki saatte geldiğimizi hesaplamıştım. Belki de dağ evi Eskişehir sınırları içerisinde değildi.
Şehir merkezine ulaştığımızda arabanın usulca durmasıyla geldiğimizi anlamıştım. Feza'yı beklemeden arabayı terk ettiğimde etrafta gezdirdim bakışlarımı. Büyük harflerle ZEHİR yazan bir gece kulübünün önündeydik. Yazı gerçek anlamda zehir yeşiliyle yazılmıştı. İlgi çekici bir mekana benziyordu. Dolayısıyla önü çok kalabalıktı. Rüzgarın sert esişiyle birlikte havanın soğuk olduğunu ancak fark edebilmiştim. Ellerimle maskemi düzelttiğim esnada Feza vale olduğunu düşündüğüm adama anahtarları teslim ediyordu. Yanıma ulaştığında yüzünde samimi görünen bir tebessüm vardı. Kulağıma doğru eğildiğinde ondan kaçınmadım.
"En ufak hatanda seni öldürürüm." Ah bu uyarının mecaz anlam taşıdığını hiç sanmıyordum. O tebessümün ardından böyle bir tehditte bulunması rol kabiliyetinin göstergesiydi. Doğrularak eski pozisyonuna döndüğünde bana gülümseyen suratına samimi bir tebessüm gönderdim.
"Dikkat ette aksi olmasın." Buraya kadar geldikten sonra beni eve hapsetmekle tehdit edemeyeceğini bildiğim için bunu kullanmıştım. Artık alttan almama gerek yoktu. Elbette dikkatli davranacaktım ve sözümden dönmeyecektim. Ancak kimseye boyun eğmeyeceğimi bilmeliydi. Sözlerimin ardından masumca tebessüm etmiş ardından elini belime sararak beni merdivenlere yönlendirmişti. Merdivenlere attığım ilk adımda belimi kavrayan el varlığını hatırlatmak istercesine sıkılaştı. Anında zihnimde Feza'nın Alya'nın belini sıktığı o an canlanmıştı. Mide bulantımı tetikleyerek zihnime süzülen bu anı bir süreliğine duraksamama sebep oldu. Feza'nın bakışlarının ağırlığını hissettiğimde bozuntuya vermeden merdivenleri tırmanmaya devam ettim. Sakin kalmaya mecburdum. Her şeyin bir zamanı vardı.
Kapıdaki güvenlikler saygıyla Feza'yı selamladıklarında bu yerin sahibini tanıdıkları fikri zihnimde yer edindi. İçeri girdiğimizde ortamın aşırı derecede kalabalık olduğunu fark ettim. Çok fazla gürültülüydü ancak insanlar bunun farkında değillermişçesine deli gibi dans ediyorlardı. Feza beni eli ile yönlendirirken ona karşı koymadım. Feza yürüdükçe sanki bu insan seli bizim geçmemiz için ikiye ayrılıyordu. Ben bu saçma düşünceye kendi içimden gülerken insanların tepkilerinden bu düşüncemin doğru olduğunu anladım. Bu insanlar gerçekten Feza'ya yol veriyorlardı. Aynı zamanda bize bakarak birbirlerinin kulaklarına bir şeyler söylediklerini açıkça görebiliyordum.
Kalabalığın arasından sıyrılarak ilerideki merdivenlere ulaşmıştık. Feza'nın selam verdiği güvenlik aceleyle geçmemiz için kenara çekildiğinde nereye gittiğimizi anlamaya çalışıyordum. Ada ve diğerleri hala gelmemişlerdi. Feza gelirken hız yaptığı için onlar bir miktar gecikecek olmalıydılar. Bu durum aleyhimeydi. Merdivenleri aşarak kırmızı bir kapıdan geçtiğimiz sırada zihnimde Feza'nın beni saçlarımdan sürüklediği anılar canlandı. Bu adam herkese rol kesiyordu. Nedensizce, rol yapmadığı tek kişinin ben olduğumu düşünmeye başlamıştım. Benim dışımdaki herkesin yanında çok daha iyi biri gibi görünüyordu. Ah, onunla ilk tanıştığım gün bana da göründüğü gibi.
Kapıyı aştığımızda kendimi bordo ve siyah şeritlerden oluşmuş dar bir koridorda bulmuştum. Koridor öyle dardı ki Feza ile yan yana yürürken bile birbirimize sürtünmeden ilerleyemiyorduk. Koridorun sonunda ki kapıya ulaştığımızda Feza'yı beklemeden kapı koluna uzandım. İçeriye girdiğimizde etraf bana göz kamaştırıcı derecede şık görünmüştü. Deri koltuklar inanılmaz derecede rahat görünüyordu. Sol tarafta hoş bir tezgah ve sayamayacağım kadar çeşit alkol vardı. Sağ tarafta ise duvara sabitlenmiş kocaman bir televizyon duruyordu. Koltukların yönü kulüpte dans eden insanların göründüğü cama çevrilmişti. Ayakta bekleyen hizmetçiler yanımıza geldiklerinde Feza onların konuşmasına müsaade etmeden tek bir komutta bulundu.
"Hepiniz dışarı." Feza'nın sözlerini ikiletmeden ortamı terk ettiklerinde gerilmeden edememiştim. Kapı kapandığında Feza beni görmezden gelerek koltuklara yönelmişti. Koltuğa yerleştiğinde ayak bileğini dizinin üzerinde sabitledi. Onu incelemeyi bir kenara bırakarak diğer koltuğa yöneldim. Oturduğumda bu koltuğun düşündüğümden de rahat olması beni mutlu etmişti. Normal şartlarda hiç sevebileceğim bir ortamda olmasam dahi şu an burada olmak beni iyi hissettirmişti. Bakışlarım camın ötesinde ki insanlara değdiğinde onları incelemeye koyuldum. Büyük bir kısım dans ederken, bir kısım oturmuş sohbet etmeye çalışıyordu. Öpüşenlerden ve deli gibi alkol içenlerden söz etmiyorum bile. Hepsi kendi halinde, eğlendiklerini sanan bir avuç aptaldı en nihayetinde. Gözlerimi rahatsız olmuşçasına kaçırdığımda Feza'nın bana bakan gözleri ile çarpışmıştım.
"Onlar seni göremez." Dediğinde yüz ifademi yanlış anladığını yorumladım.
"Umurumda değil." Diyerek kısa kestim. Beni görmelerine en büyük engel bu cam değil sarhoş olmalarıydı. Cevabımın ardından Feza ayaklanarak tezgaha doğru ilerlemişti. Yeni açtığı bir şişe şarap ile kadehi doldurdu. Koltuğa geri döndüğünde ne ara doldurduğunu görmediğim kadehi bana uzatmıştı. Daha önce alkol kullanmadığım için tadını elbette merak ediyordum. Fırat devamlı olarak bedenime zarar vereceğini söyleyerek alkolü bizden uzak tutardı. Bedenimde ki izlerden sonra bizi sağlıklı yetiştirmeye çalıştığına inanmak zor. Sanırım işkence aletleri için aynı fikri benimsememişti. Feza'nın bana uzattığı kadehi kararlılıkla aldım.
"Senin için özel olarak hazırlattım." Bunu duymak bana hiç güven vermemişti.
"Ne bu?"
"Vişne suyu. Sarhoşun tekiyle uğraşmak istemediğim için." Duyduğum cevapla birlikte yüzümde ki ifade anında değişmişti. Ani ruh değişimimden memnun kalmış olacak ki pis bir şekilde sırıtıyordu. Avucumda tuttuğum kadehi usulca sehpaya bıraktım.
" Çok şakacısın Feza Karahanlı. Şakalarında senin gibi bayat." Son cümlemin ardından benden yeni ayrılan bakışları şaşkınlıkla bana çevrildi. Ona bayat demem hoşuna gitmemiş olmalıydı.
"Demek bayat ha?" bunu söylerken yüzü ciddileşmişti. Ona karşı en ufak hakarette bulunmama katlanamıyordu. Beni aciz gördüğüne yemin edebilirdim.
"Bayat olmadığıma seni ikna edebilirim." Derken yüzü şehvetli bir ifadeye bulandı. Koyu mavi bakışlarının esintisi beni ürperttiğinde gözlerimi tehlike arz eden bakışlarından kaçırdım. Benimle alay ediyor olmalıydı. İntikam arzusunu bastıracak kadar şehvete köle olması mümkün değildi. Onunla baş başa böyle bir ortamda olmak bacaklarımın karıncalanmasına sebep olmuştu. Onun varlığı bana, sonsuz bir tehlike duygusunu anons ediyordu. Bakışlarım dans eden insanların üzerindeyken Feza'nın gözlerini üzerimde hissedebiliyordum. Gevşemeye çalıştığım esnada Feza'nın ayaklandığını görmek bedenimi savunma durumuna itmişti. Hiçbir şekilde hareket etmiyor, kalabalığa bakmayı sürdürüyordum. Oysa zihnim tamamen Feza'nın hareketlerine odaklanmıştı. Feza gayet olağan bir şey yapar gibi önüme geçtiğinde gözlerim gözlerine tırmandı. Bunun için başımı yukarı kaldırmak zorunda kalmıştım. Elleri cebinde bir şekilde karşımda dikilmiş, küçümsercesine yüzüme bakınıyordu. Birden üzerime doğru eğildiğinde ellerini koltuğun sırtına dayayarak hareket alanımı kısıtladı. Burun buruna geldiğimizden dolayı geri çekilmek adına koltuğa yaslanmıştım.
"Ne yapıyorsun Karahanlı?" Ben onun hareketlerini sorgularken o daha fazla üzerime doğru eğilmeye devam ediyordu.
"Ben söylemem, yaparım." Dolgun dudakları dikkatimi dağıtırken odaklanmaya çalıştım. Sözlerinden neyi kastettiğini anlamadığımı fark ettiğinde ekledi "Bayat olmadığıma ikna olmak üzeresin." Cümlesi bittiği anda neyi kastettiğini anlayarak hareket geçtim. Ona saldırırsam büyük olay çıkacağını biliyordum, onu durduramazdım da bu yüzden kaçındım. Üstün kıvraklığımla kollarının arasından tek hamlede sıyrılarak ayaklandım.
"Bu ikna süreci uzun süreceğe benziyor." Bunu söylerken sıyrıldığım yerden ayaklanmıştım. Feza'da benimle birlikte doğruluğunda yanından geçip gidecektim ki buna müsaade etmeden bileğimden yakaladı. Bu hareketi kendisine huy edinmiş olmalıydı. Canımı sıkan bu saçma olaya 'dur' demeliydim.
"Kolumu bıraksan iyi olur."
"Bugün şanssız günündesin. Hiç iyiyi oldurasım yok." Alayla fısıldadığı sözlerinin altından süzülen tehlikeyi hissedebiliyordum... Ben onun, kurnazca tebessüm eden dudaklarına bakınırken zihnimde saçma sapan bir soru peydahlandı. O dudaklarıyla Alya'yı hiç öptü mü? Siktir! Bu fikir ona saldırma arzumu alevlendiriyordu. Ben kendimi baskılamak için tüm gücümü harcarken Feza beklemediğim bir anda beni koltuğa çekerek düşürmüştü. Kendimi sırt üstü koltuğa uzanmış bir şekilde bulduğumda yaşadığım şeyin şokuyla maskenin ardından Feza'ya bakındım.
"Ne halt ediyorsun?" Sesim hissettiğim öfkenin aksine yumuşacık çıktığında bu kez öfkemi kendime yönlendirdim. Feza dudağının kenarı yalayarak gülümsediğinde yutkunmamı engelleyemedim.
"Bayat ha? Güzelim, işte bunu demeyecektin." Onun hamle yapmasına izin vermeden doğrulduğumda tamamen ayaklanmama izin vermeden beni omuzlarımdan yakalamış ve koltuğa sertçe geri yatırmıştı. Öfkem tüm bedenime hızla yayılıyordu. Feza ona karşı koymama müsaade etmiyordu. Tekrar doğrulmama izin vermeden bir dizini belimin yanına koyarak üzerime geçtiğinde yanaklarım acizliğimden dolayı kıpkırmızı kesilmişti. Boğazına yumruk atarak onu bir süreliğine etkisiz bırakmayı planlarken iki elimi birden sertçe yakalamış ve tek eliyle karnımın üzerine sabitlemişti. Ona kafa atabileceğim kadar yakın değildi, bense üzerimden kaldırıp atabilecek kadar güçlü değildim. O benden çok daha güçlüydü. Bir erkek olduğu için değil, bedenini devamlı olarak çalıştırdığı için. Son çare olarak gözlerim kasıklarına indiğinde dizimi o bölgesine geçirmek için toparladım. Feza hamlemi anlamış olacak ki bir anda bacaklarımın üzerine oturmuştu. Karnıma yakın bir şekilde üzerime oturduğu için dizlerim hala serbestti. Tüm gücümü kullanarak sırtına dizimle vurmaya çalıştığımda tek yapabildiğim onu kucağımda bir miktar zıplatmak olmuştu. Ona karşı gösterdiğim çabamı izleyen Feza'nın suratına sakin tutmaya çalıştığı bir zevk dalgası yayılmıştı. Göz göze geldiğimizde dudaklarındaki tebessüm büyüyerek arttı ve ışıldayan beyaz dişleri gözler önüne serildi. Başını eğdiğinde debelenmem sonucu toplanan elbisemin açıkta bıraktığı bacaklarıma bakıyordu. Elbisenin uzun yırtmacı toparlanarak yukarı sıyrılmıştı. Feza'nın bakışlarından hoşlanmadığım için rahatsızca kıpırdandım. Ancak bu durum daha kötü bir duruma sebep oldu. Elbisemin yırtmacı daha fazla yukarı çıkarak iç çamaşırımın görünmesine yol açtı. Feza bu hareketimin ardından iç gıdıklayan bir şekilde kıkırdamıştı. Boşta olan eli iç çamaşırıma yöneldiğinde tüm bedenim alarm haline geçmişti. Daha fazla debelenmeye başladığımda Feza'nın boğuk sesi kulaklarıma ilişti.
"Rahat dur." Duyduğum sözler kalp atışlarımı saniyede üç olacak şekilde arttırdığında Fezanın elin tenime değmişti. Ben şu durumdan kurtulmak için debelenirken Feza elbisemin yırtmacını iki kenarından tutarak kapattı ve masum bir tebessüm eşliğinde yüzüme bakındı.
"Beni baştan çıkarmak için her türlü yolu denediğinin farkında mısın?" Nefes almayı unuttuğum dakikalardaydık.
"Bilerek yapmadım."
"Sonuç değişmedi." Sözlerinin ardından bir kez daha ellerimi elinden kurtarmaya çabaladım.
"Bana karşı koyabileceğini mi sanıyorsun? Boşa debelenmeyi kes. Bu odada sana her istediğimi yapabilirim. Aklına gelmeyecek şeyleri dahi kolaylıkla yapabilirim." Hipnotize eden sözlerinden kaçınmaya çalıştım. Ben gözlerimi kırpıp yüzümü farklı yönlere çevirmeye çalışsam da o çenemden yakalayarak tam olarak gözlerine bakmamı sağladı. Yüzünü usulca yüzüme doğru yaklaştırıyordu. Mavi gözleri zihninden geçen fikirlerle kararıyordu. Kulağıma eğildiğinde usulca fısıldadı.
"Bu elbiseyi giyinmen senin için iyi olmayacak, olmuyor da." Fısıltısından dolayı tüylerim ürperirken tedirginliğim katlanarak arttı. Gözleri göğüslerime yöneldiğinde kıpkırmızı kesilmiş bir haldeydim. Her çırpınışım aleyhime sonuçlanmıştı. Onun elinden kurtulabilmek için fazla seçeneğim yoktu. Bir anda zihnime doluşan fikir üzerime soğuk su serpilmişçesine ferahlamama yol açtı. O Feza Karahanlı'ydı. Benden tiksinen ve iğrenen Feza Karahanlı. O beni elde etmek istemiyordu. Bana boyun eğdirmek istiyordu.
"Feza sen bayat filan değilsin." Bu cümleyi sarf ettiğim anda gözlerinden ani bir parlama geçmişti. Akabinde dudakları kıvrıldı.
"Odada kalmak sana yaramış." Bu sözler kibrinin göstergesiydi. Sıkı sıkıya tuttuğu bileklerimi itercesine bıraktığında derimin altından parmaklarıma süzülen kan akışını hissettiğime yemin edebilirim. Üzerimden usulca doğrularak daha önce oturduğu koltuğuna yöneldi. Rahatça koltuğa yayıldığında gözleri dans eden kalabalıktaydı. Bile isteye gözlerini benden uzakta tutuyordu sanki. Gömüldüğüm koltuktan doğrularak oturuşumu düzelttim. Elbisemin her bir yanını düzeltirken göz ucuyla bana bakıp bakmadığını kontrol ediyordum. Ancak Feza gözlerini bir saniye olsun kalabalıktan ayırmamıştı. Feza narsist ve antisosyal bir kişiliğe sahipti. Zeki olduğu su geçirmez bir gerçekti. Rol yeteneğinden hiç söz etmiyorum bile. Bu özelliklerin tümü bir araya gelince gerçek bir canavar meydana gelmişti.
"Maskeni düzelt." Sakin sesi kulaklarıma yabancı gelirken ellerim direkt olarak maskeme yönelmişti. Saçlarımla birlikte maskemi düzelttiğim esnada Feza kadehine uzanarak bir yudum aldı. Ona bakmak dahi sinirlerimin bozulmasına sebep oluyordu.
"Senden nefret ediyorum." Çekinmeden duygularımı ona sunduğumda tepkisiz kalmıştı.
"Aksinin olmaması için elimden geleni yapacağıma emin olabilirsin." Kindar bakışlarımı ondan çekerek sakinleşmeye çalıştım. Kapının aniden açılmasıyla bakışlarım hızla o tarafa çevrildi. İçeri girenin Berkan olduğunu gördüğümde savunmaya geçmek üzere olan bedenimi gevşettim. Feza kafasını çevirip gelenin kim olduğuna dahi bakmamıştı. Berkan rahat adımlarla yanıma gelerek koltuğa yayıldığında derin bir oh çekmişti.
"Burayı seviyorum dostum!" Sehpanın üzerinde ki Feza'nın benim için doldurduğu meyve suyunu alarak kafasına diktiğinde yüzünü buruşturmuştu. Şarap sanarak içtiği şeyin vişne suyu olduğunu anladığında yüzünde ki değişim görülmeye değerdi. Dudaklarının kenarından aşağı doğru süzülen meyve suyunu elinin tersiyle silerken Feza'ya seslendi.
"Yeni bir şeyler deniyorsun ha Karahanlı? Yanız dikkat et ağır bir şeye benziyor." Munzur bir gülüşle bana bakarak göz kırptığında istemsizce tebessüm etmiştim. Feza'ya ilişmeyi seviyor olmalıydı. Hızla ayaklanarak kendine bir şeyler doldurmaya gittiğinde içeri yeni giren Ada, Berkan'a seslendi.
"Bokunu çıkarma Berkan. İçmeye gelmedik. İşimiz var." Ada seksi adımlarla yürüyerek yan taraftaki koltuğa yerleştiğinde Egemen'de hızla Ada'nın yanında ki yerini almıştı.
"Hiç eğlenmeyi bilmiyorsun Ada." Berkan elinde tuttuğu kadehlerle yanımıza geldiğinde herkese teker teker serviste bulunmuştu. Son doldurduğu kadehi bana uzatacağı sırada Feza'nın bakışları Berkan'ı buldu. Ben Feza'nın ifadesiz suratına bakarken Berkan benim için doldurduğu kadehi anında kafasına dikmişti. Onlar az önce bakışarak benim adıma karar mı almışlardı? Feza'nın gözleri bana uğramadan kalabalığa çevrildiğinde kendimi çocuk gibi hissetmiştim. Berkan Feza'ya her ne kadar takılıyor olsa da onun sözünden çıkmıyordu. Feza bir anda yaslandığı yerden öne doğru eğilerek kalabalığa odaklandığında herkesin oturuşu hızla değişmişti.
"Ve av servis tabağına doğru adımlar..." Berkan zevk içinde mırıldandığında herkesin gözleri aynı yere kenetlenmişti. Benim gözlerimde aynı kişiye yöneldiğinde hissettiğim baskıyla birlikte oturduğum koltuğa sinmeye başladım. Onlardan biri buradaydı. Peşine taktığı beş adamı ile birlikte mekana giriş yapmıştı. O yürüdükçe yakınlaşıyor, yakınlaştıkça yüzü daha da tanıdıklaşıyordu. Ve ben onu tanıdıkça ruhum acı içinde eziliyordu. Gözlerim 'av mıyım avcı mı' belirsizliği arasında gidip gelirken o, koca siyah kapıyı aşıp mekanın öte tarafına geçiş yapmıştı. Ben onu yıllar sonra görmenin hissettirdiği baskı altında ezilirken üzerime yüklenen bakışları ancak fark edebilmiştim. Gözlerim bu ağırlığın sahibine yöneldiğinde yüzünde zevksiz bir ifadeyle beni incelediğini fark ettim.
"Tanıdık geldi mi?" Feza'nın sorusuna ne cevap vermem gerektiği konusunda emin değildim. Bir anlaşma yapmıştık. Fırat'ı öldürmek üzerine kurulmuş bir anlaşma. Eğer Fırat'ı devirmek istiyorsak buna öncelikle Fırat'ın adamlarını devirmekten başlamamız gerekirdi. Şu an doğru yerdeydik. Yalan söyleyemezdim. Bu planın uygulanması için bu anların yaşanması gerekiyordu.
"Kazım KARA." Dedim usulca.
"Sahte kimliklerinizi yapan orospu çocuğu Kazım KARA. Aynı zamanda ülkenin en güçlü uyuşturucu tacirlerinden biri." Uyuşturucu işinden haberim olmasa da kimliklerimizi onun hallettiğini biliyordum.
"Neden?" dedim kısaca. Birçok soruya 'neden' demek istiyor olsam da kısa tuttum. Feza'nın gerekli şeyleri söyleyeceğini düşünüyordum.
"Kazım KARA, çok güçlü bir piyon. Onu ortadan kaldırmamız lazım ancak dikkatli olmalıyız. Korkaklığı yüzünden hayatta kalmak için her şeyi göze alabilecek kadar tehlikeli." Elinde ki kadehten bir yudum alarak devam etti.
"Fırat'ın elini kolunu kesersem, sıranın usul usul kendisine geldiğini bilir, öyle değil mi?" Feza, Fırat'a haber veriyordu. 'Senin için geliyorum' diyordu. Feza'nın gözleri bir avcı edasıyla kalabalığa karıştığında gözlerimi ondan ayırmadım. Feza, Fırat'a kafa tutabilecek kadar zekiydi. Ancak hala Fırat benim için yenilmez derece de korkunçtu. Feza'nın ve Fırat'ın yapabileceklerini zihnimde tartmaya çalıştığım sırada bedenimde zehri andıran bir ürperti oluşmuştu. Peki ya Fırat? Feza'nın ona karşı oynadığı bu oyuna nasıl karşılık verirdi? Feza apaçık Fırat'ı tehdit etmek istiyorken istediği sonucu alabilecek miydi? Fırat'ı korkutabileceğini düşünüyordu, haksızdı. Fırat'ın tir tir titremesini bekliyordu, sonuç alamayacaktı. Fırat o kadar belirsiz kararlar alırdı ki kimse onu tahmin edemezdi. Bu savaşta Feza'nın kazanma ihtimali var mıydı? Feza'nın intikam arzusuyla yanıp tutuşan kalbi babamın zekası karşısında ne yapacaktı? Peki ya bu savaş kaç taraf arasındaydı? Kim kimle müttefikti, kim kimle düşman? Ben bu savaşın neresindeyim? Ortasında...
Feza hızla ayaklandığında hepimizin bakışları ona yöneldi.
"Burada kalın." Hızla odayı terk ettiğinde ona nereye gittiğini dahi soran olmamıştı. Kazım KARA'nın yanına mı gidiyordu? Benim aklım Feza'nın burayı terk etmesinde takılı kalırken diğerleri her şey olağanmış gibi aralarında konuşmaya başladılar. Berkan elinde tuttuğu shot bardağını kafasına dikerken göz göze geldiğimiz anda duraksadı. Yaramazlık yaparken yakalanmış bir çocuğu anımsatıyordu. Ben tepkisiz kaldığım sırada fondip yaparak bardağı sehpaya bıraktı. Sanırım bu sonuncusuydu. Koltuğa oturduğundan beri içmeye devam ediyordu. Buna rağmen oldukça ayık görünüyordu. Arkasına yaslandığında gözleri hala üzerimdeydi. Usul usul sarhoş olduğunu anlayabiliyordum.
"Makyajsızda çok farklı değildin." Ada ile Egemen kendi aralarından sohbet ettikleri için tamamen bizden soyutlanmışlardı. Bense Berkan'ın sözlerine kulak asmadım. Ne de olsa sarhoş olmanın eşiğindeydi.
"Hadi ama çok suratsızsın. Daha çok birlikte olacağız. Tüm bu zaman boyunca surat asmaya devam mı edeceksin?" Bunları söylerken doğrulmuş ve bir kolunu omzuma atmıştı bile.
"Beni kaçırdınız."
"Anlaşma yaptığımız için artık kendi isteğinle yanımızdasın."
"Kardeşim?"
"Ölmedi, yaşıyor."
"Beni zorla hapsettiniz."
"Şu an hapis değilsin." Hızlı hızlı birbirimize sarf ettiğimiz sözler karşısında şaşkınlığa uğramıştım. Yaptığı açıklamaların hiçbiri yeterli değildi ancak kendisinden o kadar emin konuşuyordu ki.
"Tüm o olanlardan sonra sizinle keyif çatamam Berkan." Dedim öfkemi baskı altında tutmaya çalışırken. Berkan ise çocuksu bir edayla suratıma bakınıyordu.
"Seni daha eğlenceli bekliyordum. Uzun zamandır seni izliyorum ama bir kez olsun güldüğünü görmedim. Bir kez gülsene." Bunu söylerken eliyle işaret parmağını bana doğru gösteriyordu. Evet Berkan, bir rakamının nasıl göründüğünü biliyorum. O esnada kapının açılması ile ilgim Berkan'dan tamamen dağıldı. Ben Feza'nın içeri girmesini beklerken gözlerime çalınan kişi tamamen yabancıydı.
"Uzun zaman oldu. Şükür kavuşturana." Alayları sözlerin sahibi odanın içerisine rahatça dalarken ben hariç herkes şaşkınlıkla ayaklanmıştı. İçeri giren adam bordo bir takım elbise giyiniyordu. Peşinden odaya doluşan yaklaşık otuz takım elbiseli adamla birlikte bende ayaklandım. Bordo takım giyinen adam ağzını açarak ses çıkarmadan güldüğünde dişlerinden birinin altın olduğunu görebilmiştim. Ah ses çıkarmadan kahkaha atıyor oluşu garip ve ürkütücüydü. Gülüşü sonlandığında adamlarına kafasıyla Egemen'i işaret etmişti. Egemen adamlar ona yaklaşmadan bordo takımlı adama doğru koştuğunda diğerleri önünü kesmişti. Egemen birkaç yumrukla onları kendisinden uzaklaştırırken en sonunda dokuz kişi onu zorlukla zapt etmeyi başarabilmişlerdi. Bense hala bu adamın kim olduğunu sorguluyordum. Dokuz kişi güç bela Egemen'i tutmaya çalışırken bordo takımlı adamın gözleri üzerimizde dolandı. Ada'nın yüzündeki endişe ve Berkan'ın ifadesinde ki ciddiyet beni şaşırtırken bordolu adamı incelemeye devam ettim. Onun gözleri de üzerime değdiğinde duraksamıştı. Abartılı derecede şaşkın ve meraklı görünüyordu.
"Sende kimsin?" Bunu sorgularken ilgiyle bana doğru adımladı. Elleri bana doğru uzanmıştı ancak dokunmuyordu. Garip tavırları ortamda ürkütücü bir havanın hakim olmasına neden oluyordu.
"Yoksa? Yoksa ailemize yeni bir üye mi aldınız?" Ağzından bu durumu şirin bulduğunu belirten bir 'Aıv' ifadesi dökülürken ekledi "Ne kadarda sevimli." Adam bana doğru adımlamaya devam ederken Berkan buna izin vermeyerek üzerimize atılmıştı. Ancak geri kalan adamlar Berkan'a saldırdıklarında Berkan benden uzaklaşmak zorunda kalmıştı. Ada'yı kolundan tutarak arkasına çekiştirdiğinde bu hareketi sebepsizce hoşuma gitmişti. Ondan beklemediğim derecede sert hamlelerle birkaç adamı yer sermiş olmasına rağmen çoğunluk kazanmıştı. Berkan yaklaşık on kişi tarafından zapt ediliyor olmasına rağmen hala debelenip duruyordu. Benim dışımda herkes takım elbiseli adalar tarafından zorla durdurulmuştu. Bordolu adam ise ilerleyerek tam önüme geldiğinde şaşkınca maskemde gezdirdi gözlerini.
"Bu maske? Nereden buldun? Çok özel bir parçadır." Ona hiçbir karşılık vermeden gözlerine bakmayı sürdürdüm. Açık kahverengi gözlerinin etrafı kanlanmıştı. Ellerini yüzünün yanlarında pençe pozisyonunda tutuyordu. Yüzünde sabit duran ürkütücü tebessümünü Berkan böldü.
"Ne istiyorsun yine?" Berkan'ın sesi ondan hiç beklenmeyecek derecede sertti. Bana aynı sabit tebessümüyle bakmaya devam eden adamın gözleri bir anda kayarak Berkan'ı bulduğunda hareketlerinin bir korku filminden fırladığını düşünüyordum. Yüzünde ki tebessüm hızla silinirken bedenini normal haline çevirmişti. Adamlarının zorla zapt ettiği Egemen'e doğru ilerleyerek konuştu.
"Feza piçi nerede?" İçimden bir ses bu adam ile iyi anlaşacağımızı fısıldıyordu. Sahi Feza az önce çıkıp nereye gitmişti? Bordolu adam tüm gücü ile Egemen'in çenesine tekme attığında Egemen sola doğru savrulmuştu. Dudağının patladığını görebiliyordum. Egemen bir anda kahkaha atmaya başladığında şaşırmıştım.
"Hala onu bulabileceğini düşünüyorsun ya, gülmekten karnıma ağrılar doluşuyor." Egemen'in ürkütücü blöfü oldukça inandırıcıydı. Ancak bordo takımlı adamın buna inandığını hiç sanmıyordum.
"Onun kafasını kesip önüne attığımda yine aynı performansı bekliyorum senden. Böyle coşkuyla güleceksin, söz ver." Ahh! Bu adamın azından bal damlıyordu. Yine de ortalığın bu kadar karışmasına müsaade edemezdim. Bu adam beni tutması için hiçbir adamına işaret vermemişti. Beni deniyor muydu?
"Bu kadar yeter." Sert sesim odayı kapladığında herkesin bakışları beni bulmuştu. Ancak benim gözlerim bordo takımlı adamdaydı. Ağzı o şeklini alırken bir çocuğunkine benzer şekilde şaşırıyordu. Eliyle ağzını örterken gözleri bir bana birde diğerlerine gidip geliyordu.
"Gördünüz mü kızdı!" Bir çocuk gibi işaret parmağı ile beni gösterirken etrafımı ruh hastalarının sardığına emin olmuştum. Kimse ona bir tepki vermezken eski ciddiyetine dönmüştü. Bu ani ruh değişimleri beni şoka uğratıyordu. Bayık gözleri ile bana baktığında mırıldandı.
"Sana olan merakımı gittikçe arttırıyorsun çakma zorro." Maskemi vurgulayarak yaptığı benzetmeyi göz ardı ettim. Benim dışımda herkes alıkonuluyordu ancak bana sahte gelen birkaç durum gözümden kaçmamıştı. Odağımı bir çözüm üretmeye yönelttiğimde gözüme bordo takımlı adamın belinde ki silah takıldı. Eğer o silahı elime geçirirsem onlara boyun eğdirmek çok daha kolay olurdu. Ellerimi teslim olurcasına havaya kaldırdım.
"Lütfen... Biz yalnızca kutlama yapmak istemiştik. Ne isterseniz yapabilirim. Bize zarar vermeyin." Sert sesimden hiçbir iz kalmamıştı. Yakarışımla birlikte karşımda duran adama doğru adımladım. Bu sözlerim hoşuna gitmiş olacak ki pis bir şekilde sırıtmaya başlamıştı. Bir adım daha atacağım sırada topuklu ayakkabıyı yana kırarak ayağımın burkulmasını sağladım. Ayaklarının önüne düşüverdiğimde bir adım olsun geri çekilmemişti. Aciz görünmem hoşuna gitmişti. Kulağıma kahkaha sesi ulaştığında işlerin yolunda gittiğine emin oldum.
"Sen daha yürümeyi bile beceremiyorsun. Sana kendinden başka kim zarar verebilir?" Bunu bana acırcasına sarf ettiğinde başımı kaldırarak yüzüne acı içinde bakındım. O ifademi komik bulmuş olacak ki kafasını yukarı kaldırarak kahkaha attığında hızla beline uzanarak gözüme kestirdiğim tabancayı avuçladım. Ne yaptığımı fark eden bordolu aptal şaşkınlıkla bana bakarken ben ayaklandığım yerde geriye doğru adımladım. Silahını almış olmamın yaşattığı şaşkınlıkla üzerime atılacaktı ki buna müsaade etmeden tabancanın horozunu geri çektim. Ortalığı inleten metalik ses herkesin hareketlerini kısıtlamıştı. Şok içinde suratıma bakınan bordo takımlı adama alaylı bir şekilde gülümsedim.
"Ben karşımda ki insanın fikirlerine her zaman saygı duymuşumdur. Bu yüzden sana seçenek sunacağım. Arkadaşlarımı bırakmayı mı tercih edersin? Yoksa tetiği çekmemi mi?" Ben seçenekleri sunduğumda o, bu aptal oyuna nasıl kandığını sorguluyordu. Ufak bir baş işaretiyle adamları geri çekilmişti. Bütün adamları kendisinin arkasına geçtiğinde ona namlunun ucuyla odanın köşesini işaret ettim.
"Yürü." Dikkatli bakışlarıyla bir açık vermemi kollarken aynı zamanda usulca geriye adımlıyordu.
"Egemen..." Egemen'e seslendiğimde o çoktan adamlardan birinin silahını kapmıştı bile. Bize saldırmak için an kollayan adamların hepsi odanın bir köşesine sıkışmışlardı. Berkan bir rüzgar gibi yanımdan geçtiğinde karşımda duran bordolu adamın suratına sağlam bir yumruk geçirmişti. Yumruğun etkisiyle adamlarının üzerine savrulmuştu. O toparlamaya çalışırken Berkan'ın ağzından keyif dolu bir kahkaha dökülmüştü. Temkinli bir şekilde odayı terk ettiğimizde kapıyı kapatmadan önce etrafa bakındım. O sırada Ada duvara sabitlenmiş cam dolabı dirseği ile kırarak içindeki baltayı çıkarmıştı. Ada kapının demir kollarının arasına baltanın sapını geçirdiğinde gülümsedim. Bu onları bir süre oyalardı. Hepimiz aynı anda koridorun sonuna doğru koşmaya başlamıştık. O adamlar da kimdi öyle? Koridoru aştığımızda kimseden ses çıkmadığını fark ederek konuştum.
"Feza nerede?"
"Ada, Berkan dans pistine bakın. Çağla tuvaletleri kontrol et. On dakika içinde burada olun." Egemen'in sert komutuyla hepimiz çil yavrusu gibi dağılmıştık. Etrafta koşuştururken lavaboların ne tarafta olduğunu görmeye çalışıyordum. Kalp atışlarım hızlanmıştı. Kazım KARA ile aynı çatının altındaydık. Fırat'ın adamlarına yakın olmak, Fırat'a yakın olmak demekti. Böylesine tehlikeli bir durumun içerisindeyken bir de altın dişli şu adam ortaya çıkmıştı. WC yazan yazıyı görmemle adımlarımı o yöne çevirdim. Kapının önüne geldiğimde derin bir nefes alarak erkek sembolüne bakındım. Vaktimiz yoktu. Kapıyı itip hızla içeri girerek etrafa bakındım. Pisuvarın önünde birkaç kişi vardı ancak hiçbiri aradığım kişi değildi. Kabinlere doğru koştuğumda kapıları hızla açarak içlerini kontrol etmeye başlamıştım. Neredeyse hepsi boştu. Açtığım bir diğer kapının ardında yiyişen bir çift görmemle kapıyı geri örttüm. Bu görüntü midemi bulandırırken sonuncu kapıya yüklendim. Kapı açılmadığında bir kez daha zorladım. İçeriden yükselen ses duraksamama sebep olmuştu.
"Gel bilader gel, ağzıma sıç." Ben sesin sahibinin Feza olmadığını anladığım anda kapı açılmıştı. Şaşkın bakışlar üzerimde kol gezerken arkamı dönmek için hamle yaptığım sırada bir el koluma dolanmıştı. Bu kişinin yüzünü görmüş olmasam Feza olduğuna yemin edebilirdim.
"Ne işin var erkekler tuvaletinde?" Onu ilgilendirmeyen bir duruma burnunu sokuyordu.
"Bırak kolumu." Sesim öfkeli çıkmıştı buna rağmen kolumu tutan el konumunu sürdürdü. Acelem vardı ve bu adam beni oyalıyordu. Ondan hemen kurtulmalıydım. Ani bir şekilde kolunu kavrayarak dizime geçirdim. Ardından serbest kalan kolumla karnına bir dirsek darbesi yolladım. Acıdan dolayı öne doğru eğilmişti. Omuzlarından ittirerek onu kabinin içine geri yolladığımda rahatlamış hissediyordum. Kahretsin! Bu Feza denen pislik neredeydi? Pisuvarın önündeki adımlar işlerine devam ederken aynı zamanda beni inceliyorlardı.
"Hayırdır fıstık? Bir sorun mu var?" Bana yöneltilen soruya kulak asmadan kapıya doğru ilerliyordum. Fermuarını çeken adam bir anda önümü kestiğinde durmak zorunda kalmıştım. Yüzünde ki adi sırıtış eşliğinde bana bakıyordu. Benim yüzümdeyse tamamen sabırsız bir ifade hakimdi.
"Çekil."
"Hadi ama. Biraz eğlenmek istediğine eminim. Yoksa burada ne işin olabilir ki?" Kasıklarına tüm gücümle geçirdiğim tekmenin ardından yere yığıldığında önüme düşen saçımı sakin kalmaya çalışarak geri ittirdim. Yere yığılan adamın üzerine basarak onu aştığımda acı dolu bir ses daha kulağımı doldurmuştu. Tuvaleti terk ederek Egemen'in toplanma yeri olarak belirttiği yere doğru ilerledim. Adımlarım hızlıydı ancak insan selini aşmak beni yavaşlatıyordu. Bakışlarım üstte duran film kaplı cama çevrildiğinde beni izleyen birileri olduğunu hissettim. Bakışlarımı oradan ayırarak insanları aşmaya devam ettim. Gittikçe kalabalığa doğru ilerliyordum sanki. Yürümek çok daha güç bir hal almıştı. Terle karışık parfüm kokusu burnumu istila ettiğinde midemin bulanmasını engellemeye çalıştım. Dans eden bir adam bilinçsizce önümü kestiğinde yürüyüşüm aniden duraksamıştı. Ben kenardan sıyrılıp geçeceğim sırada kolumda ufak bir sızı hissettim. Hızla koluma bakındığımda koluma minik bir şırınga saplanmıştı. Kolumdan tüm vücuduma yayılan korku duygusuna esir olurken gözlerim şırıngayı tutan ellerin sahibine yöneldi. Maske ile tüm yüzünü kapattığı için kim olduğunu göremiyordum. İşaret parmağını yüzünde ki maskenin dudaklarına yerleştirerek susmamı işaret ettiğinde gözlerim hafiften kaymaya başlamıştı. Dengemi kaybettiğim sırada sırtım maskeli adamın göğsüne çarptı. Hala ayakta durmaya çalışıyor, birilerinin durumumu anlaması için etrafa bakınıyordum. Ancak insanlar alkol ve dansında etkisiyle beni görmüyorlardı bile. Ayaklarımın yerden kesildiğini hissettiğimde bilincimin tamamen gitmek üzere olduğunun farkındaydım. Hala kendimdeyken dudaklarımdan özetleyici kelimeler süzüldü.
"Siktir! Yine mi?"