İçeriğe geç

KAYIP ELİNDA

Bölüm 7 · 11 dk okuma

KAYIP ELİNDA

Bölüm 7

BÖLÜM 7

" Simsiyah bir gecenin sabahına uyanmak istemezdi hiçbir insan. Kalmak isterdi,boğulmak isterdi o karanlığın en dibinde . Ancak tek bir şey yeniden canlandırırdı işte insanı . Tek bir şey ; asla ne olursa olsun unutamayacağınız tek şey . Hafızanıza kazınan ,ölseniz de unutamayacağınız o şey . İşte o ; herkeste olan ama bir o kadar da olmayandı .
Onun kokusu ..."

Bu kadar kolay mıydı bütün bunlar ? Bir kaç dakikanın içerisine sığdırılıp , aniden söylemek . Bir insanın hayatının aslında kendi hayatı olmadığını söylemek bu kadar kolay olamazdı . Olmamalıydı . Bir kağıt parçasına sıkıştırılmamalıydı bu yalanlar . Bunca sene ne için yaşamıştı ki? Tek istediği ; annesine bunu yapanları bulmaktı . Annesini şu an aciz olma sebebi her ne ise , delice onu aramak isteği yüzünden çıktığı bu yolda , sahte bir hayat yaşadığını öğrendi .

Anne , dediği kişi annesi bile değildi. Ölen babası aslında onun babası değildi. Peki ya Yezda . Canından çok sevdiği biricik kız kardeşi . O da onun hiç bir şeyi değil miydi? Biyolojik olarak onlara ait değildi belki ama bu onun içinde hissettiklerini değiştiremezdi.

Bunca sene onlar için çıktığı savaştığı bu yoldan dönemezdi , dönmemeliydi. Bunca sorunun cevabını sorabileceği bir babası olsaydı belki her şey daha kolay olurdu ? Annesi ona cevap bile veremeyecek durumdaydı . Yezda ise hiç bir şeyden haberi bile olmayan masum bir candı .

"Neden böyle oldu ? Neden ben?"

Ezra 'nın gözyaşları yanaklarından teker teker düşerken , kırmızı gözlerindeki çaresizlik ve intikam daha da alevlenmişti. Kalbini saran ateş şimdi , alev topuna dönmüştü . Girdiği bu yol da daha ne kadar gerçek ortaya çıkacaktı , kendisini daha ne kadar kötü şeyler bekliyor olabilirdi. Peki bundan sonra ne yapacaktı ? Neyranların kızı değilse kimin kızıydı ? Ne olmuştu , nasıl olmuştu , ne zaman olmuştu? Bu sorular beynini kemiriyordu . Elleriyle sımsıkı saçlarını tutmuştu . Beyni , kalbi patlayacak gibiydi. O sırada telefonu çalmaya başladı . Ekran'da çıkan isim onun gözlerindeki yaşların daha da artmasına neden oldu . Yezda'ydı arayan .

"Kardeşim."

Kelimesi döküldü dudaklarından nefes nefese . Telefonu bu sesle açamazdı , direk anlardı sesindeki acıyı bu deli kız. Onu üzemezdi . Meşgule attı aramayı . Yavaşça doğruldu gizli kuytusundan . Zar zor adım atarak atarak suya bıraktı kendini . Duşa kabinin içinde hıçkırıklara boğularak ağladı ne kadar süre geçirdiğini bilemeden . Onun sesi suya karıştı . Su içine aldı tüm ağlamalarını , haykırışlarını . Ezra Neyran olarak girdiği o duştan sadece kim olduğunu bile bilmediği Ezra olarak çıktı . Titriyordu . Bornozuna uzandı vücudundan akan damlalara aldırış etmemişti . Bornozunu giyip kendini büyük ,geniş yatağına bıraktı . Oturdu sessizce . Hiçbir şey diyemedi .

Şimdide içine akıtıyordu acılarını kendinin bile farkında olmadan . Karşısındaki aynaya baktı . Gözleri kıpkırmızı olmuştu . Teni soluklaşmış, gül kurusu dolgun dudakları hafiften morarmaya başlamıştı .

Elleri suya fazla maruz kaldığından buruşuklaşmıştı . Dolabına yöneldi ani bir hareketle. Siyah kot pantalonunu ve yine aynı rek düz örgü modelli ince ceketi geçirdi üzerine . Kadifeden görünümlü bilekten olan yüksek topuklu ayakkabısını geçirdi ayaklarına . Saçları halâ ıslaktı ama aldırış etmedi .

Deri ceketini ve vestiyerde duran çantasını aldı . Hızlı adımlarla çıktı evden. Otoparka inmek için bastığı asansör düğmesinin açılış sesiyle gözlerini bile kırpmadan baktığı odak noktasından ayrıldı. Arabasına doğru yol aldı . Ancak bir çift gözün kendisini izlediğinden habersizdi.Ezra ise arabaya binip hızlıca otoparktan ayrıldı . Ezra 'yı izleyen bir çift gözde onun arkasından gitmeyi ihmal etmemişti.

***************************************************************************

Ural yolun bugün asla bitmeyeceğini anlamıştı artık . Sanki bitmek bilmeyen bu yolculuk ona ızdırap gibi geliyordu .Telefonuna gelen mesaj sesiyle gözü telefonunun ekranına kaydı . Mesajı okudu . Yazılan her ne ise bu Ural'ı hiç te memnun etmemişti . Gaza daha fazla yüklenmişti . Bulutlarla çevrili gökyüzünün altında hızlıca yol almakta olan Ural'ı bekleyenler hiç te hayra alamet değildi.

Ural bir dağın yamacına kurulmuş , eski tip bir lokantaya gelmişti . Yüzü şaşkındı . Böyle bir yere geleceğini düşünmemişti. İçeriye girip girmemek konusunda her ne kadar tereddüt etsede , yapmak olduğu zorunlu işlerden biriside buydu . Ve her ne olursa olsu yapmak zorundaydı . Hava öğlen saatini çoktan geçmişti. Ural kendini toplayıp kapıdan giriş yaptı . İçerisi odun kokusuyla harmanlanmış gibiydi. Sobadan çıkan ısı bu küçük alanı hemen ısıtmıştı .

Lüks bir yer değildi maddi açıdan fakat manevi açıdan lüksün belkide en iyisiydi burası . Huzur kokuyor gibiydi. Sıcak ekmek kokusununda burnuna gelmesi Ura'ı ayrı bir mutlu etmişti. Her şeyden mutlu olmayan bir adamdı Ural, ancak güzel kokuları severdi. Hatta güzel kokuları bi kere hissettiğinde , duyduğunda bir daha unutmazdı . İşte şu an bu lokanta onun çocukluğunun kokusuydu . Ve bunu unutması imkansızdı . Gözleri kapalı içerideki kokuyu ciğerlerine pelesenk etmişti ki birisinin geldiğini farketmesi uzun sürmedi.

"Hoşgeldiniz."

Karşısında orta yaşlarını geçmiş, saçlarında akların bollaştığı , hafif toplu ve kısa boylu bir adam belirmişti. Adam gayet saygılı ve sevecen bir insana benziyordu .

"Buyrun ,geçin."

diyerek Ural'ın masaya geçmesini sağladı adam . Ural sakince oturdu masasına ve adama baktı . Bir şeyler söylemek üzereyken adam ondan hızlı davranmıştı.

"Bir şeyler yemek ister misiniz? Size ne ikram edelim."

"Hayır ,teşekkür ederim . Birisini bekliyorum."

dedi Ural. Adam elinde türk kahvesi ile çok geçmeden geri döndü.

"Ama ben istememiştim."

dedi Ural. Ancak adam gülümseyerek kahveyi masaya bıraktı .

"Misafiriniz birazdan gelecek . Gelesiye kadar için lütfen . "

İşte bir gariplik daha baş gösterdi Ural 'ın aklında.

"Siz nereden ..."

Cümlesini tamamlayamadan adamın yürekleri ısıtan ifadesiyle verdiği kısa tebessüm onu susturmaya itekledi. Bekledi , gelen kişiyi sessiz sedasız.

Saat amansızca ilerlemeye deam ederken , Ural'da artık sabrıyla sınanıyordu . Hafiften kararmaya yüz tutan havanın görüntüsüne bakan Ural kapının açılmasıyla gözlerini pecereden aldı . Aklı , kalbi ,ruhu hatta tüm benliği bu ana hazırdı aslında . Hazırlamıştı kendini . Ama şimdi tüm o hazırlanmalara ne olmuştu . Şimdi anlam veremediği duygular baş gösteriyordu. Kapıdan giren kişi yavaş adımlarla Ural'ın masasına doğru gelmeye başladı . Emin adımlarla ilerleyen bu adam Ural'ın yüzüne doğru baktığında , Ural ifadesizleşmişti. Çünkü beklediği kişi bu değildi . Ve şimdi ne olduğunu anlayamamak onu deli etmişti. Belinde ki silahı ani bir hareketle çıkardı ve karşısındaki adama doğrulttu .

"Siz bana oyun oynayabildiğinizi mi sanıyorsunuz!"

Ural 'ın silah hareketi karşısında karşısındaki adam da tık yoktu deyim yerindeyse . Sanki bunu bekliyormuş edasıyla bakan adam tepki vermeden sandalyeyi kendisine çekip oturmuştu.

"Sakin olun Ural Bey . Silahınızı da yerine koyun lütfen ."

Ural bu duruma daha da sinirlenmişti . Gözlerindeki o kızgınlık kendini belli ediyordu ancak istemeden de olsa o masaya oturmak zorundaydı . Çünkü alacağı bilgiler her şeyden kendisinden bile önemliydi . Silahını beline sokarak tekrar oturdu masaya .Ellerini masada birleştirdi ve karşısındaki adamın ağzından dökülecekleri dinlemeye başladı.

"Patronum kendini tehlikede düşündüğü için beni yolladı . Bütün bilgiler benim elimde . Ve ben sizinle bunları paylaşacağım lakin bir şartım var ."

Ural'ın sınırları oldukça zorlanıyordu fakat karşısındaki adam bunun farkında bile değildi .

"Sen benimle pazarlık mı yapmaya geldin buraya ? Patronunla anlaştık ve anlaşmamız bitti , ek bir şey isteyemez benden . Gereğinden fazlasını verdim ona."

Adam sırıtmakla yetindi.

"Siz bilirsiniz o zaman amansızca aradığınız bilgilere ulaşamayacaksınız üzgünüm."

Ural elini sert bir şekilde masaya vurdu . Tıslayarak konuşmaya başladı .

"Sen kiminle konuştuğunun farkında değilsin ! Eğer olsaydın aptallık yaptığının farkında olurdun çoktan. Bana hemen bilgileri ver ! Bir daha tekrarlamayacağım."

Ural etrafına bakındı . Bir kimse dahi yoktu etrafında. Peki ya buranın sahibi olan o adam , o adam da yoktu? Neler dönüyordu burada diye düşünmeye de vakti yoktu şu an . Bir an önce belgeleri almalı ve buradan uzaklaşmalıydı .

Belinden silahı çıkarıp doğrulttu karşısında gereksiz özgüvenle oturan adama .

"Yanlış yapıyorsunuz Ural Bey . Beni öldürmeniz hiçbir şeyi değiştirmez . Bunun farkında olmanız gerekirdi."

Ural 'ın surat ifadesi de dğişmişti . İşte o acımasız , herkesin korktuğu, bazılarının imrendiği Ural Yamansoy olmuştu .

"Ben her şeyin farkındayım . Gereksiz yere vaktimi çalmanın bedelini çok ağır ödeyeceksin . O patronun benimle oyun oynamanın bedelini ağır ödeyecek ! "

diyerek silahını ateşledi . Tek kurşun ve yere yığılan bir beden . Adamın elinde getirdiği dosyayı eline aldı Ural . Sakinliği kan donduracak cinstendi .Bu kadarı bir insan için ağır olmalıydı . Bir cana son vermek bu kadar kolay olmamalıydı . Ama o Ural Yamansoy olarak büyütülen bir canavar olmuştu yıllarca . Eline aldığı siyah deri çantanin içerisndeki belgelere baktı . Sonrasında çantayı eline alarak bu gereğinden fazla sessiz yerden çıkmak için kapıya doğru ilerledi . Ancak onu durduran ses ile baş başa kaldı . Eli kapının kulpunda kalakalmıştı .

"Sakın salakça bir hareket yapma."

Bu elindeki silahı Ural Yamansoy'a doğrultmuş olan bir kadınının sesiydi . Ural hareketsizce kadına karşı arkası dönük bir şekilde bekliyordu .

" Demek bu cinayetin faili sensin. Bu adamdan ne istedin bakalım şimdi bana bunu anlat ama sakın arkanı döneyim deme."

Kadın yavaş hareketlerle Ural'ın arkasından yaklaşmaya başladı . Ural ise hala cevap vermemeye niyetliydi. Kafasında ki deli düşünceler şu an durumun vahimliği hakkında onu düşündürtmüyordu bile.

"Elindeki çantayı çabucak yere bırak !"

Kadın bu sefer sert bir çıkış yapmıştı . Hem adımlarını Ural'a yaklaştırıyordu , hemde temkinli bir şekilde tuttuğu silahın namlusunu bir santim bile kıpırdatmıyordu. Arkası dönük olan adamın tam arkasındaydı şimdi. Silahın namlusunu değdirdi ensesine . Ural ise gözlerini bir anlığına kapattı . İşte şimdi olacakları kendisi bile hesaplayamıyordu . Bu adını bile bilmediği köhne yerde bakalım daha neler olacaktı . Hafifçe başını kıpırdatmasıyla silah daha sert bir şekilde ensesinde soğukluğunu hissettirdi.

"Sana elindeki çantayı bırakmanı söylemedim mi ! Neden dediklerimi uygulamıyorsun be adam! "

Kadının ikinci ikazıyla Ural elideki çantayı yere fırlattı.

"Sanırım canına susadın . Sen şu an kiminle uğraştığının farkında değilsin."

diyerek sessiz bir şekilde konuştu . Kadın ise gayet rahattı . Sanki şu an ne yaptığının farkında olan o psikopat seri katiller gibi dudaklarına bir sırıtış yerleştirdi. Adamın tenine nefesini değdirecek kadar yakın bir pozisyondaydı . Kulağına doğru başını getirdi ve sessiz bir şekilde konuşmaya başladı aynı Ural'ın yaptığı gibi.

"Sende beni tanımıyorsun ama ."

Ural 'ın tenine değen nefes , koku o kadar tanıdık ki. Bir anlığına kapattığı gözlerini açtı . Yüzünde yıllarca kaybettiği eşyasını hiç ummadığı bir anda bulan ve sevinen bir çocuk gibiydi. Bu kokuyu ölse unutamazdı . Onun var olma kokusuydu bu . Yanılıyor olamazdı. Arkasını dönecekken kadın onu durdurdu .

"Sakın aptalca hareket etme . Şimdi yerdeki çantayı alacağım ve buradan uzaklaşacağım . Arkanı döndüğün an vururum seni . Yapamam zannetme . Öyle bir yaparım ki. Kimsesiz gibi buralarda ölüp gidersin."

Ural duramazdı . Bu kadının dediğini yaparsa da o kokunun sahibesini nasıl görürdü .

Kadın yavaşça yerden aldığı çantayla birlikte geldiği yerden koşarak çıktı . Ural 'da arkasından koşmuştu . Hava karanlıktı ve bu yerde görüş alanı gerçekten kısıtlıydı .

"Hadi ama nerde olabilirsin. "

O an duyduğu araba sesinin olduğu yere doğru yöneldi ki sonuç nafileydi , araba karanlıkta hızla yol almıştı bile. Geç kalmıştı . Aynı geçmişteki gibi. Ellerine olanı ellerinden kaybetmişti bir defa daha . İşte tam da bu duygu içini kaplamıştı . Hızlıca telefonunundan Çetin 'i aramaya başladı .

"Çetin , çok garip şeyler oluyor . Hemen buluşmalıyız. Eve gel çabuk."

Çetin'in sözlerini bile dinlemeden kapattı telefonu. Etrafına baktı bir daha . Zifiri karanlığa kendisini gizleyerek istemeye istemeye döndü o esrarengiz geceden .

Çetin çoktan eve gelmişti . Ural bir hışımla girdi kapıdan .

"Neler oluyor Ural?"

"Ben deliriyorum , tek bildiğim bu."

Çetin anlamsızca bakışlarıyla hâlâ Ural'a bakmaya devam ediyordu .

"Öncelkile gittiğim yere acil birilerini gönder . Oradakini alıp atsınlar bir yere.

Çetin Ural'ın ne yaptığını anlamıştı ama nasıl , neden olduğu konusunda fikri olmayışı onu da yavaş yavaş sinirlendiriyordu .

"Yanlız başına gitmemen gerektğini söyledim sana . Ama dinlemiyorsun beni."

Ural kendini kanepeye bıraktı , oturup düşünmeye başladı . Ellerinin arasına aldığı sımsıkı tutuyordu .

"Tamadır bizimkilere mesaj attım hallederler . Şimdi bana bu gece olanları bir bir anlatıyorsun."

Ural başını ellerinden kurtardıktan sonra ayağa kalktı . Gözlerini önce pencerede gecenin esiri karanlığa , sonrada Çetin'e dikti .

"Biri bize oyun oynuyor Çetin. Beklediğimiz adam gelmedi buluşmaya . Zaten ilk gittiğim andan itibaren tuhaftı her şey . Bilemiyorum. "

Çetin temkinli yaklaşmaya çalışıyordu Ural'a.

"Ne demeye vurdun adamı ? Sen pervasızca hereket etmezsin."

Ural sinirlerine hakim olmakta zorlanan biriyidi her zaman . Ama ne olusa olsun kendini tehilikeye atmazdı . Lakin zaafı olduğu şeyler onun kelepçeleriydi işte . Elini kolunu bağlıyordu . Ural'ın gözlerinde hafif bir ıslaklık oluşmuştu . Dolmuştu gözleri . Bunu Ural Yamansoy 'a yapabilecek tek kişide belliydi.

"O kokuyu duydum . Yıllar sonra ilk kez . "

Çetin 'in gözlerindeki anlamsızlık kaolmuştu bir anda . Ancak o büyük merak vardı ya hani insanı kemiren işte şimdi onunla daha da dolup taşıyordu .

"Sen iyi değilsin Ural . Git ,uyu , dinlen bir şey yap . Saçamalamaya başladın . "

Ural alaycı bir gülüş taktı yüzüne . Çetin'in yüzüne baktı Gözlerindeki yaşlar hala yolunu bulamadan oaracıkta bekliyorlardı .

"Ne duyduğumu biliyorum Çetin . Onu unutmamın imkan yok ."

Çetin Ural'ın kolundan tutup sarstı .

"Sen ne dedğinin farkında mısın? Kokusunu duydum diyorsun. İnsan yıllar önce toprağın altına karışmış birinin kokusunu nasıl duyabilir söyle bana !"

"O enfes güzeliklerin içinde bulunan şahşahalı hayatı kim istemezdi ki. Her istediğini yapma ve yaptırma arzusu bazen her şeyin önüne geçebilirdi. İşte hayat bazılarına böyle bir seçenek sunmuştu ; mükemmelin ötesinde bir hayat . Ama peşi sıra felaketlerin de beraberinde getireceği mutsuzluklarla donatmıştı o hayatı . Ondandı tüm bu güzel hayatın sona bile ermeyeceğini düşünmek , körü körüne bağlı kalmak . Sahi neydi mükemmel ötesi hayat ? Sende olan mı yada sende olmayıp delicesine istediğin ve asla ulaşamayacak olduğun mu ? "
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.