Saat 3 olmak üzereydi. Laboratuvarı büyük bir telaş sarmıştı.
-LEYLA GEL HAYDİ GEÇ KALIYORUZ!!
-YA BEKLE GELİYORUM!!
-KÜBRA NEREDESİN!?
-BURDAYIM!
-YA HADİ BEN DAHA POLİSE BIRAKTIĞIM KAĞITLARI ALMAYA GİDECEĞİM!!
-SEN GİT AL! BİZ SENİ FURKAN'IN EVİNİN YAKINLARINDA BEKLEYECEĞİZ!!
-TAMAM!!
Arda koşarak laboratuvardan çıktı. Arabasına bindi, gaza bastı. Arabaların arasından zikzak çizerek ilerliyordu. Diğer insanların kaplumbağaya benzer ilerleyişlerinin arkalarında saatlerce bekleyecek vakti yoktu.
Adliyeye vardı. Arabadan indi, içeri girdi.
-Buyrun efendim?
-Hazır mı?
-Ne hazır mı?
-Size verdiğim kağıtlar, 3'e kadar hazır olsun demiştim, saat neredeyse 3.
-Hatırladım, buyrun içeri girin.
-Teşekkürler.
Arda içeri girdi. Kapı yavaşça kapandı. Meraklı gözlerle etrafına baktı.
-Buyrun oturun beyefendi.
Arda sandalyeye oturdu.
-Hızlı olursanız sevinirim, acelem var.
-Tabi, elimden geldiği kadar. Şimdi verdiğiniz fotoğraf gerçekten korkunçtu. Bu karalamaların arkasındaki şeyler gibi.
-Kimlerdi buldunuz mu?
-Evet,ona birazdan geleceğim. Fotoğrafta sizin fark etmediğiniz detaylar bulunuyor. Fotoğraftaki kişiyi tanıyor musunuz?
-Evet.
-Furkan Parlak adlı birisi sanırım.
-Evet.
-Furkan'ın büyük ihtimalle sorunları var. Galiba bizim göremediğimiz olmayan varlıkları görüyor. Lütfen ona bir psikolog randevusu alın, yoksa Furkan'ın sonu hiç iyi olmayacak.
-Aldım, zaten bu yüzden 3'e kadar mutlaka hazır olsun dedim. Zaten tren raylarına yattı geçenlerde, bir polis kurtardı. Babasının ölümünden beri iyi olduğunu düşünmüyorum.
-Anladım. Şimdi buradaki kişiler sırayla Osman Parlak, Oğuz Parlak, Onur Parlak ve Sinem Parlak. Sistemden baktığımda hepsi Furkan'ın ailesinden, bu arada hepsi yaşıyor ama Onur Parlak kayıp. Bu Osman Parlak sanki bana biraz tanıdık geldi.
-Çok normal, "Fırat Nehri'nin Kefenli Cesedi Cinayeti" nin kurbanı Osman Parlak, yani Furkan'ın babası, Furkan'ın zaten bu yüzden psikolojisi bozuldu.
-Diğerleri Furkan'ın kardeşleriymiş.
-Nasıl olur? Furkan tek çocuk değil miydi?
-Şuan kayıtlara bakılırsa Onur Parlak'ın 2 ay önce kayıplara karışmış.
-Peki diğer kardeşleri
-Onlardan bir iz yok, isterseniz arama çalışması başlatabiliriz diyeceğim ama Oğuz Parlak reşit olmuş, 27 yaşında. Bu yüzden karışamayız. Ama Sinem Parlak 9 yaşında, onun için başlayabiliriz. Onur Parlak hem reşit değil hem kayıp.
-Şuan zamanı değil, ama o Onur'u bulun.
-Peki, istediğiniz zaman bana haber verebilirsiniz, anında başlatabilirim.
-Anlayışınız için teşekkür ederim. Peki bu cümleler ne anlama geliyor?
-Oh, onu unutmuşum. Ona ben bakmadım. Başka bir arkadaşımız bakıyor ona, Elliot, sizi oraya yönlendirmeliyim.
-Tamam, odası nerede?
-Buradan çıkınca koridorun sonunda solda kalıyor. Bu kağıtları da ona götürün.
-Sağolun teşekkürler.
-Rica ederim, buyrun çıkabilirsiniz.
Arda kağıtları aldı, odadan çıktı. Hala şok içerisindeydi. Furkan'ı bu zamana kadar tek çocuk sanarken birisi 3 kardeşi ortaya çıktı ve birisi kayıpken diğer ikisinden hiçbir iz yoktu. Furkan neden bundan bize hiç bahsetmedi? Neden hep tek çocuğum dedi acaba?
Arda koridorun sonuna doğru ilerledi. Kapıyı tıklattı.
-Buyrun girin!
Arda içeri girdiğinde şok oldu. Karşısında bir çocuk vardı.
-Elliot siz misiniz?
-Ta kendisiyim. Buyrun girin.
-Öncelikle bir şey soracağım, sen reşit misin?
-Hayır, 15 yaşındayım. Çok mu garip geldi?
-Bu yaşta nasıl burada çalışabiliyorsun?
-Hackerım ben, sistemde ve heryerde yaşım 23 görünüyor. Bunu kimseye söyleme.
-Vaaay. İsmine bakılırsa yabancısın, Türkçe'yi nereden biliyorsun?
-Evet, İngiltere'den geldim. Gezmek için geçen sene buraya tek başıma geldim. Ama sistemde yaşımı bu yüzden yaşımı değiştirdim. İngiltere'de 15 yaşında görünürken burada 23. Sonra burası ilgimi çekti. Gizlice kendimi buraya kayıt ettim ve herkesi buraya atandığıma ikna ettim. Türkçe'yi buradaki arkadaşlarımdan öğrendim. Ama hala tamamen öğrenemedim galiba. Of ama burada çalışmaktan çok sıkıldım. Biraz eventful şeyler istiyorum ya. Mesela burada superheroes falan varmış. Onlarla çalışmak çok isterdim.
-Anladım.
Arda gülümsedi. Çocuk onunla çalışmak istiyordu.
-Neden gülüyorsun?
-Sana bir sır vereyim mi?
-Yes?
-Ben bilim insanıyım ve o kahramanlar benim çalışanım diyebilirim. İstersen seni orada çalıştırabilirim.
-NE!? OH MY GOD!!! BU MÜKEMMEL OLUR!! THANK YOU VERY MUCH!!
-Ama maaş vermem ona göre.
-OLUR BANA FARK ETMİYOR!! BUGÜN İSTİFAMI VERECEĞİM!
-Hemen verme, bir gariplik olduğu anlaşılır. Bir bahane uydur. Bu arada kahramanların aslında kim olduklarını da göreceksin. Ama yaymaya çalışırsan gideceğin tek yer mezarlık olacak Elliot.
-Tamam, eee ne için gelmiştiniz?
-Bu kağıtları al.
-Bakayım, oh hatırladım. Bu cümlelerin meallerinin ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorsun.
-Tam da üstüne bastın. Hatta buradaki kişi de bir kahraman. Kafayı yemiş bir kahraman.
-NEEE!?
-Tahmin et kim?
-BU KİNG OF THE FİRE MI!?
-Hayır.
-STRONG BOY!!
-Evet!!
-Şimdi anladım neden kaç haftadır olmadığını!
-Düşündüğün şey değil. O çok büyük bir kaza geçirdi.
-Anladım, neyse konumuza dönelim. Bu cümlelere baktığımda kanım dondu. Sırayla söyleyeceğim. Zaten bazıları çok açık, onlara değinmeyeceğim."Psikolojimle beraber bende bittim" derken psikolojisinin yerle bir olduğunu, kendisinin de yerle bir olduğunu, yani artık hiç bir şey yapacak hali kalmadığını söylüyor. "Babam kurtulmayı başardı, ben başaramadım." derken galiba babasının ölümünden bahsediyor. Babasının bu acımasız dünyadan ölerek kurtulduğunu ama kendisinin ölmeye çalıştığında başaramadığını söylüyor. "Yalnız değilim, babam yanımda sanırım. " bu cümleye bakılırsa Furkan babasını görüyor, ya da öyle sanıyor. Bu aslında bir şizofrenlik belirtisi. "Delirmem için onlar yeterliydi." derken galiba Furkan'ı çevresindeki tanıdığı belirli insanlar deli etmiş. "Bedenim burda ama ruhum bana yalan söylüyor." bu cümle okurken duygulandım. Cümle çok derin anlamlar taşıyor. Ruhunun ve bedeninin buraya ait olmadığını, bedeni burada olsa da ruhunun burada olduğunu söyleyip aslında başka yerlerde olduğunu söylüyor."Kurtulamıyorum onlardan, yavaş yavaş yakalanıyorum" sadece Furkan'ın gördüğü varlıklar galiba onu öldürmeyi amaçlıyor, ya da Furkan öyle zannediyor. Bu kadardı. Nefesim kesildi.
-Benimde okurken nefesim kesiliyordu Elliot. Tamam, kağıtları şimdi bana ver, işim var onlarla.
-Al. Ne zaman istifamı vereyim?
-Bugün ve yarın dışında ne zaman istersen.
-Okay.
-Numaramı şuraya yazıyorum, istifanı vereceğin zaman beni ara, gelip seni alırım.
-Tamam, görüşürüz.
Arda paltosunu giyip çıktı. Saat 3'ü geçmişti bile. Arabaya bindi, gaza bastı. Leyla'yı aradı.
-Leyla, neredesiniz?
-Arda ağaç olduk artık. Furkan'ın evinin önündeyiz.
-Tamam, ben yola çıktım. Bir de Sinan'ın yerine geçebilecek mükemmel bir asistan buldum. Her şeyi anlattım. Bir kaç güne çalışmaya başlar.
-NE!? ARDA NE YAPTIN!! BU BİR SIRDI!! SEN BANA KİMSEYE ANLATMA DEDİN VE KENDİN RASTGELE BİRİNE Mİ ANLATTIN!? ARDA BAŞIMIZA BELA EDECEKSİN!!
-LEYLA SİNAN BANA SÖYLEDİ!!
-Ne, ne söyledi?
-Sinan hiç laboratuvar dışına çıkamıyor ve sürekli arka planda kalıyor. Onu sürekli ağlarken görüyorum. Hiç bir işe yaramadığını sadece laboratuvarda boş boş oturduğunu söylüyor. Adliyede de bizimle çalışmak isteyen bi çocuk vardı. Çocukta zehir gibi, çok fena. İngiliz bir hacker.
-Sinan neden bunu hiç bize söylemedi?
-Bana da hemen söylemedi, onu hep zorladım ama hiç bir zaman söylemedi. Sinan bir ara ağlarken "Ben burada hiç bir işe yaramıyorum, ben de onlar gibi olmak istiyorum" dedi, duydum. Ordan öğrendim. Oturdum yanına. Anlattı.
-Peki.
Arda bir kaç dakikada Furkan'ın evine vardı. Furkan'ın göremeyeceği bir yere park etti. Leyla ve Kübra onu gördü. Kapıya yöneldiler. Kapıyı yavaşça tıklattılar. Döndü teyze kapıyı açtı.
-Kübra kızım, ne oldu?
-Şey, Furkan evde mi?
-Evde, ne oldu ki?
-Biraz gezmeye çıkıcaz da.
-Enes falan nerede ki?
-Onlar gitmiş zaten, bizi de çağırdılar, ben de Furkan'ı alıp gideyim dedim.
-İyi yapmışsın, bekle çağırayım.
Döndü teyze içeri gitti. Uzun bir süre gelmedi.
-Kübra bu kadın niye gelmedi hala?
-Ben nereden bileyim?
Arda'nın köşeden bağırışı duyuldu.
-YA NERDESİNİZ GELSENİZE!?
-BAĞIRMA! GELMEDİ HALA!
-TAMAM!!
Döndü teyzenin içeriden sesi duyuluyordu.
-Furkan hadi lütfen. Beni seviyorsan çık dışarı azıcık.
-Anne of çıkmak istemiyorum.
Kübra dışarıdan bağırdı.
-FURKAN HADİ GEL!!
-KÜBRA GELMİYORUM!!
Döndü teyze, Furkan'ı içeriden getirdi. Dışarı itip kapıyı kapattı.
-OF ANNE!!
-Furkan gel hadi gidelim.
-Leyla, senin ne işin var?
-Sıkıldım ya bende geleyim dedim.
-Nasıl gideceğiz.
-Kübra, Leyla, buradan hiç taksi, minibüs, otobüs falan geçmez. Nasıl gideceğiz? Durak buraya çok uzak.
-Otostop çekmek dışında başka şansımız yok.
Arda hafiften gaza bastı, Leyla otostop çekerek gibi elini salladı, Arda arabayı durdurdu. Kübra kapıyı açtı, Furkan'ı içeri itti. Kapı kapandı.
-NE OLUYOR?! ARDA, NE İŞİN VAR BURADA, NELER OLUYOR!?1
Kübra, Furkan'ın yanına oturdu.
-NEREYE GİDİYORUZ!?
Arda gaza bastı.
-Seni psikoloğa götürüyoruz Furkan, buna çok ihtiyacın var.
-NE!? ARDA NE YAPTIĞINI SANIYORSUN!?
-YETER FURKAN SESİNİ KES!! O PSİKOLOĞA GİDECEKSİN!!
Furkan koltuğundan kalktı. Öne, sürücü koltuğuna eğildi. Arda'yı boğazladı.
-F-FURKAN NE YAPIYORSUN!!? N-NEFES ALAMIYORUM!?
-YA KÖŞEYE ÇEK BENİ İNDİR YA DA GEBER!!
-FURKAN BIRAK BENİ ARABAYI ÇARPACAĞIM!!
Arda arabalar arasında çarpmamak amaçlı zikzak çiziyordu. Arkadaki sürücüler ise o sinirle kornaya abanıyordu. Arda gittikçe morarmaya başlamıştı.Nefes alamıyor, arabayı çarpmamak için kendini riske atıyordu.
-FURKAN BIRAK ARDA'YI HEPİMİZİN CANI SÖZ KONUSU!!
-ARABAYI KÖŞEYE ÇEK!!
Leyla ağlıyor, sessizlik yeminini bozmuyordu. Çantasını karıştırıyordu. Arda'nın ise gözleri kayıyordu.
-FURKAN!!
-F-furkan b-bırak...
-GEBER!!
Kübra Furkan'ı geri yerine oturtmaya çalışıyordu. Furkan ise sürekli Kübra'yı geriye istiyordu. Leyla çantasından bayıltıcı iğneyi çıkardı, Furkan'ın ensesine sapladı. Furkan donakaldı. En sonunda Kübra'nın dizlerine düştü. Herkes derin bir oh çekti. Ama bir ses eksik gibiydi. Arda, konuşmuyordu.
-Sonunda...
-Arda, şimdi iyi misin? Arda?
Arda zar zor nefes almaya çalışıyordu.
-İyiyim iyiyim, bu Furkan da ne fena çıktı ya.
-Tekvandocu çocuk.
-Doğru.
Kübra'nın telefonundan bildirim sesi geldi.
-Bir saniye, 9/D sınıf grubundan mesaj gelmiş. Yasemin Hoca'dan
-Ne diyor ki?
-Okuyorum, "Çocuklar, Selen'i gören var mı? Ortalıklarda yok. Mesajlara cevap vermiyor. Evde de değilmiş, kayıp. Gören var mı? Erdem arkadaşınızın da cinayeti sürüyor. Ebrar'ın hepiniz katil olduğunu düşünsenizde hiçbir şekilde alakası yokmuş. Çünkü bahçeye cinayet saatinde girerken görülmüş. Selen'i gören lütfen haber versin."
-Erdem kim, Selen kim?
-Of uzun hikaye. Erdem karne günü öldürüldü, sevgilisi Selen de kaybolmuş galiba. Bir saniye,bir mesaj daha geldi.
-Bu sefer kim?
-Alperen.
-Sizin sınıftan mı,ne diyor?
-Evet bizim sınıfta."Erdem'in cenazesi kaldırılacaktı?" demiş. Sonra Yasemin Hoca "Otopsi için yapılamadı.Süresi uzamış. Ben kısa olur diye düşünüyordum. Ben olacağı zaman size haber veririm."
-Yok artık,okulda,hemde en mutlu gününde cinayete kurban gidiyor.
-Vardık mı Arda?
-Leyla ne varması daha yarım saat var. Dalga mı geçiyorsun benimle?
-Ben nereden bileyim yolu?
Kübra'nın telefonu çaldı.
-Kim arıyor?
-Sinan, bir saniye,SİNAN YOĞUN BAKIMDAYDI!?
-KÜBRA AÇ ÇABUK TELEFONU!!
-BEKLE ARABAYA BAĞLAYACAĞIM HEPİMİZ DUYALIM!
Arda telefonu aldı,hemen arabaya bağladı.Kübra'ya verdi.
-Hazır mısınız,açıyorum.
-HAYDİ KÜBRA!
-Sinan?
-Kübra...
-SİNAN!UYANMIŞSIN!!
-Ne oldu bana? Neden hastanedeyim? Hiçbir şey hatırlamıyorum.
-SİNAN BOŞVER SEN UYANDIN YA!
-Furkan gibi olmadım değil mi? Aylarca tedavi görmeyeceğim değil mi...
-BİLMİYORUM SİNAN AMA SENİ ÇOK ÖZLEDİK!!
-Furkan, Mina, Enes nerede?
-Furkan uyuyor. Mina ile Enes...
-Leyla, korkutma beni...
-Uyuttuk biz onları...
-NE?NE UYUTMASI BE!?
-Sinan, seni Enes bu hale getirdi...
-Enes mi...Enes,Enes bunu yapamaz...Az kalsın benim bir gözümü kör edecekti o. Bir gözüm çok bulanık. Enes,Enes bana kıyamaz,beni öldürmeye çalışamaz...Enes,yapmaz,yapamaz...
-Yaptı Sinan,yaptı...
-YAPAMAZ!!YALAN SÖYLEME BANA KÜBRA!DOĞRULARI SÖYLE BANA!
-Bunlar doğru Sinan. Biz,sonra ziyaretine geleceğiz.
-Tamam,sizi bekliyor olacağım...
Kübra telefonu kapattı. Sinan, Enesin bunu yapabileceği gerçeğine inanamıyordu. İnanmak gücüne gidiyordu.
-Gözünü mü kör etmiş? Yok artık.
-Kör değil,çok bulanıkmış.
-Arda,vardık mı?
-Hayır ama az kaldı.
Bu yaşanan her şey,normal bir insana aşırı zorlayıcı gelir,intihar falan ederdi. Furkan'ın,Sinan'ın, Arda'nın, bunlara nasıl dayanabildiği akıllarda beliren önemli bir konuydu. Özellikle Sinan ve Arda. Furkan ise Sinan ve Arda kadar dayanıklılık gösteremiyor,intihar girişimlerinde bulunuyordu. Aslında belki Sinan ve Arda da yapıyordur, ama gizliyordur. Belki de onlar, fiziksel olarak değil,psikolojik olarak kendilerine zarar veriyorlardır, bilemeyiz...