İçeriğe geç

KAYIP ELEMENTLER

Bölüm 23 · 5 dk okuma

KAYIP ELEMENTLER

Bölüm 23

Yıkık ve Perişan

Eski İstanbul'u gözler arıyordu. Sanki İstanbul gitmiş, yerine eski, yıkık bir şehir gelmişti. İstanbul'a yardım da gelemiyordu. 16 milyon insan bir bölgede sıkışmıştı. Elektrik yok, doğal gaz yok, suların hepsi kipkirli. Yaşanmaz bir hal almıştı koskocaman şehir. Eski haline gelmesi yıllar, belkide asırlar sürecekti. Belki İstanbul unutulacak, tarih kitaplarında 8 harfli bir şehir olarak kazınacaktı.

Dumanlardan göz gözü görmüyordu. Bu yüzden kalan yaşayan insanlar da kazalara kurban oluyordu. O kadar hastane varken hala yetmiyordu. Her yerde enkazlar, dumanlar, içler acısı çığlıklar, feryatlar, ağlayarak haber sunan muhabirler, enkaz altındaki masum insanları kurtarmaya çalışan ekipler ve halk...

Okullar, iş yerleri, bu olaylar bitene kadar kapatılmıştı. Bu Mina, Kübra, Enes, Furkan ve Sinan için iyi bir haberdi. Çünkü hepsi okul yüzünden kahramanlık yapacak vakit bulamıyordu ve olanların içinde derslerini düşünemiyor, odaklanamıyordu.

Aniden tüm İstanbul vatandaşlarının telefonlarına bildirimler geldi. Bildirimde tüm İstanbul'un özel, yurt benzeri yerlerde kalacağı söyleniyordu. Bu yurt benzeri yerler olası afetler için korunaklı ve güvenliydi. Her yaş, cinsiyet için ayrı bir bina bulunuyordu. Devlet ise halkın her ihtiyacını karşılayacaktı. Bunu gören halk sonunda rahat bir nefes aldı.

Gruba bir mesaj geldi:

Mina:Haberi gördünüz mü?

Furkan:Evet.

Kübra:FURKAN YAZDI! SONUNDA!

Furkan:Aman ne olay.

Mina:Mantıklı mı sizce?

Furkan:Evet de Arda ile Leyla laboratuvarda kalmak zorunda değil mi? Onlar ne yapacak?

Kübra:Enes ne yapacak?

Furkan:Ne oldu ki?

Mina:Furkan, Enes uyudu...

Furkan:Uyudu mu? Şimdi mi? Ona en çok ihtiyacımız olduğu zamanda.

Kübra:Evet de o orada kalmaya devam mı edecek?

Mina:Galiba evet. Bu arada bu yurt mu neymiş cinsiyet ve yaşa göre ayrılıyormuş.

Furkan:Ah be Enes için çok üzücü, benim umrumda değil.

Kübra:AHAHAHHAHAHA!!!

Mina:Yaaa ne diyor Kübra söylesene.

Furkan:Enes seninle aynı odada kalmak istiyordur belki.

Mina:AHAHAHHAHAHHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAH!!

Furkan:Bunu yazarken çok tereddüt ettim. Kızar mısın kızmaz mısın diye. Gülmeme sevindim. Yanlış anlama mesajımı.

Mina:Boşver Furkan sinirimden gülüyorum.

Kübra:KİM ÜZDÜ BENİM GÜZELİMİ!?

Mina:Enes'i özledim...

Furkan:Hatırlatma lütfen hatırladıkça moralim yerle bir oluyor.

Kübra:Cidden Mina, bu konuyu bir süre unutalım.

Mina:Unutmak mı? Sevgilimi ben nasıl unutabilirim? Neyin kafasını yaşıyorsunuz?

Furkan:Tamamen unut demedik, uyuduğunu unut sadece. Sanki küs değilsiniz ama görüşmüyorsunuz gibi düşün.

Mina:Onu düşünmeden edemiyorum ki. Sürekli o yalvarışı aklıma geliyor.

Kübra:AAAAAAAAAA ONU HİÇ HATIRLATMA AĞLAMAK İSTEMİYORUM!!

Furkan:Kapatın konuyu saat gecenin ikisi. Gidin yatın.

Mina:NE ARA 2 OLDU!?

Kübra:Sen uyuyacak mısın peki Furkan Bey?

Furkan:Yok ya, taburcu olduğumdan beri sadece 6 saat uyudum.

Mina:Furkan sen yaşadığından emin misin?

Furkan:Maalesef eminim.

Kübra:Furkan yapma yaa.

Mina:Furkan senin durumun iyiye gitmiyor. Anlık fotoğraf atsana.

Furkan:*Fotoğraf gönderildi*

Kübra:FURKAN!?

Mina:FURKAN BU HALİN NE!?

Furkan:Ne oldu ki?

Kübra:NE OLMAMIŞ Kİ!? FURKAN SENİ ACİLEN PSİKOLOĞA FALAN GÖTÜRMENİN GEREK!

Furkan:Abartmayın.

Mina:Ne abartması Furkan? Sen bize burada yazarken niye hüngür hüngür ağlıyorsun? Niye uyumuyorsun? Niye zayıflamışsın? Niye yemek yemiyorsun? Niye gözlerin bu kadar şişmiş? Niye olmayan birisi ile sarılıyormuşsun gibisin? Niye duvarda farklı bir dilde saçma yazılar var? Niye duvarda gözler var? Niye duvarda karalamalar var?

Furkan:Boşverin beni siz.

Kübra:NASIL BOŞVERELİM BU HALİNİ!?

Mina:Bize doğruları söyle Furkan.

Furkan:Hayır, sizin üzülmenizi istemiyorum. Uyuyun haydi siz.

Kübra:FURKAN SENİ BOŞVERİP NASIL RAHATÇA UYUYABİLİRİZ?!

Mina:Furkan orada mısın?

Kübra:FURKAN!!

Mina:Çıkmış.

Kübra:Ben Arda'yı arayacağım. Furkan iyi değil. Yakında kendisine çok kötü şeyler yapabilir.

Mina:Tamam da bari sabah ara bu saatte değil.

Kübra:Bir şey olmaz.

Kübra sohpetten çıktı ve Arda'yı aradı.

-Kübra neden bu saatte arıyorsun?

-Arda, Furkan iyi değil.

-İyi değil derken?

-Telefonu kapatınca sana Furkan'ın şuanki halini atıcağım.

-Kübra beni tedirgin ediyorsun.

-Furkan'ın acil psikolojik destek alması gerekiyor. Fotoğrafta olmayan birine sarılıyor gibi ve aşırı zayıflamış, gözleri şişmiş, taburcu olduğundan beri sadece 6 saat uyumuş, duvara farklı bir dilde yazılar yazmış, gözler çizmiş, karalamalar yapmış.

-NE!?

-Furkan'ın durumu iyiye gitmiyor. Psikolojisi her gün gittikçe daha çok bozuluyor.

-Furkan'a psikolog randevusu alıyorum.

-Nasıl alacaksın? Furkan'ın kimlik numarasını nereden bileceksin ki?

-Ben bulurum Kübra. Şimdi telefonu kapat ve bana fotoğrafı at.

-Tamam.

Kübra telefonu kapattı.

Kübra:*Fotoğraf gönderildi*

Arda:BU NE!?

Kübra:Furkan'ın son hali.

Arda:B-BU FURKAN MI!? NE OLMUŞ ONA!?

Kübra:Duvardaki yazılar ne araştırır mısın?

Arda:Tamam sen uyu, iyi geceler size.

Kübra:Sizede.

Hepsi uyudu, Furkan dışında. Ne olmuştu ona? Duvardaki yazılar, karalamalar, gözler de neyin nesiydi? Furkan'ın sarıldığı olmayan şeyi Furkan görüyor muydu? Neden bu kadar zayıflamıştı? Niye uyumuyordu? Kafalar bu sorularla karışmıştı.

Sabah oldu. Arda şiddetle Kübra'yı arıyordu. Kübra ise uyumaya devam etmek için sürekli reddediyordu. Ama Kübra, Arda'nın aradığını bilmeden telefonu kapatıyordu. En sonunda Kübra telefonu açtı.

-Ya sabah sabah kimsiniz ya!?

-Benim Kübra, Arda.

-ARDA!? NE OLDU!? O YAZILARLA ALAKALI BİR GELİŞME Mİ VAR!?

-Evet Kübra.

-Neymiş o yazılar?

-Hepsi farklı dillerdeydi. Bu yüzden beni biraz zorladı.

-Neymiş?

-Sırayla okuyorum. İtalyanca "Psikolojiyle beraber bende bittim", Almanca " Babam kurtulmayı başardı, ben başaramıyorum", Çince "Yavaş yavaş deliriyorum galiba", Fransızca " Yalnız değilim, babam hala yanımda sanırım", Japonca "Delirmem için sadece onlar yeterliydi", Rusça "Böyle olmak, böyle yaşamak benim isteğim değildi", Arapça "Yaşamamın tek sebebi annem ve o kızdı, yoksa bir anlamı kalmamıştı hayatın", İspanyolca "Yoruldum, yaşamaktan yoruldum", Korece " Sanki birileri beni izliyor, ama onlar korkutucu", Yunanca "Ölmek için hala çok geç değil", Hintçe "Bedenim burada fakat ruhum bana yalan söylüyor", Latince "Kurtulamıyorum onlardan, yavaş yavaş yakalanıyorum ve Lehçe " Şimdi anlıyorum boşluğa düştüğümü". Okurken nefesim kesildi sanki. Çok garip cümleler var. Mesela "Delirmem için onlar yeterliydi, sanki birileri beni izliyor, ama onlar korkutucu, bedenim burada fakat ruhum bana yalan söylüyor, kurtulamıyorum onlardan, yavaş yavaş yakalanıyorum, şimdi anlıyorum boşluğa düştüğümü". Bir teori olarak düşündüm. Furkan babasızlıktan şizofren veya şizofren olmuş olabilir ya da bunları sadece ilgi için yapmış olabilir.

-NEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE!!!!!!!???????? ARDA SEN NE DİYORSUN!!!???

-O karamalar ise Furkan'ın Lehçe yazdığı cümledeki boşlukları, gözler ise Korece yazdığı cümledeki onu izleyenlerin gözlerini temsil ediyor. Bir dakika.

-Ne oldu?

-Karalamaların galiba başka bir anlamı var. Arkalarında bazı yüzler var. Bunları polise vereceğim. Ne olduklarını onlar bizden daha rahat çözeceğini düşünüyorum.

-Tamam.

-Şimdi Leyla'ya veriyorum, aldığı psikolog randevusu ile alakalı sana bilgiler verecek.

-Tamam.

-Kübra?

-Efendim Leyla?

-Randevu bugün saat 4'te. Arda, Furkan'ı alıp götürecek. İstiyorsanız Mina ile siz de gelebilirsiniz. Bu arada Furkan'ın fotoğrafını inceledim. Görünüşe göre yemek yemiyor veya başka bir sebepten dolayı kilo vermiş. Gözlerine bakılırsa da çok fazla ağlamış, göz damarı patlamış olabilir. Yani gerçektende kan ağlayabilir.

-Peki, bizde geliyoruz.

-Arda fotoğrafı polise verecek, onlar karamaların arkasınsa kimler olduğunu kolaylıkla çözebilir.

-Sende gelecek misin?

-Evet.

-Tamam, kapatıyorum.

Kübra telefonu kapattı. Hala olayın şokundaydı. Furkan belki de gerçekten delirmişti. Kafalardaki soruların cevapları saat öğlen 16.00'da ortaya çıkacaktı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.