filelife bu bölüm senin için tatlım...
Etrafıma bir kez daha baktım.
Şu bileğimdeki kelepçelerden kurtulursam gerisi kolaydı...
Odadan çıkan adamların ardından huysuzca sandalyede kıpırdandım..
"Hiç rahat değil." dedi Ercü, ekşi suratıyla kollarını esnetmeye çalışırken.
"Kelepçelenmeye alışık olduğunu sanıyordum." dedim sakinliğimi bozmadan.
"Tabiki en sevdiklerim arasındadır her zaman. Ama şuan eksikler var. Bilmem anlatabildim mi?" dedi, göz kırparak.
"Anladım Ercü!..." dedikten sonra aklıma gelenle,
"Hem ne sadistliğimi gördün benim? Kendi halimde bir kadınım ben." dedim, hafif kızgınlıkla hesap sorarak.
"Şekerim madem sadist değilsin neden o piranacıklarına(!) canlı canlı fare yediriyorsun? Bazen ben bile korkuyorum senden manyak karı." dedi, bunu her zaman söylerdi aslında. Ama ne yapabilirdim ki? Minnoş piranalarım farelere bayılıyorlardı.
"Kızım ne var bunda. Belgesel izlediğini düşün. Hiç o kaplanların pençesinden ceylanları kurtarma isteği duyuyor musun?" dedim.
Şahsen ben hiç böyle bir istek duymuyordum.
Ben aslan olsam bende ceylanları yerdim tabiki. Et Hem biz insanlar hiç et yemiyormuyuz canım.
"Ben ve diğer tüm insanlar inanıyorum ki herhangi bir belgeselde yırtıcı bir hayvanın pençesine düşen ceylan izlediğimizde, o ceylanı kurtarmayı isteriz. Ama senin böyle bir istek duyduğunu sanmıyorum." dedi.
"Tabiki istemiyorum. Tamam, vahşet gibi görünebilir ama vahşet değil. Doğanın kanunu bu şekerim. Ne yapsın hayvancağızlar, ceylanları yemeyipte aç kalıp ölsünler mi?" dedim.
Başını sağa sola umutsuzca salladı.
(İlay'ın piranacıklarının beslenme zamanı.)
"Bazan insan olduğuna şüphe duyuyorum. Nasıl bir kadınsın sen. O kocaman fareyi eline alman bile iğrençken hayvanı, iğrenç su canavarlarına yem diye veriyorsun. Biraz kadın ol şekerim dolmuşcu Rüstem amca gibi kaba olma. Normal kadınlar gibi japon balığı besle. Hem çok şeker oluyorlar." dedi. Sevimli piranacıklarıma su canavarı demesini es geçip,
"Tatlım, abartılacak birşey yok ki. Fareleride piranalarıda sevmiyorsun. O fareler için üzülmene gerek yok yani." dedim kıkırdayarak. Cevap vermeyip sadece göz devirmekle yetindi. Kahvaltımızın üzerinden neredeyse iki saati geçmişti ve ben açlıktan ölmek üzereymişim gibi hissediyordum.
"Çok acıktım. Şöyle bol yoğurtlu bir mantı olsaydı..." diye başladığım cümlemi Ercüment devam ettirdi.
"...salçalı sosuda bol olsun. Bana üç porsiyon yeterdi..." dediğinde 'cıks' dedim,
"...bana yetmez, dört porsiyon iyi olurdu. Bol sarımsaklı. Üstünede bir kilo baklava..."
"...kız Allah cezanı vermesin, zaten kurtulamayacağız birde acıktırma beni." dedi.
"Kendi adına konuş şekerim. Ben ve sexy vücudum birazdan buradan kurtulmuş olacağız." dedim. Kabul, bazan ben susardım ve egom konuşurdu.
"Seni anladımda sexsy vücudun nerede canımcım?"
"Ahaha tatlım bendeki taşş gibi vücudu sexsy bulmuyorsan git bi doktora görün." dedim vücudumu gözlerimle süzerken. Bazı konularda mütevazı olsamda bu konuda olamazdım, çünki seksi olduğum su götürmez bir gerçekti.
"Sexs yapmadıktan sonra, vücudun diri olsa ne oluur, olmasa ne olur. Erkek düşmanı pis feminist." dediğinde konunun her zaman benim olmaysn sexs hayatıma gelmesine şaşırmamıştım!
"Ercü ne gıcıksın ya! Moralimi niye bozmaya çalışıyorsun." Dediğimde cevap vermeye bile gerek görmemişti.
Aradan geçen beş dakikanın ardından,
"Off sıkıldım. Hadi çıkalım buradan, açlıktan gebermeden de karnımızı doyuralım.." derken bileklerimi esneterek hareket ettirmeye başladım. Sağ elimin baş parmağını ovalayarak masaj yapıyordum.
"Nasıl kurtulmayı düşünüyorsun şekerim. Kelepçelerden kurtulmak o kadar kolay değil."
"Neden zor olsun?" dedim
"Denemiştim ve başarısız olmuştum şekerim. Tecrübeyle sabit yani.
Şöyleki eski sevgilim Hüdaverdi beni kelepçelemişti, o zevkle kelepçelerden kurtulmak istemiştim inan bana imkansızdı. Ama görmeliydin adam beni mahvetmişti, tabi istersen izletebilirimde o da arşivimde mevcut..." yine konuşmayı uzatacağını anlayıp atıldı.
"Kes artık Ercüment, senin porno arşivinle ilgilenmiyorum." dedim
"Kızım yapmaya yapmaya unutacaksın, bari benim deneyimlerimden faydalan, arada sırada izle." dedi.
"İhtiyacım yok. Şuan buradan kurtulmak istiyorum sadece ve birazdan çıkacağım zaten." dedim göz kırparak.
"Çok iddalı konuştun yavrum." dedi
"Boş konuşmam bilirsin." dedim ukala gibi göründüğümün farkındaydım.
"Varmısın iddiaya. Tabi bi tarafın hala yiyorsa." dedi neredeyse kahkaha atarak.
Sık yaptığımız saçmalıklar arasında yerli yersiz iddaya girmekde vardı malesef. Son girdiğimiz ve kaybettiğim iddia yüzünden Esra Erol'u aramış ve 56 yaşındaki Mukadder teyzeye talip olmuştum.
Kadına 'sizden elektirik alıyorum benim elektiriğim ikimizede yeter' bile demiştin.
Rezilliğimizin haddi hesabı olmuyordu yani.
"Şekerim bu defa daha gaddar davranabilirim." dedi, uyarı yapıyordu aklınca.
"Mesela ne kadar zorlarsın?" dedim tırsmıyordum tabiki!
"Sarı saçları olan bir erkeğin saçlarına dokunmanı isteyebilirim." dedi yüzüme odaklanıp tepkilerimi ölçerek.
"İğrenç!" dedim yüzümü tiksintiyle buruştup. Her ne olursa olsun sarı saçlı bir erkek ile selamlaşmak için bile olsa el sıkışmazdım. Kaldıkı iğrenç sarı saçlarına dokunacakmışım.
"Bende seni zorlayacağım. Emin ol." dedim.
"Şimdiden kabul. Eğer sen bu kelepçelerden kurtulursan ne istersen yapacağım ama kurtulamazsan sapsarı saçlı Kıvanç Tatlıtuğ gibi bir adamın saçlarına dokunacaksın. Peki sen kazanırsan ne istiyeceksin?" memnun ifademle gülümsedim.
"Ben kazanırsam barda bu gece benim seçtiğim bir kadına, twerk yapacaksın." dedim gülmemek için dudaklarımı büzerken.
"Orospu!" dedi neredeyse tıslayarak.
"Pisleşme istersen şekerim. Hem kurtulacağımızın garantisi yok değilmi?" dediğim anda rahat bir soluk bıraktı. Benim kaybedeceğimi sanıyordu anlaşılan.
Başparmağımı son kez sağa sola hareket ettirip olağanca hızımla öne doğru çektim.
"Hassiktir! Lanet girsin, çok acıdı lan!" acı ile ufak çaplı feryat koparınca Ercü'nün,
"Ne oldu kız?" diyen panik dolu sesini duydum.
Parmağımı ovuşturup acısını gidermeye çalıştım.
"Kız cevap versene zilli!" diye sesini yükseltince iki elimi de havaya polise teslim olan kanun kaçakları gibi kaldırdım. Tabi sol elimde sallanan kelepçeye iri iri açılmış gözlerle bakarken
"Parmağınımı çıkardın manyak karı."
"Telaş yapacak birşey yok canımcım. Küçükken ağaçtan düştüğümde çıkmıştı. Sonrasında da birkaç kez çıktı. Acımıyor yani. Hem kendim geri takabikiyorum." dedim açıklama yaparak. Yüzündeki rahatlamış ifadesiyle gülümserken tekrar suratı karamsar bir hal aldı.
"İlay! Mutlulukla üzüntü arasında sıkışıp kaldım anasını satayım... Yani bu yapılı heriflerden kurtulduğumuz için sevinsem mi? Yoksa bir kadına kucak dansı yapacağım için kahrolsam mı bilemiyorum." dedi
"Merak etme zaten dans edeceğin kadını ben seçeceğim. Güzel bir kadın seçerim sana." dedim teselli olmayacağını bildiğim halde.
"Sende tokmakçılığa iyi alıştın ha. Gördüğüne karı ayarlıyorsun." dedi. Moralimi bozmak isteğini anlasamda
"Madem benim hakkımda böyle düşünüyorsun seni bu yapılı heriflerin yanında bırakabilirim. Sürekli popolarını dikizleyip durdun zaten." dedim. Önce öne çektiğim parmağımı hafif büküp gerine girmesini sağladım. 'Ah' işte en can yakan kısmı buydu. Acıyan bileğimi ovalamaya devam ettim.
"Hah. Sanki sen farklıydın. Adamla gözlerimizin önünde bakışarak seviştin resmen. Doğru söyle kız ıslandı..." derken ayağına tekmeyi geçirdim.
"Zevzek zevzek konuşmaya başladın yine." dediğimde ayağa kalkmıştım.
"Herşey iyi güzelde. Benim kelepçeler ne olacak bayan çok bilmiş?"
"Eğer etrafına birazcık olsun baksaydın, o manyak herifin cebindeki anahtarları düşürdüğünü farkederdin tatlım." derken eğilip sandalyenin ayağının dibindeki anahtarı aldım. Önce kendi elimdeki sonra Ercüment'in elindeki kelepçeleri açtım.
Zemin katta olduğumuzu biliyordum, yinede önemli olan dışarıda birilerinin olup olmadığıydı.
Pencereye yaklaştığımızda arkası dönük halde telefonla konuşan cüsseli adama baktık. Bir hayli uzakta görünüyordu. Eğer yeterince sessiz olursak bizi farketmeden kurtulurduk.
"Adam süper. Kesinlikle bu adam yatakta harikalar yaratıyordur." dedi.
"Adamın sadece arkasından bakmaklamı anladın performansını?" dedim sessiz konuşarak.
"Tecrübe derler buna canımcım." dedi sessizce.
"Biran önce sevgili bul sen. İyice azdın!" derken önce çantamı aldım ardından, pencereye tırmandım. Adamın hiç bizim olduğumuz tarafa bakmamasını fırsat bilerek kendimi dışarı attım. Binanın etrafı yüksek olmayan duvarlarla çeviriliydi, Ercüment'de pencereden atladığında adamın ters istikametinde koşup duvardan atladık.
Ana yola çıktığımızda hala arkamızı kontrol ederek koşuyorduk.
Neredeyse hiç araç geçmezken telefonumu çıkartıp taksi çağırdım.
Bu gün yorucu ve saçma bir gün geçirmiştik. Eve gidip hayvan gibi uyuyup akşamda barda gönlümce eylenip bu günün acısını çıkartacaktım. Tabi önce bir güzel karnımı doyurduktan sonra.
Lavekar...