İçeriğe geç

Kayıp duygular

Bölüm 10 · 8 dk okuma

Kayıp duygular

Bölüm 10

9. Bölüm

"Oğluşum... Paşamm... Ne zaman döneceksiniz? Ben seni çok özledim." dedim hasretle. Neredeyse 7 gün 11 saattir oğlumla görüşemiyordum.

Uzun bir süre değilmiş gibi gözüksede benim için geceleri ağlama sebebiydi.

Babası iş seyehatine çıkmış oğlumuda yanında götürmüştü. Tabi bu her akşam aksatmadan tekrarlanan masal saatimize engel değildi.

Leyla ise oğluma bakmak için beraberlerinde gidiyordu.

Hey, tabiki oğluma ajanlık yaptırmıyorum. Oğlum biraz geveze, sanırım bana çekmiş.

"Leyla cadalozu biraz daha kalmak istiyormuş anniş. Gelemiyoruz yani." dedi huysuzlanarak. Kıkırdayıp,

"Ama oğluşum, yakışıyormu böyle sözler o minnak ağzına!" dedim sesimi kızgın tutmaya çalışarak.

"Ama onu sevmiyorum. Ben seninle kalmak istiyorum." dediğinde yüreğimdeki sıkışmayı gidermek için derin derin nefesler almaya başladım.

Ne yaparsam yapayım geçmiyordu, hücrelerime kadar acı doluyordum.

Tarifi mümkün olmayan lanet olası acı beni içten içe çürütecekti.

Eğer burada olsaydı haftada iki gün yanımda kalır, koynumda uyurdu.

Lakin şimdi güçlü olma zamanıydı.

"Bir gün benimle kalmaya başlayacaksın bebeğim. Ama biraz sabretmen gerekiyor." dedim. Birgün mutlaka oğlumun velayetini alacaktım. Nasıl olacak henüz bilemesemde.

"Off. Tamam anne. Masal anlatmayacak mısın?" dedi yeni aklına gelmiş gibi heyecanlanarak.

"Hmm. Acaba ne anlatsamm. Hıh, sana iğrenç kurbağanın çamur dansını anlatayım." dedim yine uydurma masallarıma bir yenisini ekleyecektim.

"Kurbağamı? Iyyy!" dedi.

"Ne o beğenemedinmi küçük bey?" dedim

"Sen anlat ben ne olursa dinlerim kraliçem." dedi. Tahmin ettiğiniz gibi 'kraliçem' demesini bende seviyordum. Hatta böyle söylemesi için teşvik ettiğim bile olmuştu.

"Ülkelerin birinde adı Kağan olan bir kurbağa yaşa..." dediğimde Buğranın ikaz dolu "anne!" demesi üzerine, huysuzlanıp,

"...iyi be. Toz kondurma o pi... Ihmm, saygı değer babana!" son anda dilimi tutmayı başarmıştım!

Uydurmasyon masalım bittiğinde zorda olsa telefonu kapatabilmiştim. Telefon kapattıktan sonra gelen bildirim sesi ile tekrar açtığım telefondaki gelen resme hayranlıkla baktım.

Düşünceli oğlum fotoğraf göndermişti.

Altı yaşında ve teknolojiyle iç içe olmak, bunu gerektirirdi.

Dün Canan ile görüşemesek de bu akşam saat 19:30 da, Levent ile boşanmak istediğini konuşurken yanında olmamızı istemişti. Gitmek istemiyordum tabi. Ne gerek vardı ki bizide sürüklemesine. Hem ben o şerefsizi, görmemem gereken vaziyette fazlasıyla görmüştüm.

Zaten yorucu ve sıkıcı bir iş günü geçirmiştim. Sadece yatıp, fosur fosur uyumak istiyordum.

Akşam yemeğini yedikten sonra bulaşığı Ercüment'e klitlemiştim, yinede hala mutfdaktan çıkmaması normal gelmemişti.

Ağır adımlarla mutfağa girdimğimde,

"O ilaç ne için?" dedim elindeki küçük hapı bir bardak su ile yutan Ercüment'e. Bildiğim kadarıyla hasta değildi.

"Hormon için." dedi gayet sakin.

Kaşlarım çatılırken kafamı kuşkuyla yan yatırıp,

"Ne hormonu?" dedim.

"Sende iyice mallaştın ha. Kadınlık hormonu tabiki şekerim." dedi gözlerini devirerek.

"Asıl mallaşan sensin. Neden hormon alıyorsun ki! Ne gerek var!" dedim sinirlenerek.

"Ameliyal olacağım tamammı. Tamamen kadın olmak istiyorum." derken ifadesi ciddileşmişti.

"Seni anlayamıyorum." derken sinirden dudaklarımı ısırmaktan kendimi alı koyamıyordum.

"İstesende anlayamazsın." dedi, sesi soğuk olsada o benim Ercü'mdü. Beni, bile isteye kırmazdı.

"Ne zaman kullanmaya başladın. Farketmemiştim." dedim. Sakinleşmeye çalışırken. Biliyordum ki şimdi üzerine gidersem dahada tersleşecektik.

"Birkaç gün oldu sadece. Merak etme aklım başımda benim." dedi sakinleşmişti. O nun siniri saman alevi gibiydi her zaman. İçinde kopan fırtınaları bilsemde bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim.

Her zaman Fransa'da evleneceğini söyler beni sinir küpüne döndürürdü. Bir gün kadınlarla ilgileneceğini umut ederken ameliyatla kadın olma kararı da nereden çıkmıştı!

"O ilaçların yan etkileri çok biliyorsun değilmi?" dedim sesimi sakin tutmaya zorlayıp.

"Biliyorum tatlım sen kafana takma. Hadi hazırlan Canan'ı bir kez daha ekmeyelim." dedi konuyu değiştirmeye çalışarak.

"Sanki isteyerek ekmişiz gibi konuşma. Hem ben beş dakikada hazırlanırım, sen kendine bak." dedikten sonra yatak odama yöneldim.

Gardrobumun kapağını aralayıp fazla düşünmeden gelişi güzel elime aldığım birkaç parça kıyafeti üzerime geçirdim.

Aynanın karşısında hızlıca yaptığım makyajımla beraber neredeyse 7 dakika içerisinde hazırlanmıştım.

Salona geçip beklemeye başladım.

Dakikalar ard arda geçerken sıkılmış neredeyse isyan edecek noktaya gelmiştim ki Ercüment beyaz pantolonu ve spor beyaz gömleğinin içerisinde, manken gibi poz vererek kırıta kırıta yürümeye başladı.

Makyajı ise her zamanki gibi kusursuz görünüyordu.

"Yine harikayım. Kabul et canımcım." dedi havalı havalı göz kırparken.

"Kesinlikle harikasın. Hadi çıkalım artık." dedim.

Kırmızı woswosumuz tüm şirinliğiyle bizi bekliyordu. Ercüment'in söförlüğü iyi olsada bana araç kullanmayı öğretmek istemiyordu. Fazla kabiliyetsiz olduğumu ileri sürüp olası kazalara mahal vermemek istiyormuş!

Yaklaşık 10 dakikalık yolculuğumuzun ardından buluşacağımız kafenin park alanına giriş yapmıştık.

İçeri girdiğimizde Canan tek başına masaya kurulmuş somurtuyordu.

"Selam şekerim." deyip şenşakrak görünmeye çalışan Ercüment'i, farkettiğinde gülümsemeye çalışsada başarılı olamamıştı.

"N'aber aşkzede." dedim alay ederek.

Gözlerini devirip,

"Birgün sende aşık olursan emin ol seninle çok pis dalga geçeceğim." dedi kızgın gibi görünmeye çalışarak.

"Amam aman. Allah korusun. Henüz kafayı yemedim." dedim masaya elimin tersiyle vurarak.

"Ne içiyoruz şekerler." dedi Ercüment.

"Henüz spariş vermedim. Sizi beklemiştim. Zaten şimdi Levent'te gelir." dedi sonlara doğru sesi alçalarak.

"Biraz içim kıyıldı. Hmm. Söyle kocabir dilim çikolatalı pasta alayım, yanında da kahv..." sözümü Canan'ın delici bakışları bölerken boğazımı temizleyip,

"...yani meyve suyu alayım." deyip sustum.

"Bence meyveli ye." Ercüment'e gözlerimi kısarak sessizce

"Kes sesini!" derken, Canan meraklanıp

"Neden?" dediğinde Ercüment'in boşboğazını tutmasını umuyordum!

"Şekerim o çikolata yediğinde hormonlarını zapdetmekte zorlanıyor. E tabi sexs yapmadığı zamanda rahatlayamadığı için gergin oluyor.

E malum buradan sonra bara geçeceğiz kendinide rahatlatamaya..." dedi. Gıcık! En sinir bozucu olansa haklı olmasıydı. Çikolata hormonlarımı ayyuka çıkarıyordu. Yinede çikolatadan vazgeçemezdim.

Canan gülümserken,

"Kesseni artık! İştahımızı kaçırıyorsun!" dedim kaşlarımı kaldırarak uyarırcasına.

Canan gülmeye başladığında yanımıza gelen garsonla sessizliğe bürünüp sparişlerimizi verdik.

Garson 20-25 yaş arasındaydı. Elindeki küçük deftere istediklerimizi yazıp, arkasını dönerek yanımızdan uzaklaşırken,

"Ne kadar biçimsiz kalçaları var! Spor yapsa belki düzelir." deyip garsonun vücudunu değerlendiren Etcüment'e, ikaz dolu bakışlarımı gönderdim.

İşaretimi anlamış olacak ki ağzına fermuar kapatma işareti yapıp sustu.

Çok değil sadece iki hafta önce girdiğimiz kafede Ercüment, garsonun poposuna şaplak attığı için kapı dışarı edilmiştik. Özür dilerken bile "sıkı görünüyordu, göründüğü gibimi diye kontrol etmek istemiştim. Hem ne olacak dokunsam, eskiyecek değil ya!" demişti. Çevredeki insanların bakışlarından rahatsız olup sanki Ercüment'i hiç tanımıyormuş gibi dışarıya kaçmıştım.

Eğer Ercü ile dışarı çıkıyorsanız başınıza gelecekleri göze almalıydınız.

"Kızlar annem sizi yarın yemeğe bekliyor." Canan'ın pat diye söylediğiyle anlamsızca gülümsedim.

"Tatlım bizi neden davet ediyor ki?" dedim.

"Arkadaşlarımı tanımak istiyormuş. Bu aralar sizden sık bahsedince de kim olduğunuzu merak etti."diye kısaca açıklasada, gitmek istemiyordum.

"Desene ananda sen gibi pinpirikli... Neyse, yemekler güzel olduktan sonra neden gelmeyelim şekerim." dedi Ercüment.

"Bana yetecek kadar tatlı varsa benim içinde sorun olmaz yinede... Canan emin misin? Yani bizi ailenle tanıştırmanın iyi bir fikir olduğuna?" dedim, neme lazım ben uyarımı yapayımda.

"Tabiki eminim kızlar. Lütfen kırmayın ben..." dereken dikkatle karşıya bakıp sesinin kesilmesinden Levent denen o adini geldiğini tahmin etmiştim.

Karşımıza sakin adımlarla gelen metal sandalyeyi ağır ağır çekip oturan beti benzi atmış adam bir hayli şaşırmama sebep olmuştu.

Herhalde yorucu bir gün geçirmişti.

"Kız bu adamın yürümeye mecali yok. Haline bak, adam buraya 5-6 kişilik bir gurup sexsden çıkıp gelmiş gibi." kulağımın dibine girip tespitler yapan Ercüment ya haklıydı ya da... Hiç bir tahminim yoktu.

Her halinden bitkin olduğu belli olan adam Canan'ın söze girmesine fırsat vermeden konuşmaya başladı.

"Canan, uzun uzun konuşacak değilim. Aşağılık herifin tekiyim ben kabul ediyorum. Ama bilki başlarda amacım sadece seni dolandırmak olsada sonra seni çok sevdim." dedi.

"Ya Sevilay? O benim arkadaşımdı." diyen Canan, Levent kadar bitkin görünüyordu.

"O senin arkadaşın değildi. Sana değer verseydi benimle beraber olmak için elinden geleni yapmazdı." dedi.

"Demekki elinden çok şey geliyor." dedi Ercüment tek kaşını kaldırıp, neredeyse hesap sorarak.

"Hatamı kabul ediyorum... Boşanırken zorluk çıkartmayacağım. Aldığım ne varsa geri vereceğim... Ne olur affet." dedi başını yere eğerek.

Hani bir his vardı ya... Neydi, altıncı his, hah işte o... Şuan hislerim bu samimiyetsiz adamın bunları içten değil zaruriyetten söylediğini düşündürtüyordu.

Konuşmaları robot gibiydi, ne sesi titriyor ne de yüzünde mutsuzluk ifadesi beliriyordu, yüzünde sadece çaresizlik vardı.

Sınav kağıdını dolu görünsün diye uğraşan tembel öğrenci çaresizliği gibi...

Başını yerden kaldırmayan adamın ceketinin yana doğru açılan kısmından, beyaz gömleğinin kırmızıya büründüğü dikkatimi çekince adamı daha dikkatli incelemeye başladım.

"Affediyorum." diyen Canan, bütün kadınların aşık olunca aptallaştığının bir kanıtı gibiydi.

Önce kayıtsız şartsız güveniyor sonrada, ben seni çok sevmiştim sen neden bana beyle yaptın? diyorduk.

"Teşekkür ederim." derken robotik sesini bozmayan adamın ağzını yüzünü dağıtmak istiyordum.

Kravat olmamasına rağmen gömleğinin düğmeleri boynuna kadar tamamen ilikliydi, kolunun manşetlerini sürekli aşağı doğru çekiştirsede kesik izleri farkediliyordu.

Giderek kuşkulanırken, sessiz kalıp birşey belli etmedim.

Ayağa kalkıp Canan ile el sıkışan adam ağır aksak hareketlerle çıkışa doğru giderken sol bacağındaki hafif aksama da gözümden kaçmamıştı.

Bu adam kesinlikle güzel bir dayak yemişti.

Yaptığım tespitin doğruluğundan emin olup rahatlayarak gülümsedim.

Keşke dayak yerken izleme şerefine nail olabilseydim.

Ne zaman verdiğimizi unuttuğum pasta sparişimin geç gelişine, Canan'ın asık suratından dolayı ses çıkartmamıştım. Yinede cani bakışlarımı göndermektende geri durmamıştım. Bir saate yakındır birşey yememek miğdemi isyan ettirmişti.

"Duydunuz değilmi? Sevilay ayartmış..." diye kendi kendine teskin etmeye çalışırken Ercüment'in

"Şekerim erkekmi kadını siker? Kadınmı erkeği siker?" sorusuyla etrafta bakındım. İnşallah duyan olmamıştır diyerekten.

"Kızım biraz sessiz ol. Attırtacakmısın bizi buradan!" dedim.

"Tamam be, sessiz olurum." dediğinde Canan'a tekrar yöneldi.

"Cevap bekliyorum canımcım?" dedi.

"Erkek kadını. Neden sordun ki?" şaşkın şaşkın.

"Canımcım nedeni şu ki. Erkek istemediği sürece kadın o adamı ayartamaz. Senin kocanın, o orospu arkadaşını sikesi varmış olay bundan ibaret." dedi.

Pastamdan biraz atıştırdıktan sonra

"Her zaman olmasada şuan Ercüment'e katılıyorum. Sen hiç bir kadının erkeğe tecavüz ettiğini gördünmü? Görmemişsindir. Göremezsinde zaten. Kendince Levent'in masum olduğuna inanmak isteyebilirsin, amma velakin o masum değil. Sana boynuz takan ibnenin teki." dedim.

Kadının ne suçu vardı ayol. Kadınlar yaradılış itibariyle zayıf varlıklardı, duygularımıza yenik düşebilirdik. Bu elbette bu Sevilay'ı haklı göstermezdi, ama aldatıldığımızda suçu kadında değil, her kadına yiyecekmiş gibi bakan sevgilimizde, kocamızda aramalıydık. Ve hesabını erkeğe sormalıydık.

"Ee ne yapıyoruz şimdi?" dedi Canan konuyu kapatarak. Anlaşılan kafasını dağıtmak istiyordu.

"Canımcım pastamı bitirmeden şurdan şuraya gitmem." dedim. O kadar para veriyordum niye bitirmeden kalkayım değilmi canım. Birde ziyan olmasın diye yiyordum.

"Tamam o zaman. İlay doymak bilmeyen miğdesini doldursun, sonra beraber bara geçeriz. Merak etme bu gece harika geçecek üzüntülerini unutacaksın bebeğim." diyen Ercüment haklıydı. Yüksek ses beynimizi sikerken düşüncelere dalıp üzülmek mümkün olmuyordu.

Mutlukuklarda yaşama dairdi...

Lavekar....

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.