Orman hâlâ ejderhanın diz çöküşünün yankısını taşıyordu. Toprakta oluşan çatlaklar yavaş yavaş kapanırken, havadaki titreşim dinmemişti. Ela’nın avucundaki işaret sönmüş gibi görünse de içindeki güç susmamıştı. Aren bunu hissedebiliyordu. Eskisinden daha net. Eskisinden daha tehlikeli. Ela dizlerinin üzerinde duruyordu. Nefesi düzensizdi. Parmaklarını kapatmaya çalıştı ama avucundaki karanlık mühür derisinin altında nabız gibi atıyordu. “Geçmiyor…” dedi kısık bir sesle. Aren hemen önünde diz çöktü. “Elini bana ver.” Ela tereddüt etti. “Ya sana zarar verirse?” Aren’in bakışları kararlıydı. “Zaten içindeyim.” Ela yavaşça elini uzattı. Aren avucunu onun avucunun üzerine koydu. Temas anında dünya bir anlığına kaydı. Gözlerinin önünde karanlık bir boşluk açıldı. Bir tapınak. Yıkılmış sütunlar. Ortada siyah bir küre. Ve kürenin içinden yükselen bir ses: “Taşıyıcı uyandı.” Aren irkilerek geri çekildi. Ela da aynı anda nefesini tuttu. “Sen de gördün mü?” diye sordu. Aren başını salladı. “Bu sadece bir işaret değil. Bir kapı.” Ateş perisi huzursuzca etraflarında dolaşıyordu. Alevleri eskisi kadar parlak değildi. “Bu mühür karanlıkla besleniyor,” dedi sertçe. “Işığa ait değil.” Su Elementali göl kıyısında yükseldi. Suyun yüzeyi sakin ama derindi. “Kayıp Büyü ışık ya da karanlık değildir,” dedi. “O dengeydi. Parçalandığında taraflara ayrıldı.” Aren ayağa kalktı. “Yani?” “Yani,” dedi Su Elementali, “Ela yalnızca bir parça taşıyor.” Ela başını kaldırdı. “Diğer parçalar?” Gölge canavarı ağaçların arasından süzüldü. Bu kez daha net, daha belirgindi. “Toprakta. Ateşte. Gölgede. Ve gökte.” Aren kaşlarını çattı. “Gökte… ejderhada mı?” Ejderha başını yavaşça kaldırdı. Gümüş pulları ay ışığında titreşti. Bir adım attı ve devasa başını Ela’ya yaklaştırdı. Ela korkmadı. Ama içindeki güç tepki verdi. Mühür karardı. Bir anlığına ejderhanın gözleri de siyaha döndü. Orman sarsıldı. Aren hemen Ela’yı geriye çekti. “Kontrol et!” diye bağırdı. Ela nefes almaya çalıştı. “Nasıl olduğunu bilmiyorum!” Mühür bir anda genişledi. Karanlık damarlar bileğinden yukarı doğru yayıldı. Ateş perisi çığlık attı. “Durdur onu!” Aren tereddüt etmedi. Ela’nın yüzünü iki eliyle tuttu. “Bana bak.” Ela’nın gözleri bulanıktı. “Karanlık seni kontrol etmiyor,” dedi Aren. “Sen onu kontrol ediyorsun.” Ela’nın kalbi hızlandı. “Ya kontrol edemezsem?” Aren’in sesi alçaldı. “Ben buradayım.” O an Ela gözlerini kapattı. İçine baktı. Orada bir boşluk vardı. Soğuk, derin, sessiz. Ama korkutucu değildi. O boşluğun merkezinde küçük bir ışık kıvılcımı vardı. Kayıp Büyü. Parçalanmış ama ölmemiş. Ela derin bir nefes aldı. Mühür yavaşça küçüldü. Karanlık damarlar geri çekildi. Orman yeniden nefes aldı. Ejderha başını eğdi. Bu kez bir teslimiyet değil… Bir kabul vardı. Aren rahat bir nefes verdi. Ama Su Elementali konuştuğunda hava tekrar ağırlaştı. “Uyanış tamamlandı.” Ela kaşlarını çattı. “Ne demek istiyorsun?” Gölge canavarı yaklaştı. “Artık seni hissedebilirler.” “Kim?” diye sordu Aren. Cevap gecikmedi. Uzakta, dağın zirvesindeki siyah ışık büyüdü. Gökyüzü bir anlığına yarıldı. Ve rüzgâr farklı bir ses taşıdı. Derin. Kadim. Tehlikeli. “Diğer taşıyıcılar,” dedi Su Elementali. Ela’nın kalbi sıkıştı. “Yalnız değil miyim?” “Hayır,” dedi Ateş perisi. “Ve hepsi senin kadar masum olmayacak.” Aren’in yüzü sertleşti. “Bize doğru mu geliyorlar?” Gölge canavarı başını kaldırdı. “Hayır.” Kısa bir duraklama. “Biz onlara gidiyoruz.” Ela şaşkınlıkla baktı. “Neden?” Su Elementali’nin sesi ağırdı. “Çünkü mühürler birleşmezse denge tamamen çökecek.” Aren derin bir nefes aldı. “Ve birleşirse?” Orman sessizleşti. Ejderha kanatlarını hafifçe açtı. Ateş perisi fısıldadı: “Ya dünya kurtulur… ya da yeniden yazılır.” Ela ayağa kalktı. Bacakları titremiyordu artık. Avucundaki işaret hâlâ oradaydı ama daha sakindi. “Peki diğer parçalar nerede?” Gölge canavarı karanlığın içine karışırken son bir cümle bıraktı: “Kuzeyde buzun altında biri. Batıda küllerin içinde biri. Ve gökte… düşmeyi bekleyen biri.” Aren Ela’ya baktı. “Bu bir yolculuk demek.” Ela yavaşça başını salladı. “Bu bir savaş demek.” Ejderha kanatlarını açtı. Rüzgâr sertleşti. Aren elini Ela’ya uzattı. “Hazır mısın?” Ela gökyüzüne baktı. Artık sıradan bir köy kızı değildi. Bir büyünün taşıyıcısıydı. Ve dünyanın kaderi… avucunun içindeydi. Elini Aren’in eline koydu. “Hazırım.” Uzakta siyah ışık bir kez daha parladı. Ve bu kez yalnız değildi.
Bölüm 13
Mührün Uyanışı
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.