Gece her zamankinden daha sessizdi. Rüzgar bile sanki ormana girmeye korkuyordu. Aren ateşin başında oturmuş, düşüncelere dalmıştı. Alevlerin turuncu ışığı yüzüne vuruyor ama içindeki karanlığı aydınlatamıyordu. Son günlerde garip rüyalar görüyordu. Her rüyada aynı şey oluyordu… Bir ses onu çağırıyordu. Derinden, yankılı ve ürpertici bir ses. "Büyü sana ait… Onu neden reddediyorsun?" Aren başını iki yana salladı. O sesi hatırlamak bile kalbini hızlandırıyordu. Tam o anda çalıların arasından bir hışırtı duyuldu. Lina anında ayağa fırladı. Elinde su büyüsünü çağıran mavi bir ışık belirdi. "Bir şey yaklaşıyor." Torin baltasını kavradı. "Eğer gölge yaratıklarıysa bu sefer kaçmayacağız." Ama ağaçların arasından çıkan şey bir canavar değildi. Yaşlı bir kadındı. Üzerinde koyu mor bir pelerin vardı. Saçları kar gibi beyazdı ama gözleri… genç bir savaşçınınki kadar keskindi. Aren kadını görür görmez donakaldı. Kalbi tanımadığı bir şekilde sıkıştı. "Sen…" diye fısıldadı. Kadın gülümsedi. "Demek sonunda buluştuk." Lina şüpheyle sordu: "Kimsiniz?" Kadın bastonunu toprağa vurdu. Hava titreşti. Etraftaki yapraklar havalanmaya başladı. Torin’in gözleri büyüdü. "Bu güç…" Kadın başını hafifçe eğdi. "Ben Seralya. Son Yüksek Büyücü." Aren’in nefesi kesildi. Yüksek Büyücüler yüzyıllar önce yok olmuştu. En azından herkes öyle sanıyordu. Seralya yavaşça Aren’e yaklaştı. "Seni uzun zamandır izliyorum." "Neden?" diye sordu Aren sertçe. Kadının cevabı gecikmedi. "Çünkü içindeki büyü uyanmak üzere." Aren geri çekildi. "Ben büyücü değilim." Seralya’nın bakışları derinleşti. "Hayır… sen sadece bir büyücü değilsin." Kısa bir sessizlik oldu. Sonra fısıldadı: "Sen Kayıp Büyü’nün taşıyıcısısın." Rüzgar bir anda sertleşti. Ateş titredi. Lina şaşkınlıkla Aren’e baktı. "Bu ne demek?" Seralya bastonunu kaldırdı. Havanın içinden ince, altın renkli bir ışık süzüldü ve Aren’in göğsüne dokundu. Bir anda… Aren’in bedeni parlamaya başladı. Gözleri altın rengine döndü. Toprak çatladı. Ağaç dalları eğildi. Torin fısıldadı: "Bu imkansız…" Ama asıl imkansız olan henüz gelmemişti. Aren’in gölgesi hareket etti. Ama Aren kıpırdamıyordu. Gölge yavaşça yerden yükseldi. İnsan şeklini aldı. Ve Aren’e baktı. Aynı yüz. Aynı gözler. Ama tamamen karanlıktı. Lina korkuyla geri çekildi. "O… o da ne?!" Seralya’nın sesi ciddileşti. "Her büyük büyü bir bedel ister." Aren gölgesine bakarken kalbinin buz kestiğini hissetti. "Gölgen… artık senden ayrı." Gölge Aren konuştu. Sesi fısıltı gibiydi ama içinden geçiyordu. "Sonunda özgürüm." Aren bağırdı: "Geri dön!" Gölge sadece gülümsedi. "Ben senin reddettiğin gücüm." Bir anda karanlık enerji etrafa yayıldı. Ateş söndü. Hava buz gibi oldu. Seralya bağırdı: "Aren! Onu bastırmazsan kontrolü ele geçirir!" Ama çok geçti. Gölge Aren elini kaldırdı. Ve ormanın derinliklerinden uğultular yükselmeye başladı. Toprak yarıldı. İçinden siyah eller çıktı. Gölge yaratıkları… Ama bu sefer farklıydılar. Daha büyük. Daha vahşi. Ve tek bir emri dinliyorlardı. Gölge Aren’in dudakları kıvrıldı. "Artık saklanmayacağız." Aren dizlerinin üzerine çöktü. İçinde iki güç çarpışıyordu. Işık ve karanlık. Seralya fısıldadı: "Seçim zamanı geldi çocuk…" "Ya büyüyü kabul edeceksin…" "...ya da karanlık seni yutacak." Tam o anda Lina Aren’in elini tuttu. "Savaş. Ben buradayım." Aren başını kaldırdı. Gözlerindeki altın ışık yeniden parladı. Ve ilk defa… Kendi gücünü serbest bırakmaya karar verdi. Gökyüzü yarılır gibi oldu. Altın bir patlama gecenin karanlığını deldi. Gölge yaratıkları çığlık attı. Ama Gölge Aren hâlâ gülümsüyordu. Çünkü bu daha başlangıçtı. Uzakta, dağların ardında… Devasa bir gölge ayağa kalktı. Uyandırılmıştı. Gölge Canavar. Ve hedefi belliydi. Kayıp Büyü’nün taşıyıcısı.
Bölüm 11
Gölgenin Çağrısı
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.