E ama bu kadarı da ebesinin nikahı yani! Karşımda kurt vardı lan! Tamam güçlüyüm eyvallah da kurtla teke tek nah dövüşürüm. Zaten öyle bir halt yesem bu benim hatam olur. Belki şöyle arkadan gelsem boyun kilidi falan… Ne saçmalıyorum lan ben. Kurt beni tehdit olarak anlamasın diye kurda bakmıyordum ama yüzüm kurda dönükken yavaş yavaş geri çekiliyorum. Yaklaşıyordu… Hay anasının… Kurda kısa süreliğine bakıyorum, ağzından salya akıyordu. Bir ümitle kollarımı havaya kaldırıp yüksek bir ses çıkardım. Belki beni av olarak görmekten vazgeçer diye. Yaprakların üstünde koşan pati sesleri duydum. Kafamı kaldırdım, artık başka çare yoktu. Ya Allah ya bismillah!
Üzerime atıldığı an pençelerinin ağırlığıyla toprağa gömüldüm. Salyaları yüzüme sıçrarken, o keskin dişlerin boğazıma inmesine santimler kalmıştı. Kaçamazdım, bu canavarla mantık yürütemezdim. Dişlerimi sıktım, içimdeki o kırmızı perde bu kez saf bir hayatta kalma dürtüsüyle parladı. Sol kolumla kurdun çenesini yukarı doğru iterken, sağ elimi serbest bırakıp parmaklarımı acımasızca o vahşi göz yuvalarından birine sapladım. Ormanı kurdun acı dolu, sağır edici uluması doldurdu...
Direkt ayağa kalkıp koştum, ormanın çıkışına koştum. Ölecektim lan az önce! Dünya’m… Bana ihtiyacı vardı, onu kurtarmalıyım ama ölürsem onu kurtaramam. Onu geri getirdikten sonra kurda da kuşa da yem olabilirim ama şimdilik hayatta kalmak zorundayım. Kendim için değil, kadınım için. Hem böyle pata küte ormana dalmak ve ağaç aramak biraz aptalcaydı. Sabah olunca ağacı çok daha kolay bulabilirdim. Sonunda ağaçlar azaldı ve ormandan çıktım. Direkt olarak evime koştum.
Hay anasını satayım bu tür boklar zaten hep beni bulurdu. Neyse zaten yarın gidip o Çınar ağacını bulup Griselda’mı geri getireceğim. Eve gelince anahtarımı kapıda duran ayakkabımın içinden aldım ve kapıyı açıp direkt elimi yıkadım. Griselda’nın el yıkama takıntısı yüzünden ben de artık el temizliğime çok dikkat ediyordum. Sessizce odama gittim, üstümü değiştirip yatağıma yattım ve tavana bakarken düşüncelere daldım.
Kocaman ormanda o ağacı nasıl bulacaktım? Bulsam bile Griselda’yı nasıl geri getirecektim? Ayrıca bu aptalların bana yalan söylemediği ne malum? Gerçi bana yalan söyleyemezler. Çünkü eğer yaparlarsa… Yapmışlarsa sonucunu görecekler. Griselda… Benim Griselda’m… Aklıma bir anı geldi…
— Kingsley! Bak! Saçıma boncuk takdırdım!
Griselda heyecanla sınıfa girmişti, her zamankinden biraz daha geç gelmişti okula. 8.30 gibi ders başlamasına rağmen okula en erken geldiği saat 8.21 idi. Genelde 8.23’de okula gelir ve 8.27’de sınıfa girerdi. Şimdi ise 8.29’da girmişti. İki dakika… O iki dakikada ne yaptı? Hmmm… Kantine gitti? Hayır, Griselda kantini fazla kullanmaz. Bazen arkadaşlarıyla gazoz keyfi yapar ve nadiren kahvaltı yapmadığı zamanlarda yemek alırdı. Müdür yardımcısı makyajdan dolayı kızdı? Hayır, bu da olamaz. Eğer müdür yardımcısı yine ona makyajdan kızacak olsa kesinlikle yarım saatten önce gelemezdi. Griselda makyaj yapmayı seven bir kızdı. -arkadaşlarına söylerken duymuştum- Griselda… Her gün makyaj yapmazdı -uyanmaya ve maskarasını çıkarmaya üşenirdi- ama bazen öyle bir yapardı ki resmen müdür yardımcısına meydan okurdu. Bugün makyaj yapmamışsa neden gecikti!? Belki… Belki tuvalete girip saçını düzeltti? Evet, muhtemelen bu. Kesinlikle bu!
Kendi sıramda otururken sırtım onlara dönüktü, sanki bir şeyler çiziyormuşum gibi yapıyordum ama onları dinliyordum.
— Kızım! O kocaman deniz kabuklu boncuk ne öyle!?
Deniz kabuğu şeklinde boncuk mu? Griselda’nın saçında? Ne alaka lan? Neden mavi? Yavaşça başımı çevirip saçına hızlı bir bakış attım. İlk şokumu yaşadım. Bir tane değildi! Tüm saç tutamı bu boncuklarla kaplıydı! Hafifçe onlara doğru döndüm ve boncuklarına baktım. Tam 13 tane!
En üstte düzensiz formda mavi-yeşil bir turkuaz taş yer alırken, hemen altında yuvarlak ve çizgili krem rengi bir deniz kabuğu ile canlı bir turkuaz kurdele figürü bulunuyordu. Şerit aşağıya doğru küçük krem rengi bir boncuk, minik bir beyaz ama içinde altın renginde hilal olan boncuk ve hemen ardından gelen beş kollu küçük kırmızı bir deniz yıldızı ile devam ediyordu. Kırmızı deniz yıldızının hemen altında minik bir gold boncuk sabitleme yaparken, onun altında dikey çizgileriyle öne çıkan yelpaze şeklinde beyaz büyük bir istiridye kabuğu yer alıyordu. Aksesuarın alt kısımlarına doğru ilerledikçe bir turkuaz kelebek, hafif kıvrımlı krem tonlarında küçük bir deniz kabuğu ve belirgin kollarıyla beyaz bir deniz yıldızı sıralanıyordu. Son olarak, alt tarafta oldukça şirin bir turkuaz deniz kaplumbağası figürü, küçük beyaz bir boncuk ve örgünün ucunu sabitleyen koyu renkli kapanış boncukları vardı.
Bu kız resmen denizde olan canlı cansız ne varsa saçına takmıştı! Ama… Her ne kadar itiraf etmek istemesem de yakışmıştı. Bir başkası yapsa kırk yıl “Kanka bu az olmuş saçına denizi koy” diyerek dalga geçeceğim şeyi Griselda yapmıştı. Bu kız benim ölümüm olacak. Griselda ile göz göze geldik. Ne kadardır bu kıza bakıyordum!? Hemen gözlerimi çekip tekrar ona sırtımı döndüm. Konuşmalarını dinledim.
Griselda
— Ama çok güzel oldu! Hem daha dün kuaförde yaptırdım! Kızlar, benim bir fikrim var.
Biraz geriye yaslandım, sadece onu daha iyi duyabilmek için.
— Sadece ben bakın sadece ben bu boncuğa tam 60 dolar ödedim! Evet, bir boncuk takımı için deli para. Ama zengin bir mahalleye kurarsak ve günde sadece 10 tane taksak günlük gelirimiz 600 dolar. Harcanan tüm boncuklar 20 dolar desek 580 dolar. Bu da dört kişi yaparsak günlük 145 dolar anlamına gelir. Haftada 5 gün çalışsak…
Biraz durakladı sonra gözleri parlayarak söyledi.
— Haftalık 725 dolar! Yani bir ayda… 2.900 dolar! Kişi başı düşen para!
Ah, benim hayatı toz pembe gören aşkım. Ah, benim matematiğini sadece işine gelince kullanan aşkım. Dükkan kirası ne olacak? Ayrıca günde 10 kişinin bunu yapacağı kesin mi? Elbette değil. Zengin bir mahallenin dükkan kirası da boncuk fiyatı da “deli para” olacaktı. Ayrıca o kadar zengin olan biri çok daha ünlü bir kuaföre giderdi. En azından heveslenmişti. Onun hevesini kırmak istemiyorum. İstediği dükkanın kirasını önceden öğrenir onlar fiyat konuşmadan önce asıl fiyatın yarısını söylemesi için dükkan sahibini ikna ederdim. Çünkü yarısı ben ödeyebilirim. En azından hevesi kırılmazdı. Ben bunları düşünürken Naomi’nim gülme sesi odayı doldurdu. Gülüşü bile bildiğin zorbalıyordu.
— İyi de kanka sen bırak saça boncuk takmayı boncuğu bile doğru düzgün tutamazsın! Kimse sana gelmek istemez! “Sen” diyorum çünkü eğer böyle bir şey yapacaksan ben en baştan yokum. Bunu bil. Ayrıca kira ne olacak?
Götüne… Derin bir nefes aldım, yan gözümle Griselda’ya baktım tüm neşesi yok olmuştu. Başka bir şey söylemeden yerine oturdu. Onu o halde görünce çenemi de yumruklarımı da sıktım. İçimden “seni ne ilgilendirir Naomi!? Sen sanki çok mu iyi boncuk takacaksın!?” diye bağırmak geldi. Griselda’mı üzen, onun modunu düşüren herkesi ben de Dünya’dan düşürmek istiyorum!
Saate baktım, saat 8.35. Ders başlamıştı ama bizim hoca hâlâ yoktu. Acaba ders mi boştu? Tanrım, lütfen ders boş olsun! Bu Emma’nın kaprisini çekmek istemiyorum!
Gözlerim Griselda’ya kaydı. O kocaman deniz kabuğu şeklindeki boncuğu bile artık üzgün görünüyordu. Naomi… Hepsi onun suçu! Aptal kız! Hemen gözlerimi geri çektim, Griselda fark ederse bir de benimle uğraşmasın. Kafasına bir de bunu takmasın. Yavaşça kendi önüme döndüm, sonra kızlar neredeyse tüm ders boyunca tartıştılar.
Bu anı aklımdan geçerken hem sevgiyi hem de öfkeyi aynı anda hissettim. Gözlerim ağırlaşıyordu. Yavaşça gözlerimi kapattım. Artık anılarda yaşamayacaktım. Yarın sabah… Yarın sabah aşkımı geri getirecektim…