İçeriğe geç

Kayıp Aşkım

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Kayıp Aşkım

Bölüm 2

Kış Uykusundan Uyanış

Alarmımın sesiyle gözlerimi açtım. Saat tam 22.00 idi. Alarmımı kapattım, pijamalarımı giydim. Tam da tahmin ettiğim gibi yan odadan hafif televizyon sesi geliyordu, annem televizyon izliyordu. Ev terliklerimi giyip mutfağa gittim. Tam o sırada annemin teyzemle telefonda konuşmasını duydum. “Başım ağrıyor” diyordu. Ah, canım annem benim. Onun için yeşil çay yapmaya başladım. Çayın demlenmesini beklerken telefonumu yanıma almayı unuttuğumu fark edip gidip telefonumu aldım. Birkaç dakika sonra çayı kontrol ettim, çay hazırdı. İki bardağa çay doldurdum. Sol bardağı siyah, sağ bardağı beyaz aldım ve çayı doldurdum. Anneciğim, umarım beni affedersin. Ama haberin olsaydı asla izin vermezdin, bu yüzden mecburum.

Sol tarafta olan siyah bardağa uyku hapı attım. Biraz karıştırıp dış görünüşünü kontrol ettim. Ne yani? Benim kadar uykusunu seven birinin gerçekten erken kalmasını doğal mı buluyordunuz? Hem anneme söylesem bana asla izin vermezdi. Buna mecburum. Neyse zaten başı ağrıyordu, onun için de iyi olur bu uyku. Kadın kendine gelir en azından.

Oturma odasına gittim, kapıyı açtım. Annem teyzemle olan sohbetini çoktan bitirmiş telefonunu bir kenara koymuş televizyona bakıyordu. Elimde olan çayları görünce gülümsedi.

— Benim güzel kızım büyümüş de annesine çay mı yaparmış? Ellerine sağlık, güzelim.

Anneme gülümsedim ve karşısındaki koltuğa uzatıp ona siyah kupayı uzattım.

— Geçerken teyzemle konuştuğunu duydum, başının ağrıdığını söylediğini duydum ben de anneme güzel bir çay yapayım sinirlerini yatıştırır dedim. Güzel olmuş mu?

Annem çaydan birkaç yudum içti ve bana baktı.

— Ellerine sağlık, pek de güzel yapmışsın.

Anneme gülümsedim, kendi çayımdan bir yudum aldım. Esnedim, sonra bir daha ve sonra bir daha. Annemin yan yan baktığını görünce sırıtarak söyledim:

— Bugün okul çok yorucuydu. Gelir gelmez uyumama rağmen yine uykum geldi. Anne, küçükken ben uyuyamadığımda senin yanına yatardım. Hatırladın mı?

Annem gülümsedi, maziye gitmişti.

— Hatırlamaz mıyım? Gecenin bir yarısı minik bir insan yanıma gelir de “Anne, yanına yatabilir miyim? Korktum.” derdi.

Annem iç çekti, konuyu daha fazla uzatmak istemedim.

— Anne, eskiden olduğu gibi şimdi de beni uyutur musun? Ben uyuyana kadar? Ben uyuduktan sonra gitsen de olur. Lütfen anne?

Yalvarırcasına baktım. Annem gülümsemeye devam ederken ayağa kalktı.

— Hadi gidelim. Ne kadar büyürsen büyü hâlâ benim o minik Griselda’m gibi davranıyorsun.

Annemle birlikte odama gittik, yatağıma uzandım. Annem yanıma, yatağa oturdu ve saçımla oynadı. Gözlerimi kapattım, yaklaşık beş dakika sonra nefesimi kontrollü şekilde yavaşlattım. Çok pis kendimi suçlu hissediyordum, gözlerim kapalıydı ama annemin esnemelerini duyuyordum. Umarım annem beni affeder. Zengin olunca ona yüzük ve bileklik alacağım. Belki o zaman beni affeder. Özür dilerim, anneciğim.

Annemin yanımdan kalktığını hissettim. Kapı kapanma sesini duyunca gözlerimi açtım. Saatimi koluma taktım. On dakika boyunca suçlulukla duvara baktım. Evet, yaptığımın fazla savunulacak bir yeri yoktu ama işte… Saat 22.25 gibi ayağa kalkıp çıkarttığım lacivert tişörtümü ve siyah eşofmanımı tekrar giydim. Telefonumu aldım ve annemi kontrol ettim. Yatağında yatıyordu, annem benim. Uyuyordu. Anneme buruk bir gülümseme ile baktıktan sonra ayakkabımı giydim ve evden çıktım.

Dışarının soğuğu yüzüme vurmuştu, ne ara hava bu kadar soğumuştu? Gerçi ben de salağım herhalde gece vakti neden bir insan dışarıya ceketsiz, sadece bir tişörtle çıkar ki? Neyse şimdi eve tekrar dönemem, kapının açılma sesinden annem uyanırdı. O an fark ettim ki… KAHRETSİN! Anahtarı almayı unutmuşum! Hayır, hayır, hayır. Düşün, düşün, düşün Griselda. Ne yapabilirsin? Ne yapabilirsin?

Aklıma gelen fikirle gözlerim açıldı. Saat sabah altı buçuk gibi eve ekmekle geri dönecektim. Evet, telefonum ile kılıfım arasına sıkıştırdığım para ekmek almaya yetecek kadardı. Anneme de ona sürpriz kahvaltı hazırlamak için ekmek almaya gittiğimi ama anahtarımı unuttuğumu söylerim. Tamam, sabah altı buçuk çok ideal. Bir de annemin bilgisine göre bu gece 12 saat uyumuştum. Eh, 12 saat uyuyan birinin altı buçukta uyanması normaldi.

Bir anda izleniyormuşum hissi geldi, arkama baktım. Hiç kimse yoktu, garip. Hızlı ve seri adımlarla ormana doğru yürüdüm. Saat gece yarısına yaklaştığı için zaten etraf sessizleşmeye başlamıştı. Gruba baktım, en son mesaj benim attığım para emojisi idi. “Ben geldim” diye mesaj yazıp attım. Hayret, görmediler. Ormanın girişinde bekledim. Naomi’den mesaj geldi.

NAOMİ💜

Kanka biz de geldik, ormanın içine doğru yürü. Kingsley’in yine burnu kanadı. Ben onunlayım ama Iris senin için bekliyor. Kahverengi çubukları takip et.

Mesajı görünce biraz garipsedim sonradan hatırladım ki Kingsley’in burnunda damar tıkanıklığı olduğu için bazen durduk yere kanıyordu. Bunu hatırlamak şüphelerimi yok etti ve kahverengi çubuk aradım. Ormanın kuzeyinde bir tane buldum. Bulduğum çubuğun gösterdiği yere doğru gittim. Ormanın biraz derinliklerine gidiyordu ama Iris beni orada bekliyordu. Ağaçlar sıklaştı, yine de takip ettim. Ağaçlar baya bir seyreldiğinde yerde üçgen şeklinde yer işaretlenmişti. Muhtemelen daha önce kazılmış ve sonra üstüne toprak atılmıştı. Başımı kaldırıp baktım. Ağaçların seyrekliği yüzünden yüzüne ay ışığı vuran bembeyaz birini gördüm. Korkuyla baktım.

Saçları, platin ile sıcak dore arasında değişen parlak bir altın sarısı tonundaydı. Saç boyu ise köprücük kemiğine uzanıyordu. Hafifçe uzun oval bir yüzü vardı. Anladığım kadarıyla bu kişi kadındı. Daha iyi görebilmek için o kişiye yaklaştım. Kaşları ince, kavisli ve uç kısımları dışa doğru uzatılmış şekildeydi. Kahverengi, “cat eye” şeklinde gözleri vardı. Bu bizim Iris idi. Onu tanıyınca üstüme bir rahatlık çöktü. Iris’e doğru koştum.

—Iris! Buradayım! Hey! Iris!

Garip, Iris bana bakmıyordu. Sadece yere bakıyordu. Bekle… Ağlıyor muydu o? Neden!? Gözleri dolmuş! Ne oldu lan bu kıza!? Iris’in önünde durdum.

—Iris! Ne oldu lan!? Neden ağlıyorsun!?

Iris bana cevap vermeden ağladı, Iris’e uzanırken bir ağaçta kıpırtı sesi duydum. Hemen geri çekilip sesi duyduğum yere baktım. Ağaç çok yaşlı olduğu için dalları gürdü. Bir şey gözükmüyordu, tekrar ses gelmesi için bekledim ama bir ses gelmedi. Yavaşça ağaca yaklaştım. Sonra kendimi durdurdum, neden yaklaşıyordum ki? Ya bir yırtıcıysa ve üstüme atlarsa? Bu düşünce beni geri çekti. Iris’e baktım, hâlâ ağlıyordu. Yüzüm ağaca dönükken yavaşça geriye çekildim. Iris’e baktım, neler oluyordu?

—Iris, neler oluyor?

Iris’e yaklaştım ama kendimi son anda durdurdum. Onu korkutmak istemiyordum. Tam o sırada kafamın arkasında çok şiddetli bir ağrı -ve sanırım bir insan sesi duydum- hissettim. Başka bir şey algılayamadan dizlerim güçsüzleşti, bedenim gevşedi, gözlerim kapandı. Son hatırladığım şey ise bir insanın konuşma sesiydi.

Bölüm sonu

4 yorum