İçeriğe geç

Kayıp Aşkım

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Kayıp Aşkım

Bölüm 1

Son Normal Gün

Ben, Griselda. Kendimi tanıtmak gerekirse… Okuldaki meşhur “arka dörtlü”den biriyim. Kinsley, Iris, Naomi ve Griselda. Kısaca biz “KING” kardeşler. Genelde bize böyle diyorlar, yani diyorlardı. Duvar kenarı en arkada başımı sıraya koymuş bizimkileri dinliyordum. Bir buluşma hakkında konuşuyorlardı, uyku ile uyanıklık arasında anladığım kadarıyla heyecanlılardı. Kinsley’in beni dürtmesiyle gözlerimi açtım.

— Pişşttt, Griselda. Uyan artık be! Kış ayısı uykusundan uyandı sen daha uyuyorsun.

Başımı kaldırıp ona baktım.

— Ne ya? Ne oldu yine?

— Bak şimdi şu kehaneti gördün mü?

— Ne kehaneti?

— Lan hani var ya ruhlu olan!

— Ne ruhu be? Git, uğraşmayın kızım. Hadi çarparsa senin ex gibi yamuk mu gezeyim !?

Naomi araya girdi, hemen atlardı zaten. Kingsley’in exine pek laf söyletmezdi.

— Abartma be! O kadar da değildi! Hem gözleri yeşildi.

Kingsley, Naomi’ye yan yan baktı. Ama bir şey demedi. Iris her zamanki çekingen tavrıyla konuşmamıza dahil oldu.

— Şey eğer kehaneti yapıp ruhu çağırırsak sonsuz altın elde ediyormuşuz. Ruhu çağırmak içinse…

Biraz sessiz kaldıktan sonra ekledi:

— Dört kişi birleşip gece yarısı ormanda kürekle yeri kazıp bir çınar ağacı yaprağı ve bir tılsımı toprağa gömüp, gömdüğümüz yerin köşelerine oturup ruhu çağırmamız gerekiyormuş.

Biraz düşündüm, mantıksız gibi geldi ama ya gerçekse? Geçen gün de bir arkadaşımız olan Ava ormanda bir define bulup kendine o elmastan yapılma, yakut süslemeli saati alıp okulu bırakmıştı. Tabi bu olaydan sonra okulda herkes bu işlere sarmıştı kafayı. Yani… O büyüklükteki sadece bir yakut bile bir insanın ömrünü geçirmesi için yeter de artar. Eğer gerçek değilse bir şey olmaz öylece gülüp giderdik, anı kalırdı. Ama ya gerçekse… Gerçekse işte o zaman yaşarız. Denemekten zarar gelmez. Sanırım fazla sessiz kalmış olmalıyım ki Kingsley beni dürttü.

— Yine overthink mi yapıyorsun? Ee, ne diyorsun.

Neye güvendiğimi bilmediğim bir özgüvenle cevapladım.

— Geliyorum lan! Yapacağız bunu!

İstemsizce gözüm sağ tarafa kaydı, Alistair ile göz göze geldik. Niye bu bana bakıyordu? Sapık mıydı neydi bu? Ne diye sürekli izliyordu? Hayır yani seviyorsa gelsin yüzüme söylesin böyle bakışmayla film falan mı çekecektik? Belki de onun da gözü çarptığı bir anı yakalamıştım. Neyse ya hoşlansa söylerdi, hemen gözlerimi çektim. Bizim kızlara döndüm.

— Şimdi biz bu gece mi buluşuyoruz?

Hepsi bir anda “evet” diye haykırınca birbirimize bakıp güldük. Naomi haykırırcasına söyledi:

— Tamam lan, biz de zengin olacağız! Bu gece her şey değişecek!

Alistair’in kaşlarını çattığını fark ettim ama ona bakmadım.

— Şimdi ben kış uykuma geri dönüyorum. Uyandıranı bu sefer gerçekten döverim.

Kingsley, bana baktı ve saçımla oynadı.

— Yat, uyu hadi. Hoca bakarsa uyandırırım seni.

Sıraya kafamı koyup gözlerimi kapattım, bizimkilerin konuşmaları bir süre sonra ninniye dönüştü ve uykuya daldım.

Bir dürtülmeyle uyandım. Gözlerimi açtığımda Kingsley’in bana baktığını gördüm.

— Sonunda uyandın. İki saattir seni dürtüyorum.

Uyku sersemliğiyle ona baktım, bizim kızlar gözlerini bana dikmiş bakıyorlardı. Kafamı kaldırıp direkt hocaya baktım. Hoca yoktu, sanırım ders boştu. Lan boş derste uyandırmışlar! Hay şansıma tüküreyim! Ne kadar güzel bu dersi de bağlar kombo yapa yapa uyurdum. Neyse uyandırdıklarına göre bir halt olmuş demektir. Naomi’ye baktım, genelde sohbete atlayıp her haltı A1 Türkçeye indirip o açıklardı. Naomi isteğimi anlamış olmalı ki hemen söze daldı.

— Son dersteyiz, fizik hocası gelmemiş.

Ne bizim Smith nasıl gelmedi, oha. (Emma Smith, bizim fizik öğretmenimizdi ama biz onu fazla sevmediğimiz için genelde soyadıyla sesleniyorduk.) Bu kıyametin alameti olmalı. Başka açıklaması yok. Lan o kadın dışarda olan rüzgar, yağmurla karışık dolu, bilmem kaç derece soğukta bile suda bildiğin yüze yüze okula gelmişti. Deli karı pazartesi sabah ilk ders gelmek için her haltı yemişti şimdi cuma son derse gelmemişti. Neyse gelmesin zaten. O ve onun canı kanı Y kromozomluları. Erkeklere karşı aşırı bir tavizi vardı. Aynı hatayı bir erkek yapsa erkeğe güler, kıza kızar hatta disipline verirdi. Gelmediği daha iyi. Tüm kızlar sevmiyordu o kadını. Düşüncelerim Iris’in sesiyle yarım kaldı.

— Bugün yapıyoruz, değil mi?

Hemen cevapladım:

— Gelmeyen Emma’dan proje alsın!

Bizim kızlar hemen hazırlandılar. Kingsley cevapladı.

— Ben geliyorum. Gece yarısı ormanın girişinde buluşalım.

Çantalarımızı topladık. Saatime baktım, beş dakika kalmıştı. Yine kafamı sıraya koymak üzereydim ki Alistair’i gördüm. Yine bakıyordu. Aslında kötü birine benzemiyor. Pek konuşmadık, asla ilk adımı atan olamam. O da anca bakıyordu zaten. Kafamı sıraya koyup Alistair hakkında düşünmeye başladım. Yani benden biraz uzundu, demek ki boy açısından sorunumuz yok. Kahretsin, satrancı çok iyi oynuyordu. Beni zaten zekâ çekerdi. Ama sadece satrançta iyi diye bir şey olacağı yok. Gözleri düpedüz maviydi gerçi bu biraz ilgimi çekiyordu. Ehe, şey yani… Ne yapayım? Benim de gözüm siyah ama onunkiler gibi değil, onunkiler böyle bulutsuz bir gökyüzü gibi… Ne düşünüyorum ya ben? Sadece bir kez bana bakmış biri hakkında niye böyle düşünüyorum ki? Allah sahibine bağışlasın kardeşim ne diyeyim ya aman. Kendi kendime gelin güvey oluyorum yine.

Tam bunları düşünürken zil çaldı. Tüm gün tembel hayvan gibi yatan ben, bildiğin sıradan fırladım. Naomi gülerken elimi tuttu.

— Sakin ol şampiyon. Zil çaldı zaten, gideceğiz. Yine sırayı devireceksin.

Tanrım… Bir keresinde dersin bitmesine o kadar çok sevinmiştim ki ayağa fırlarken yanlışlıkla sırayı devirmiştim. Ama böyle labutları deviren bovling topu gibi. Offf, ben ve bizimkiler hariç kimse hatırlamıyordur. Yani ben öyle umuyorum. Gözüm Alistair’da kaldı, güldüğünü yakaladım. Gözümü geri kaçırıp Naomi’ye elinden çekiştirerek bahçeye doğru yürüdüm.

— Hadi artık gidelim, daha fazla durmak istemiyorum.

Kingsley ve Iris bizi arkadan takip ederken Naomi ve ben önden gidiyorduk. Neredeyse havaya zıplayacaktım. Bir okul haftası daha bitiyordu. SONUNDA! Merdivenlerden biraz insanları iterek biraz da itilerek bir şekilde çıktık, yaklaşık bir saat sonra evime gelmiştim. Servisle gidip geliyordum. Eve gelince direkt çantamı yere fırlattım, takıntım olan eve gelir gelmez el yıkama kuralımı da yaptıktan sonra üstümü değiştirdim. Lacivert bir tişört ve siyah bir eşofman giyip kendimi yatağıma attım. O kadar hızlı yapmıştım ki annem anca geldiğimi fark edip odamın kapısında günümü sormaya gelmişti. Annemle biraz her zamanki sohbetimizi yaptıktan sonra telefonumu elime aldım. Sonunda bağımlı gibi telefona bakacağım! Derken hayallerim biraz suya düştü çünkü bizimkiler gruba bir sürü mesaj yazmış. Sohbete girip baktım. Salaklar grup adını beğenmeyip “Emma’nın tuvalet terlikleri” koymuşlar. Kadın bir ara okula geç kalmamak için tuvalet terliğine benzeyen terliklerle gelmişti. Grupta saati konuşuyorlardı. En geç 23.30 gibi buluşacaktık. Saat 22.00’a alarmımı kurdum ve biraz telefona baktıktan sonra uyudum.

Bölüm sonu

4 yorum