İçeriğe geç

Kayboluş

Bölüm 8 · 2 dk okuma

Kayboluş

Bölüm 8

Arka Plan-2

Elleri cebinde, şapkası yüzünü kapatacak şekilde ağacın arkasından bakan genç adam, sonunda onu bulabildiğine sevindi.

Yüzünde sadece tebessüm oluştu. Dudakları kıvrılmış bir şekilde, genç kadını izliyordu.

Ona emanetini verme zamanı gelmişti anlaşılan. Uzun zamandır onu aramıştı. Ama hiçbir yurtta adı geçmiyor sanki hiç kayıt olmamış gibi gösteriliyordu.

İsmi değiştirilmişti.

Kucağındaki kırtasiye poşetine sarılan ve çocuklara masumca bakan kadın, tıpkı küçük bir çocuğa benziyordu.

Onun yurttan tanıdığı kişiler genelde kötü yolu tercih etmişlerdi. Kimsesizliklerini intikam alarak ve daha çok hırs kurbanı olarak geçirmişlerdi.

Bu dünyada yalnız hissettikleri kadar, insanları da yalnızlığa mahkum etmişlerdi.

Ama karşısındaki kadın onlara hiç benzemiyordu. Hiç mi nefret beslememişti hayata karşı? Güler yüzle etrafı izlemesi onun için hayli şaşırtıcıydı.

Uzun bir süre o ; kadını, kadında çocukları izlemişti.

Ona annesini tanıma fırsatı verecekti. Ona annesini verecekti. Arabasına doğru ilerledi. Bagajı açarak içinden küçük bir kutu çıkardı.

İçinde, kadın için oldukça önemli parçalar vardı.

Kadın dalmışken ve mahalleli oldukça meşgulken adımlarını binaya yöneltti. Genç kadının dairesinin önüne koyacaktı kutuyu.

Tahmini on dakika sonra eve giriş yapacaktı çünkü.

Saksının yanına dikkatli bir şekilde koydu. Üstünde Ahter'e diye not yazılıydı.

Eğer ismi olmazsa, kargo yanlış yere gelmiş diyerek merdivenlere ya da dış kapıya bile bırakabilirdi kadın. Bundan emin olamadığı için ismini belli bir şekilde yazmış ve dikkat çekici bir yere yapıştırmıştı.

Şapkasını düzelterek içinde tarif edilemez mutlulukla binayı terk etti. Bu mutluluğun sebebi emanetini sağ salim ulaştırmasıydı.

Genç kadına iyi gelmesini umarak , arabasıyla birlikte mahalleyi terk etti.

...

"Ne zaman öğrenecek peki? Bu neden bu kadar normal geliyor ki sana söylesene?

Anlamıyorum bunu hangi vicdansız yapar ya??" dedi annesine karşı.

Sinirden etrafta dört dönüyordu, saç telleri sinirlendiğinde dikiliyordu aynı şu anda olduğu gibi.

Kaç saatten beri kafası karışmış durumda kendince bir cevap arıyordu. Ama bulamadıkça kendine hakim olamayıp sesini yükseltiyordu.

Kadın daha fazla dayanamamış olacak ki " karşında çocuğun yok senin. Karşıdaki annen.

Niye bu kadar kafana taktın anlamadım ki? Senin neyin oluyor bu kadın söylesene?"

Adam sahici olmayan gülüşüyle annesine yaklaştı ve eliyle duvardaki aile portresine işaret ederek

"Sen iste ya da isteme o benim, bizim kardeşimiz." diyerek son noktayı koydu.

Kadın, oğlundan beklemediği tepkiyle içten bir şekilde ürperdi. Kan bağı vardı ve haklıydı. Ama onu daha tanımadan nasıl bu kadar çabuk kabullenebilmişti, anlam veremedi.

Kısa sürse de içinde vicdanı sızlamıştı. Zaten çok geçti. Çok geç değil miydi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.