İçeriğe geç

Kayboluş

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Kayboluş

Bölüm 7

6.Bölüm

Çoğu zaman ailemin neden bıraktığını düşünmüştüm. Belki doğduğumda hastaydım belki de çok fazla yük olmuştum. Bir bebeğin ihtiyacını karşılayamayacak kadar imkanları yoktu. Belki de ölmüşlerdi.

Ne zaman düşünsem karışık bir paradoksa giriyordum ve işin içinden çıkamıyordum.

Bazen ailemin beni bırakma ihtimaline karşı sinirleniyor, nerede hata yaptığımı özellikle çocukken nasıl bir hata yapabileceğimi düşünüp üzüntü denizine giriyordum.

Bazen de ailemin elim bir şekilde öldüğü için hayatta zavallı bir şekilde yalnız kaldığımı düşünüp ağlıyordum.

Benim yaşıtlarım yurtta her gelen aileye bakıp evlatlık olarak alınmak ve aile kavramını öğrenmek istiyordu.

Çoğu zaman aileler sadece keyfine geliyordu, kendi çocuklarına ders vermek amacıyla bizle dalga geçermiş gibi geliyor ve bizi kabullenmezsen gideceğin yer bu izbe yer olur diye tehdit ediyordu. Onlara göre biz, yanlış örnek gösterilen bir araçtık.

Yanlış değildik ama başımızda anne, babamız olmadığı için yanlış olarak gösteriliyorduk. Bunu bize dibine kadar hissediyorlardı.

Çok nadir güzel insanlar vardı. Bayramda veya herhangi bir özel günde bizi ziyaret eden bize küçük hediyeler getiren ve o günlük yalnız hissetmemizi engelleyen kişiler...

Bir çikolataya kanan minik kalbimizi ısıtıyorlardı.

Ben diğer günün aynı geçmeyeceğini anlayabildiğim halde, bazı küçükler her gün onları bekliyordu. Gece yatarken huzurlu uyuyan çocuklar sabah kalktıklarında üzüntü şelalesinde boğuluyorlardı.

Ne kadar anlatmaya çabalasak ta anlayabilecek yaşta değillerdi.

Yurt müdürümüz mutfağı sinema salonuna çeviriyor ve hüzün bulutlarını az da olsa dağıtmayı başarıyordu.

Cidden ona çok şey borçluydum. Borçluyduk. Benim çıkış yaptığım sene yaşı gereği işten ayrılmıştı. Duyumuma göre işten çıksa bile hala yurda uğrar ve çocuklarla vakit geçirirmiş.

Tek katlı bir binada torunuyla yaşadığını da duymuştum. Birbirlerine iyi geldiği ve tam bir anne - oğul ilişkisi olduklarını da söylemişti.

Bunları söyleyen yurdun temizlikçisi Yurdagül ablaydı. Ziyarete gittiğimde anlatmıştı. Hatta böyle bir insanın kırk yılda bir geldiğini de vurgulamıştı.

Yurdagül abla çoğu çocuğa kendini nasıl koruması gerektiğini öğretmişti. Benim ilk senelerimde yoktu. Bize müdürümüz öğretmişti. Çocukların anlayabileceği dilden, bazı fiziksel temasların sevgi değil can yakabileceğini öğretmişti.

Yurdagül ablanın kardeşi böyle bir olay yaşadığı için oldukça titizdi bu konuda. Hatta aile olmak için gelen kişilerin yanına temizlik adı altında girip onları inceliyordu.

Müdürümüz bilmesine rağmen sesini çıkarmıyordu. İkisi de güzel bir ikili olmuştu o senelerde.

Yanlış bir şey hissettiğinde bir şekilde bahane uydurulup gönderiliyordu karşıdaki kişiler.

Benim şansım bu güzel insanların, bize gözü gibi bakan ve koruyan insanların, olduğu bir yurda düşmemdi. Ya da getirilmem.

Nasıl geldiğimi bilmiyorum sonuçta.

Aslında tam olarak bebekken gelmemişim. Hatırladığım kadarıyla üç veya dört yaşındaymışım. O senelerimi tabii ki de hatırlamıyorum. On yaşındayken söylenmişti bana da.

"Abya kenara çekiliymisin kalemleri göremiyoyum"

Okullar açılıyordu kendime birkaç şey almak için gelmiştim ama gel gör ki dalmışım.

Kim kalem reyonunda dalar ki..

"Pardon diyerek biraz arkaya kaydım."

Aynı zamanda Sereninde ilk okula başlama senesiydi. Biraz fazla heyecanlıydı çünkü dediğine göre yeni insanlarla tanışacakmış. Ona göre yeni her bir insan yeni bir oyun arkadaşı demekti.

Ona da süslü kalemlerden en az bir tane almak istiyordum. En çok dikkatimi çeken karpuzlu ve rengi adeta beni al diye karşımda duran kalemi elime aldım.

Belki bundan iki tane alırdım.

Sonuçta kalem kullanmanın yaşı yoktu değil mi? Böyle tatlış kalemler benim de işime gelirdi. Bazen, ders çalışırken, çok dikkatimi dağıtsa da yine de aldım.

Üç tane çizgisiz defter ve iki tane mavi tükenmez kalem aldım.

Lise yılımda yaşadığım kötü bazı sebeplerden dolayı okulu aksatmış ve toparlayamamıştım. Açık öğretimden devam etme kararı alarak, kendi kendime çalışarak mezun olmuştum.

Kendi yaşıtlarımdan bir kaç ay sonra diploma sahibi olmuştum. Yine de benim için diploma almak heyecan vericiydi.

Yurttan çıkınca ve üniversite sınavım da pek iç açıcı geçmeyince tüm hayallerimi ve heveslerimi bir kenara itip açık öğretim fakültesi yazmıştım.

Tek başına öğrenmek zordu ama çalışan biri için bazı güzel, olumlu yönleri de vardı. Sadece hafta sonu sınava girmek benim için olumluydu. İşimi çok etkilemiyordu. Yani izin isteme mecburiyetim olmuyordu.

Hastalandığımda izin kağıdı çıkarmam gerekmiyordu. Proje ve ödev diye bir sistem yoktu.

Tabii ne kadar kendimi kandırırsam kandırayım içimde bir ukde olarak kalacaktı. Belki bir gün, her şeye rağmen örgün eğitim alabilirdim.

Mahalleye girdiğimde ip atlayan çocuklara baktım. Kenarda kendinden yaşça büyük çocuklara bakıp heyecanla ve iç çekerek yeni hayalindeki okul ve arkadaşları anlatan Seren ' e baktım.

Kalbi temiz Seren' im çok tatlı duruyordu. Umarım hayalindeki gibi bir okul hayatı olurdu.

Yorulmuş olacak ki bir an duraksadı. Etrafına bakınca beni görüp bana doğru koşmaya başladı.

"Ahter ablaaa, ben okula başlayacağım" diyerek giriş yapan güzelliğe karşı gülerek baş salladım.

"Biliyorum ablam, hatta sana bir hediye aldım. Bakalım sevecek misin?"

Gözlerini daha çok açarak hediyeyi vermemi bekledi. Küçük bir poşet uzattım. Sade kalem olmaz diye de iki tane sevdiği çikolatadan almıştım.

Kalemi eline aldığında ondan özel bir şey yokmuş gibi baktı.

" Çoook güzeel bu. Hem de yanında çikolatalar da var." Biraz daha yanıma gelip eliyle eğilmem için işaret yaptı.

Eğildiğimde boynuma sarılıp yanağıma küçük bir buse kondurdu. Bu onun teşekkür şekliydi. Dayanamayıp ben de onu öptüm.

Tatlı tatlı güldü. Elindekileri tekrar poşete koyup poşete sarıldı.

Bir çocuğun gülmesi her şeye değerdi.

Mahallede oyun oynayanlar dışında bir de kırtasiye kırtasiye dolaşıp okul malzemesi alanlarla doluydu. Tatlı telaş herkesi sarmış durumdaydı.

Bazıları ise benim gibi koşuşturmayı kenardan izliyordu.

Ben de Seren gibi aldığım bir kaç parça eşyaya sarıldığımı fark ettim.

İçimdeki küçük çocuk hala ölmemişti. Ve onu çok seviyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.