Ellerimdeki hafif sızıyla birlikte musluğu kapattım ve bugünlük işim bittiği için şükrettim. Ne kadar eldiven kullansam da yaralar oluşmuş ve sıcak suyla birlikte kesikler yavaş yavaş açılmıştı.
Bir şirketin mutfağında bulaşıkçı görevlisinden sadece birisiydim. Benimle birlikte birkaç çalışan daha vardı. Ama büyük mutfakta, kimse kimseyle konuşmuyor sadece işe odaklanıyorduk.
Bunun sebebi sadece biz değil patron denilen kişiden de kaynaklanıyordu. Nefes alsak batacak konuma geliyordu bazen.
Allah'tan her zaman denetlemeye gelen kişi o değildi. Aslında bizim patronumuz sayılsa da onunda patronu vardı ama bizi ilgilendirmediği için gidip te araştırmamıştık.
Önemli olan yaşayabilmek için emeklerimizin karşılığını alabilmemizdi. Sistem olarak paralar gününde yatardı. Şirkette tek sevdiğim yön buydu.
Kocaman bir şirkette bulaşıkçı da olsan senin katkıların büyük bir önem taşıyordu. Hiçbir iş aslında gözüktüğü kadar küçük ve önemsiz değildi.
Elimdeki tek kullanımlık eldiveni çöpe attım ve maskemi çıkardım. Sonunda rahat bir nefes alabilirdim.
Tabii şu buram buram yemek kokusu sinmiş mutfaktan çıkarsam iyi olacaktı.
Melek teyzenin yaptığı kremi sürmeyi sürekli unuttuğum için uzun bir azar yemiştim . Aklıma gelen şeyle gülümsedim . Birinin seni düşünmesi ve hiçbir çıkarı olmadan bunu yapması paha biçilemezdi. Evet azar yedim diye sevinen manyak biriydim.
Çantamda krem kutusu vardı her daim yanımda taşıdığım için - ne kadar içi karman çorman olsa da- hatırlatmaya birebirdi. Eve gidince sürer ve dinlenirdim. Krem sürdükten hemen sonra su dokundurmayı sevmediğim için uyumadan önce yapıyordum.
Değişik takıntılardan sadece biri.
Mutfağın en alt katta olması çoğu zaman işime gelmişti. Sebebi ise şirketin bazı organizasyonlarında kapıyı bile bulmak zorken, bulaşık yıkarken bu kalabalık aşağıya inmiyor ve rahatsız edilmiyorduk . Hangi manyak mutfağa girmeye kalkışırdı ki ?
Böyle olaylarla daha önce karşılaşmıştım . İnsanlar bizim çalışmalarımızı küçük görür ve bize sebepsiz yere sataşma hakkını kendinde bulurdu . Garsonlara , temizlik görevlilerine ya da bulaşık yıkan çalışanlara … Yani her zaman olan biz çalışanlara oluyordu .
İşte bu yüzden yukarıdaki kalabalıktan uzak bu mutfağı seviyordum. Bazı zamanlar mecburi olarak yukarıdaki çıkışı kullanıyorduk . Ama her zaman değildi neyse ki .
Benim bugünkü çalışma saatim akşamı bulduğu için bu katta neredeyse kimse kalmamıştı . Depoların ışıkları kapanmış ve ara ışıklar rengini değiştirmişti. Işık değişimleri yapıldıkları malzemeye göre bir nevi tasarruf yöntemiydi.
Kırmızı ,turuncu karışımı olan bu renk gece korkunç bir manzara seyri sunabilirdi insana . Ama yalnız kalmış bir insan çokta etkilenmezdi bence . Çünkü o, çoğu korkusunun üstüne yürüyerek veya koşarak gitmiş olurdu zaten.
Sessiz ve uzun koridorda sessizliğin keyfini çıkarmak istermiş gibi yürüdüm . Bazen kafanı dinlemek için sessizliğe ihtiyaç oluyordu . O sessizlikte senin içindeki kavga eden sesler bir müddet susuyor ve dinleniyordu .
Çoğu insan düşünmek için sessiz ortamı seçerken; ben dinlenmek için seçiyordum .
Sessizliği bozan bir kırılma sesi duydum . Dikkatim dağılırken sesin kapının girişinden geldiğini fark ettim. Kısık kapıyı geçmek için açtığımda biriyle çarpıştım.
Kolumdan çanta düşecekken tuttum ve sinirle soluyan bir kadın gördüm . Benden büyük olduğu hayli belliydi. Kime sinirli olduğu ve neden bu kadar dikkatsiz olduğunu bilmiyordum ama tek düşüncem eve kimseye bulaşmadan gidebilmekti.
Kırılan şeyin bir parfüm şişesi olduğunu gördüm . Kırılan şişenin üstünde biraz kan lekesi dikkatimi çektim. Kadın çantasında bir şey aramaya başlarken kendi çantamın ön gözünden peçete ve yara bandı çıkardım.
İkisini ona doğru uzattığımda yavaşça bana döndü . İlk başta ne yaptığımı anlamamış olacak ki eli çantada kalmıştı ve gözleri elimdeydi. Sonra ‘’Teşekkür ederim ‘’ diye mırıldandı. Belki de yorgun ve stresli bir günün sonundaydı .
Gözleri bana değince bir adım geriye gitti. Yaptığına anlam veremedim. Gözlerinde bir miktar yaş birikti ve yeşil gözlerini kırpıştırdı . Verdiğim peçeteyi elinde sıkmaya başladı ve ‘’bugün niye böyle?’’ dediğini duydum .
Gerçekten sıkıntılı bir gündü anlaşılan . Nasıl yardımcı olabileceğimi bilemediğimden ‘’ her karanlığın ardındaki aydınlığı görebilmen umuduyla’’ diyerek ayrıldım . Bu sözler beni daima ayakta tutan şey olmuştu .
İlerlerken ondan duyduğum son şey özür dilerimdi.
İnsan en çok kendinden özür dilemez miydi zaten ? Ne hata yaparsak ilk biz etkilenirdik ve belki de çıkmaz sokaklarda kaybolmamızı sağlardık . O yüzden özrü kendine dilediğini ve bunu hak ettiğini düşündüm. Kendine yaptığı bir haksızlığa karşı kendine olan bir özür..
🤍🌞🕊🤍🌞🕊
Sabah nedensizce huzursuz uyanmıştım ve gün boyu böyle dolanmamak için kendimi şımartmaya çalışacaktım .
Yani kahvaltımda patates kızartacaktım .
Benim şımarmalarım böyleydi küçük ama yine de huzurlu hissetmemi sağlıyordu . Yurtta her zaman yapılmazdı ama olunca da bayram ilan edilirdi . Çocukçaydı belki ama o havayı hiçbir zaman unutmadım . Hatta unutmak istediğimde söylenemez.
Hatta ben küçükken patates diyemediğim için bir süre komik kişi ilan edilmiştim. Patates yerine papates derdim kimse alay etmezdi ama güldükleri için ve beni kırmak istemedikleri için komik kişi ilan ettiklerini söylemişlerdi. Böylece onlarla birlikte bende gülmüştüm hiçbir zaman kırılmamıştım bana güldüklerinde.
Biz böyle böyle kendimizi büyütmüştük. Yanlışlarımızla ya da hatalarımızla . Ama kimseyi kırmadan dökmeden. Öğreterek ve karşımızdan öğrenerek . Benden iki yaş büyük bir abla gelmiş ve heceleyerek öğretmişti bu kelimeyi.
Artık başka bir arkadaşımızın komik kişi ilan edilmesi gerektiğini söylemişti. Bende heyecanla benden küçüklerin sırasını beklemiştim.
Onların yanlış söylemesi değil de doğrusunu benim öğretmemdi heyecanlanmamdaki sebep .
Ben öğrendikçe, çocukların kelimeleri söyleyemeyişi tatlı geliyordu bana.
Tatlı tatlı peteşe demesi mesela.. Tombul yanaklarını öpmüştüm ve ne istediğini sormuştum peçeteyi göstermişti. Sonrada kısa saçını örerek onunla birlikte yemekhaneye kahvaltıya çıkmıştık.
Her birini özlemiştim.
Ben patatesleri kızartırken poğaça da yapmaya karar verdim birden . Bizimkilerden müsait olanları çağırırdım mesela . Ya da çıkarken bırakırdım . Güzel olurdu.
Dün gördüğü kadın geldi aklıma acaba o da tek miydi? Ben yalnızım dediğim halde kalabalık arıyordum mesela , o da arıyor muydu ?
Neden akşamın sessizliğinde karşıma çıkmıştı ve beni görünce afallamıştı . Dışarıdan kötü mü gözüküyordum ya da zavallı ?
Başımı iki yana sallayarak düşüncelerimi aklımdan çıkarmaya çalıştım. Onu tanımıyordum ve neden değişik şeyler düşündüğümü bilmiyordum.
Neden ikimizi karşılaştırdığımı anlamadım. Sonuçta ikimiz alakasız iki insandık .
Belki de gözlerindeki kırılganlıktı beni çeken ve kendimi orada bir yerlerde görmüştüm. Ellerinin titremesi ve yaralanması geldi aklıma bu sefer . Umarım çok zarar görmemiştir. Çantasında ne aradıysa o sıra eli titriyordu.
Keşke yardım edebilseydim. Belki bu yüzden aklımda kalmıştır.
Kendimi huzursuz eden yine benken galiba bu sefer patateste işe yaramayacaktı.