Gözlerimde sürekli akan yaşı silmek istedim ama dokunduğum an daha çok ağlamama sebep olacağından uzak tuttum ellerimi.
Kalbimin çok kırılgan bir yapıya sahip olduğunu bir ben bir de yakından beni tanıyanlar bilirdi. Animasyon izlerken bile ağlayabilen bir varlıktım ben. Lâkin dışarıda ağlamamaya özen gösterirdim.
İnsanlar ağlayan insanları aciz olarak görürdü çoğu zaman. Öyle olmadığını ve ağlamanın bile ihtiyaç olduğunu biliyordum ama bunun başkasına açıklama gereği duymuyordum.
Şu anda ağlama sebebi tamamen farklıydı ve o yüzden biraz kalabalıkta ağlamış bulunmuştum.
Elimde geçerli bir sebep vardı.
Mutfaktan bir arkadaş soğanları bana kitlemişti. Bir iki tane değil en az on beş tane soğan. Tabii benim gözler bu duruma daha fazla katlanamadı.
Elimde bıçak soğan kesmeye çalışırken bile görmeden ilerliyordum resmen.
Benim görevim olmamasına rağmen nedense kıyamamıştım ona. Hem yorulduğunu hem de patronla konuşması gerektiğini söylemişti.
Belki de izin isteyecekti. Sorunu neydi biliyorum ama sonuç olarak burada ağlayarak iş yapmaya devam ediyordum.
Bulaşıklar yoğun değildi çünkü çoğunu bitirmiştim. Devamını biraz sonra, gözlerim kendi haline geldikten sonra, yapardım.
Biri kolumu tuttuğunda aniden irkildim ama elimdekileri bırakmadım. Aksi taktirde kaza çıkma olasılığı vardı.
"Özür dilerim korkuttuğum için'' dedi başta. Başımı önemli değil dercesine salladım.
" patronla konuşamadım ama başka şeyler öğrendim yanlışlıkla " dedi. Sesinde merak ve tedirginlik hakimdi sanki.
" Ahter, galiba şirketin hisselerini başka biri almış. Bizim patronlar pert gözüküyordu. Tamam, bazen bize karşı serttiler ama en azından kazancımızı zamanında veriyorlardı.
Ben kaç iş yeri değiştirdim. Birbirinden alakasız işlerle uğraştım. Ama daha fazla gücüm kalmadı, ya onlar emeklerimizin karşılığını vermezse. "
Onu anlıyordum. Ben de bir genç olarak bir çok işe girmiştim ya çıkarılmıştım gereksiz yere ya da ben çıkmıştım haksızlıklarına katlanamayıp.
Ama şu an kesin bir şey yoktu. Bıçağı tezgaha koyup ona döndüm. Bulanık gözlerimde pek net göremesem de telaşlı yüzü kendini belli ediyordu.
İçini rahatlatmak için Gülümsedim " Nur, güzelim her şey olacağına varır. Seni çok iyi anlıyorum ama onlar da yeni geldi belki de bizim için en hayırlı patronlar onlardır. Telaş edecek bir şey yok. Kendi canını daha fazla sıkma olur mu? "
Olumlu anlamda başını sallandığını gördüm ama cevap vermek için konuşacağı sırada başka biri gelmiş ve sözünü bölmüştü.
'' Herkes yukarıda toplanmış vaziyette. Yeni patronumuzla tanışma vakti gelmiş o yüzden bizimde gelmemizi bekliyorlar" koştuğundan nefes nefese kalmış ve kafasındaki bonesi bile kaymıştı.
Çocuk, biz ona onay verince tekrar koşarak gitti. Galiba diğerlerine de o haber verecekti.
Elimi iyice yıkadığımdan emin oldum sonra havlu peçeteyle gözlerimi silmeye başladım.
Daha baştan sorun olmaması için hem gözümü açmaya çalışıyor hem de merdivenlerden çıkmaya çalışıyordum.
Nur yardımcı olabilmek adına kolumu tutmuştu.
'' Ben soğanlara karşı bağışıklık kazandım o yüzden seni zor durumda bırakacağı aklıma gelmemişti. Ahter, üzgünüm "
" Sorun yok, altı üstü soğan biraz sonra gözyaşlarım kaçmayı bırakır. "
İkimizde tebessüm ettik.
Bu katın kalabalığı genelde tanınmış kişilerle olurdu ama bu sefer farklılık olarak tüm çalışanlar bir köşeye geçmiş ve biz kalabalığı oluşturmuştuk.
Peçeteyi cebime sıkıştırdım ve mutfağa indiğimde direkt çöpe atmayı aklıma koydum.
Herkesin meraklı gözleri birbirine değiyordu sanki cevabı karşısındakinden alabilecekmiş gibi.
Kalabalıktaki sessizliği yırtacak kadar tok ayakkabı sesi geldi. Adımları sıra sıra önümüzde durarak ilerliyordu.
Bulunduğum tarafa gelmeden önce konuşmaya başladı "Sizden tek istediğim işlerinizi benim işlerime karışmadan yapmanız. Burada kalması gereken burada kalmalı. Yani herhangi bir kulak misafirliğinde duyduğunuz her bir kelime sizde sır olarak kalacak. Önemli ya da önemsiz."
Herkes olumlu olarak baş salladı. Adam hala ona bakan yüzlerde gezdiriyordu gözlerini. Ben ise bir taraftan gözümün daha net görmesini istiyordum bir taraftan da burnumun akmaması için dua ediyordum.
Neden bu kadar etkilemişti soğan beni, bilmiyorum ama dışarıdan biri görse duygusal bir konuşma geçtiği için bu halde olduğumu düşünebilirdi. İstemsizce dudaklarım kıvrıldı.
Kesinlikle çok duygusal bir konuşmaydı.
Benim için sıkıntı değildi. Kimsenin işine karışmak gibi bir huyum yoktu.
Tekrar sessizliği bozan ayakkabı sesi geldi. Bu sefer daha değişikti. Topuklu ayakkabı olduğu için olabilirdi ama neden bu kadar ses çıkardıkları anlaşılmıyordu. Galiba biz beklediğimizden daha fazla sessizlik oluşturmuştuk.
İkisi yan yana gelince hafif bir baş selamı verdiler birbirlerine. Sonra da el sıkıştılar. Samimiyetten uzak gibiydi.
Kadına baktığımda yaklaşık bir kaç gün önce karşılaştığımız ve beni düşündüren kadın olduğunu gördüm. Gözlerinde net bir şey göremiyordum ama ikisi de ciddiyetle etrafına bakıyordu.
Yeşil gözleri ben de durduğunda yine farklılık yansımıştı yüzüne.
Ben de ne görüyor olabilirdi ki?
Belki de beni tanıdığı, geçmişindeki birine benzetmişti.
Ne kadar dik dursa da, ne kadar ciddi duvarları olduğu gözükse de ikidir beni görünce değişiyordu ve anlaşılıyordu bu durum.
Adam sonunda benim olduğum tarafa gelince bize yine göz gezdirdi. Sanki ilk izlenimden bir şeyler anlayacakmış gibi incelemesi saçma gelse de karışamazdım.
Belki de görsel hafızası iyiydi ve bizi toplayarak herhangi bir duruma karşı hazırlık yapıyordu.
Şirket işlerinden anladığım söylenemezdi. Ama önemli durumlarda ya da basit olarak hırsızlık durumlarında çalışanım diyerek binaya giren kişiler olduğunu birkaç kişiden duymuştum. Ve o iş yeri için olumsuz etkilediğini..
Gözleri arkamdaki kişilerden sıra bana geldiğinde sanki vücudu donmuş gibi kaldı. Yavaşça kaşlarını daha çok çattı ve uzun bir süre benim gözlerimde kaldı.
Siyah gözleri benim gözlerimde ne arıyordu bilmiyorum ama tek bildiğim o kadınla yeni patronumun ortak bir geçmişi olduğu ve o geçmişinde beni benzettikleri biri olduğuydu.
Ellerini cebine koyduğunda hala bana bakıyordu. Vücudumu tamamen süzmüyordu aksi taktirde beni taciz ettiğini düşünürdüm. Ama yine de rahatsız oldum ve hareket ettim. Gözlerimi gözlerinden ben çektim. Etrafıma baktım ve ellerimle üstümdeki mutfak önlüğünü sıktım.
Aradığı her neyse ya da her kimse ben değildim.
Kadın, adamın yanına gelerek kolunda hafifçe tuttu ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Sonra arkasını dönmeden '' Herkes iş başına "diyerek seslendi.
Onlar gittiğinde büyük bir curcuna koptu sanki, herkes yine koşuşturmaya başlamıştı.
Buruşturduğum önlüğü serbest bıraktım . Düzleşmesi için hafifçe vurdum . Patronla her karşılaştığımızda bu kadar rahatsız hissedeceksem hiç karşılaşmamayı diledim.
Mutfağa gittiğimde ilk işim cebimdeki peçeteyi çöpe atmak olmuştu . Elimi yıkadım ve kuruladım . Yeni bir eldiven taktım bulaşıkları yıkamaya devam etmek için .
Bugün ruhum daha yorgun hissediyordu kendini. Eve gidince yemek yemeyi değil de bir an önce bu ruh halini daha fazla hissetmemek için uyuma yolunu seçecektim.
Uyku en kaçınılmaz zamanlarda bile kaçmamı sağlıyor ve beni anlık ruh halimden kurtarıyordu . Bazen kabus görsem de gerçekleşmediği müddetçe kalktığımda kendime kolayca gelebiliyordum.
Önemli olan gerçek kabuslarımızdı ve onlar bazen uyuduğumuzda bile gitmiyordu .
Umarım yeni patron ve yanındakiler hepimiz için iyi olurdu . Aksi taktirde benim için de bir kabus başlardı . Kimseyle sorunum yoktu ama bu sorunların beni çekmediği anlamına gelmezdi .
Bugünkü dileğimde sorunların beni bulmaması adınaydı.