İçeriğe geç

Kayboluş

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Kayboluş

Bölüm 2

2.Bölüm

‘’Ahter abla peki anneler neden böyle ?’’ kucağımda bir türlü rahat durmayan Seren’e baktım. Çok hareketli bir çocuktu ve oturunca hareketi kısıtlandığı için diline vuruyordu bu durum . Bitmeyen soruları başlıyor ve merak içinde cevabını bekliyordu .

Aysun abla geçen kahve yaparken ‘’aklında bulunsun cimcime, meraklı bir çocuk kadar tehlikeli bir şey yoktur . Senden bilmediğin şeyler hakkında bile bilgi isterler ve seni yavaş yavaş sömürürler ‘’ demişti ve gülmüştü.

İşte bu yüzden gelecek sorunun devamından korktum biraz. Sonuçta ben annemi tanımamıştım.

‘’ Nasıl yani Serenciğim ?’’

Tekrar bana baktı ve boncuk gözlerinde merakla devam etti ‘’Her şeyi biliyorlar sanki ‘’ eliyle oynamaya başladı ‘’ ben mesela mutfaktan çikolata almıştım ama böyle küçücük ‘’ eliyle minik işareti yaptı .

‘’Sonra ben söylemedim hiç ama o anladı ve çok yersem zararlı olabileceğini anlattı bana . Acaba gizli gözleri mi var ? Ve çoğu kez de ben daha düşmeden ya da yaralanmadan beni uyarıyor dinlemediğim zamanlar yaralanabiliyorum .

Sence nasıl biliyorlar Ahter abla? Yoksa onlar Melek olarak gönderilen gizli kahramanlar mı ? ‘’

Bir müddet sustum. Ben de meraklı gözlerle ona baktım . Bu cevabı bilemezdim ki ben .

Gerçekten de gizli birer kahraman mıydılar ? Çocuklarının düşmemesi için uyarıyorlar mıydı yani zarar görmesini engelleyebiliyorlar mıydı ?

Belki de bu yüzden sürekli yara almış ve sürekli dipleri çekmiştim.

Benim cevap vermemem Seren’in daha da dikkatini çekti . Bu sefer ağır bir soru sordu . Herkese normal gelen ama beni ağırlığın altında bırakan bir soru :

‘’ Peki senin Melekler tarafından gönderilmiş gizli kahramanın nerede ? Belki o bana cevap verir. ‘’

Kucağımda boşluk hissettiğimde Aysun ablanın Sereni aldığını gördüm . Gözlerinde özür diler gibi bir hal vardı . Ona karşı sorun yok dercesine gülmeye çabaladım ama gülemedim.

Mahalleli iki senede benim hakkımda çok şey öğrenmişti. Çoğu zaman yanımda olmaya çalışıyorlardı . Belki de acınası bir halim vardı ve bana acımışlardı .

Galiba yeme isteğim kaçmıştı . İzin istesem ve dinlensem bana iyi geleceğini umarak ayaklandım.

Bugün birkaç aile toplanmıştı ve her zaman ki gibi kendi aralarında dedikodu zamanı - kendi dillerinde ise bilgi alış verişi - yapılmıştı. Kalabalık ortamları bu mahallede sevmiştim beraber yemek yememiz bile benim için paha biçilemez bir şeydi ama bugün tüm hevesim kaçmıştı sanki.

Melek hanım’ a yorgun olduğumu sonra telafi edebileceğimi söyleyerek daireden ayrıldım.

Neden beni bu kadar etkilemişti ki bu ? Yirmi bir yaşında bir kadın olarak artık yalnız olduğumu kaldıramam çok saçma değil miydi ?

Bu kadar aciz miydim ? Aciz olmamalıydım .

Yetimhanede büyümüştüm ama yurt müdürü gayet tatlı bir kadındı . Ne kadar yaşlı olsa da görevi bitene kadar bize gözü gibi bakmış hiçbir eksiğimizi eksik etmemişti.

Bayramlarda özellikle tanıdıklarına haber verir biz çocukları yalnız bırakamamaya çabalardı . Çünkü o da hissediyordu bizi . İstemesek de kırıldığımızı .

Belki de ilk tanıştığımız duygu kırılganlıktı .

O da kırıldığımız yerden toplamaya çabalamıştı .

Beni evlat edinen ailenin , beni almasındaki gerçek sebebi öğrenince de kurtarmıştı . Annemle hiç tanışmamış olabilirdik ama beni koruyan biri olmuştu .

Tabii ya… anlık hissettiğim mutluluk kırıntısıyla hüzünlü yüzüm aydınlandı .

Belki de melekler tarafından gönderilmiş olan sadece anneler değildi . Etrafımızda birçok güzel insan vardı ama ben şuan biraz daha iyi anlamıştım .

Seren bazı şeyleri açıklığa kavuşturmuştu sanki.

Saçma sapan kırgınlıklar yüzünden , beni hiç unutmayan bir topluluğun sofrasından kalkmış ve evi terk etmiştim . Çok büyük ayıp etmiştim.

Geri dönmek saçma mı olurdu ? Yok olmazdı bence . Etrafıma baktığımda dalgınlığımdan fark edemediğim için parka kadar geldiğimi anlamıştım .

Parkın biraz ilerisinde pastane ve karşısında bakkal vardı . İkisine de uğrayarak bize yetecek kadar bir şeyler alsam çok iyi olurdu ve bahane olarak sunsam kimse çakmazdı .

Onlar beni anlamıştır ve sebebe ihtiyaç duymadan kapıyı açarlardı lakin ben boş gitmeye utanırdım. Ya da bir açıklama yapmaya.

Kakaolu pasta ve limonata almıştım. Utanarak kapıyı çaldım ve kapının açılmasını bekledim.

Hacer abla kapıyı açmış ve beni gülümseyerek karşılamıştı. İçeriye girdiğimde Seren koşarak yanıma gelmişti.

‘’Abla yorgun olmuşsun, seni ben mi yordum?’’ diye sevimlice sordu . Bana soru sormadan önce biraz koşturmuş ve bana bebeklerini tanıtmıştı .

Oyuncak bebeklerine çok önem veriyordu ve her geldiğimde tanıştırıyordu . Artık rüyama bile girecek kıvama gelmişlerdi ama her seferinde heyecanla ve saf sevgiyle anlattığı için hiç sesimi çıkarmamıştım . Anlatan memnun dinleyen memnun misali.

‘’ Yok ablam ben kendimi yordum’’ diyerek cevapladım .Evet sürekli olarak kendi iç dünyamla savaş halindeydim ve kendi kendimi yoruyordum . Ruhumu da çürüten kişi bendim.

İnsanı en çok yoran şey zaten kendi savaşı değil miydi?

‘’İlahi abla insan kendini nasıl yorabilir ki , sen o kadar ağır değilsin ki hem ? Babam mesela ağırlık kaldırınca çok yorulduğunu söyler . ‘’

Anlamlandıramadığı için saçma buluyor ve gülerek soruyordu. Gözlerindeki masumluğuyla ve tatlı bakışlarına kanarak ona insanın en büyük yükünün kendi iç dünyası olduğunu ve kaybederse altınca kalabileceğini söyleyememiştim.

Dünyadaki en büyük ağırlıklardan biri şüphesiz buydu. Ama onun bu duyguyu veya varlığı hissetmemesi için dua etmek istedim. Açıklama yapmak yerine ‘’ Yorgunluğu azaltmak için enerji gerektiğini öğrendim ‘’ dedim aynı onun yeni bir şey öğrendiğinde açılan gözleri gibi bakışlar atarak .

Yanına daha çok yaklaşıp ‘’ tahmin et bakalım ‘’ diyerek heyecanı ona bıraktım . Altı üstü pasta almıştım ama mutluluk bazı kişiler için işte bu kadar basitti.

Hımmm diyerek poşeti kontrol etti ama çaktırmamaya çalışıyordu . Kopya çekmenin en tatlı haliydi resmen.

Yanağını okşayarak cevap bekledim .

‘’ Pasta hem de kocaman ‘’

‘’ Evet pasta hem de kocaman ‘’

Bu sefer koşarak büyüklerin yanına gitti ve pasta aldığımı söyledi . Ama sessizce kucağına çıktığı annesinin kulağına yaklaşarak ve fısıldadığını düşünerek ‘’Anne Ahter ablayı ben üzmemişim , çok sevindim’’ diye de ekledi.

Çocuklar büyüklerden daha çok anlayışlı olabiliyordu . İçinde bir yerlerde hissetmiş olmalıydı.

Ben dışarı çıktığımda yemek çoktan yenilmiş hatta sofra toplanmıştı . Koltuğun yanındaki sehpa da streçlenmiş tabak dikkatimi çekti. Bana da tabak ayırmışlardı . Gözlerimin dolmasını engellenmek için hızlıca etrafa bakmaya çalıştım . Göz göze gelme durumunda kendimi tutamayıp ağlayabilirdim.

En azından çay vaktine yetiştiğim ve yanında benim küçükte olsa katkım olması beni iyi hissettiriyordu .

İyi ki pasta almıştım . Çay olduğu için kimsenin meyve suyuna bakmayacağını biliyordum ama bu da ev ziyareti hediyesi olsundu. Başka zaman içerlerdi.

Seren küçük bir dilimden sonra Melek teyzenin yanında uyuya kalmıştı . Annesi onu yatağa götürmüş , geldiğinde ise benimle konuşup bana dert ortağı olmuştu .

Bugün yalnızlığın çokta çare olmadığını bir kez daha anlamıştım .

Hep beraber konudan konuya atlarken bu güzel insanlarla karşılaşmamın bir mucize olduğuna inanmıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.