.. Yeni bölümle karşınızdayımm..
Bu kitabı daha çok sevdim, umarım diğer kitaplarım benden küsmez. 🥺
Diğer kitaplarımı da görmüşmüydünüz? Çok güzeller onlar da..😻
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Parmakları yüzümdeki yaralarda gezinmeye başladığında ne yapacağımı şaşırmışdım. Son söylediği sözlerse tamamen kafamın donmasına neden oluyordu. Nasıl olur da 2 günde bana bu kadar bağlanıyor? Bu yaptıkları neden? Neden bırakmak istemiyor beni? Gerçekten bana ilk görüşde aşık ola bilir mi? Kafamdaki sorulara o kadar dalmışım ki, yüzümdeki yaralarda dudaklarını hiss ettiğimde kendime geldim. Alnımdaki yaradan sonra yanağımdaki yaraya yavaşca dudaklarını bastırdı. Biraz daha eğildiğinde dudağımdaki yaranı öpeceğini anlayıp hemen geri durdum.
"Bu kadar yeter!" Kollarından çıkıp yatağın diğer tarafına gittim. Gözleri çaresizce bana bakıyordu. "Güller için teşekkür ederim ama al diye değil, rengi anla diye öyle demişdim. Ve her şey iyiyse beni evime götürmeni istiyorum. Hem de hemen." Sözlerimi bitirdiğimde gözlerini kapayıp parmaklarıyla burun kemiğini sıktı.
"Başka bir şey istesen olur mu?" O kadar rahattı ki, ve o kadar anlamsız davranıyordu ki, sinrim her geçen dakika daha da artıyordu.
"Olmaz tabiki de! Eve gitmek istiyorum. Bitti her şey. O duruma düşmeme neden olduğuna rağmen beni kurtardığın için ben de seni kurtardım. Artık çık hayatımdan." Sonlara doğru sesim kısılmışdı. Gerkeçten artık sıkılmışdım. Eve gitmek istiyordum. Takıntılı biri olduğu belliydi ve bu beni korkutuyordu. Kurtulmak istiyordum ondan.
Hiçbir şey demeden kalktı ve odadan çıktı. Elimdeki buketi yatağa bırakıp ben de arkasıyca gittim. Ceketini kanepeye fırlatıp mutfak tezgahına adımladı ve bardağa viski doldurub kafasına dikdi. Sonra bir bardak daha. Bir bardak daha.
"Lütfen. Beni evime götürür müsün?" Sesimi duymasıyla bardağı bırakıp viski şişesini kafasına dikdi. Birkaç büyük yudum alıp şişeyi önündeki duvara fırlattı. Aniden yaptığı şeyle çığlık atıp zıplamışdım korkudan.
"Her şeye sahipim. Hem de her şeye." Boğuk sesini duymamla ona döndüm. "İstediğim yeni şeyler olursa onlara da anında sahip olurum." Bana dönüp yavaş adımlarla önüme geldi. Aramızdaki hatrı sayılır boy farkından yüzünü görmem için kafamı kaldırdım. "Peki.. neden sana sahip olamıyorum, hm? Söylesene. Seni o kadar çok istiyorum ki.. Peki neden sana sahip olmama izin vermiyorsun?!" Sona doğru bağırmaya başladı. Öyle çok korkmaya başladım ki, tüm vucudum titriyordu. "Söyle! Neden? Neden benden gitmek istiyorsun? Sana dokunamıyorum, zarar vermiyorum! Sana yaklaşamıyorum bile korkarsın diye, neden bu kadar gitmek istiyorsun benden?!" Bu kez sesi kısılsa da artık çok geçti. Nefes alış verişlerim çokdan düzensiz hal almış ve ciğerlerim daha çok hava için bana yalvarmaya başlamışlardı bile. "Cevap ver bana!" Yeniden sesini yükseltti ve son cümleyi bir kaç kez tekrar ederek üstüme doğru gelmeye başladığında istemsizce geriye adımladım hızla. Sırtım duvara yaslandığında tamamen nefesiz kalmış gibi hızlıca nefes almaya çalışıyordum. Ve bunu fark etmiş olucak ki, sanki tüm sinri uçdu biranda. Yüz hatları yumuşadı. Aradaki 2 adımlık mesafeyi hızla kapattığında korkuyla daha da geri gitmek istedim ama nafile. Sıkışmıştım. Hızlıca beni kucağına aldığında ondan kurtulmaya çalıştım. Yatağa oturup kucağında beni tutmaya çalışarak komodinden astım ilacımı alıp hızlıca dudaklarıma dayadı.
"Şş.. özür dilerim. Özür dilerim.. Nefes al lütfen özür dilerim." Tekrar tekrar özürler dileyerek saçlarımı okşadı. Kafamı geri çekdiğimde ilacı yatağa bırakıp halsiz vucuduma daha da sarıldı. Kendimi tutamadan ağlamaya başladığımda tüm vucudu gerilmişdi.
"Özür dilerim seni korkutmak istemedim. Affet beni kendimi kaybettim. Ağlama malysh yalvarıyorum ağlama. Özür dilerim." Yatak başlığına sırtını dayayıp beni daha çok sardı. Eli ve dudakları saçlarımda geziniyordu. Ve halsiz vucudum nedeniyle hiçbir
şey yapamıyordum. Orda öylece ferah kokusuyla uykuya bıraktım yorgun vucudumu.
~Viktor~
Yönetmem gereken suç imperatorluğunu bir kenara bırakıp kucağımdaki küçük kızımın uykusunun bölünmemesi için yatakda haraketsizce oturmuşdum. Saat 10a geliyordu ve ben onu biraz daha görmek için Sergeye rahatsız etmemeleri için mesaj atmışdım. Belki de bir daha göremeyeceğim onu, belki bir daha hiss edemeyeceğim. Bu yüzden bu anı ne pahasına olursa yaşamam gerek. Kalbimde öyle mutlu hiss ediyordum ki kendimi. Neden bana bu kadar mutluluk yaşatıyor anlayamıyorum. Hakkında bildiğim birkaç şey var, ve 3 gündür tanıyordum onu ama öyle değerli bir varlık haline gelmiş ki, benim için, isterse dünyaları yakarım. Ama istemiyor işte. Kaçıyor benden. Belki de beni hiç sevmedi. Belki de benimle karşılaştığı için çok pişman. Eğer öyleyse anlarım onu da. 3 günde benimle olduğu için yaşamadığı kalmadı. Çok korkmuş olmalı ve bu yüzden benden kaçmak istemesini anlıyorum. Ama ne kadar da bencilce olsa bile bırakmak istemiyorum. Benimle kalsın istiyorum. Çok şey istiyorum belki ama, karanlık dünyama bir ay gibi doğdu. Mutluluğun, sevginin nasıl bir hiss olduğunu anladım ben. Eğer yanımda kalması için birşeyler yapabilseydim hiç düşünmeden yapardım. Kendimi ilk kez böyle çaresiz hiss ediyorum.. Berbat hissmiş..
Kıpırdanıp uyanmaya başladı. Küçük eli omuzlarımda gezindi nerde olduğunu anlamak ister gibi. Sonra boynuma ve yüzüme kadar kaldırdı elini. Dudaklarıma dokunduğunda parmaklarına öpücük konduran dudaklarıma söz geçiremiyordum. Hızlıca elini geri çekti. Gözlerim mavi boncuk gözleriyle buluştuğunda nerde olduğunu anlamasıyla hızlıca kalkdı kucağımdan ve kendini yatağa attı. İstemsizce gözlerim tişörtümün kalçasına toplanması nedeniyle bacaklarında gezindi. Tişörtümü giymiş olması da başka mutlulukdu benim için. Hemen yataktan kalkıp kendisine çeki düzen verdi.
"İyi misin?" Sorduğumda gözlerini elleriyle ovuşturup hızlıca kafasını salladı. Bu tatlı haline iç geçirmemek elde değildi. Şeytan diyor ki, kucağına al sıkıca sar bir daha bırakma.
"İyiyim iyiyim. Şey.." gözleri çekingen halde üstümde gezindi. "Sen? Sen iyi misin? Kendine geldin mi?" Saçlarını parmaklarıyla taramaya başladı.
"Evet iyiyim. Özür dilerim. Ben gerçekten öyle olsun istemezdim." Yataktan kalktığımda bir kaç adım benden uzağa gitmesiyle olduğum yerde kaldım. Çok korkutmuştum onu. Korkunç biriyim ve sevilmeyi hakk etmiyorum.
"Oldu artık. Neyse, ben gideyim." Kapıya doğru adımlamaya başladı.
"Dur bir dakika. Ben götürürüm."
"Götürecek misin gerçekten de?" Kaşlarını kaldırıp inanmıyormuş gibi bana bakıyordu.
"Tabi. Kahval.."
"Öyleyse şimdi gidelim." Daha fazla benimle kalmak istemiyor.
"Peki.. üstümü değişeyim en azından." Giyim odasına doğru gittiğimde gözü üstümde geziniyordu. "Sen de istersen yeni birşeyler giy." Tüm giysilerimi seve seve veririm.
"Bana yalnızca iç çamaşırları almışsın, onlarla mı gideyim?" Kaşlarını çatıp sinirle sordu. Onu öyle düşünmek benim için çok etkileyici ama yalnız iç çamaşırlarıyla o kadar adam önüne çıksa her bakanı öldürürdüm. Aklıma dolan görüntülerle istemsizce kaşlarımı çatmışdım.
"Hayır tabikide. Benim gömleklerim var, sana elbise gibi oluyor zaten. Onlardan birini al." Görüntüler aklımdan çıkmıyordu ve bu beni sinir ediyordu. Ben bile onu iç çamaşırlarıyla görmemişken başkalarının görmesi sinirlerimi alevlendiriyordu.
Giyim odasına girdiğimde arkamdan geldiğini küçük adımlarından duydum. Önüme geçip ellerini beline koydu ve gömleklerime bakmaya başladı. Uzanıp bordo saten gömleğimi, bi de siyah kemeri alıp banyoya geçti.
Üstümü değiştiğimde seslerden oturma odasına gittiğini anladım ama kendisini göremedim.
Hazırlanıp oturma odasına gittiğimde pencerenin önünde su içiyordu. Ve yine de çok güzeldi. Saçlarını bu kez topuz yapmışdı. Beni gördüğünde hemen önden yürümeye başladı.
Beraber arabaya geçtiğimizde bu kez ben kullanıyordum. Yolumuz çok sakin geçmişti. Bir saat gibi arkadaşının evine varmıştık.
"İki gün sonra gideceksin. Görüşe bilecek miyiz?" Sormazsam yapamazdım.
"Evet gideceğim. Ve hayır görüşemeyiz yeterince görüşdük zaten." Acımasızdı. Kemeri açıp arabadan inmek istediğinde kendime engel olamadan kolundan tutup kendime çektim. Yüzü bana döndüğünde düşünmeden dudaklarına yapışmışdım. En azından son kez dudaklarını tatmış olayım. Sinirle geri durdu. Ve sessizce kapluı çarpıp gitti. Arkasına bile dönmeden gitti..
~32 saat sonra~
"Bar güzelmiş. Beğendim de ne için görüşmek istedin?" Lobiye geçip rahat koltuğa oturduktan sonra benle görüşmek isteyen Nikolaya döndüm. Ellilerinin sonunda bana çalışan mafyaydı. Organ mafyası. İyi iş yapıyor diyemem, kendisi bilir, ama bana zararı yok.
"Yeni barımda pakhanı ağırlamak istedim Viktor. Sinirlenme hemen. Hadi güzel vodkalarım var içelim biraz." Garsona işaret verdiğinde elimi kaldırdım.
"Viski alırım." Garson lobiden çıktığında biz ve adamlarımız kalmışdı.
"Ee, Nikolay ne diyeceksen de." Sabırsızca soludum.
"Peki, o zaman konuya geçeyim. Martin Huber. Şu Viyanadaki mafyalardan biri." Dediğinde tanıdığım için kafamı salladım. "İşlerimizin kalitesini takdir ediyor. Son Amerikaya yaptığımız sevkiyatdan sonra benimle iletişime geçti. İş birliği yapmak istiyor ve özellikle seninle konuşmak istiyor. Bu yüzden 2 hafta sonra Viyanada yapacağı baloya seni davet etti." Yan tarafından 2 tane davetiye alıp önüme bırakdı. Göz ucuyla onlara bakıp yeniden lobinin aynadan oluşan duvarına döndüm. Gözlerim ortada oynayan kızlardan ve bir birini yalayanlarda olsa da aklım tamamen başkasındaydı. "Belki yalnız gelmek istemezsin diye 2 davetiye yollamış." Kafamla onayladım. Gason içkileri getirip önümüze bıraktığında Nikolayın adamlarından biri de geldi. Başıyla selam verib Nikolaya döndü.
"Patron, sizinle kalb için konuşan müşteriler gelmişler efendim. 2 kadınlar. Alayım mı içeriye?"
"Aa, o bu günmüydü o ya? Senin için sorun olur mu, küçük bir iş konuşsam?" Bana döndüğünde elimle işaret ettim istediğini yapsın diye. "Al içeriye bakalım."
5 dakika sonra kapıda haraketlenme oldu ve içeriye birileri geldi ama o tarafa dönmüyordum.
"Oo, hoş gelmişsiniz. Ne kadar da güzel kızlar gelmiş lobimize değil mi Viktor?" Bana seslense bile ilgimi çekmediği için dönmedim.
"Aa, pakhan siz de burdaymışsınız." Tanıdık ses duyduğumda kafamı yavaşca kızlara döndürdüm. Tam tahmin ettiğim gibi çalışanım Svetlanaymış. Ve yalnız değildi. Alsu.. Buraya gelmişdi hem de.. Bu yaratıkların içine. Bana bakan mavilerine baktığımda içimde hiss ettiğim tek duygu vardı. Özlem. Özlemişdim..
"Efendim sizde kalb var diye haber vermişsiniz." Svetlana Nikolaya bakıp konuşdu. Benimse odağım tek yöndü.
"Adamlarıma gönderdiğiniz şu bilgilere bakıldı ve evet bende size yardım edecek kalp var. Var da, çok pahalı.." diye iğrenç gülümsemesi odayı doldurmuşdu. "Nasıl ödeme yapacaksınız?"
"Ne kadar istersez öderiz. Tabi, elimizde çok para yok, o yüzden biraz zamana ihtiyacımız ola bilir ama.."
"Nch nch nch.." Nikolay kızın sözünü yarım bırakdı. "Ben gözlemeyi sevmem bebeğim. Bana peşin ödemeniz gerek."
"Ne kadar?" Geldiğinden beri suskun olan küçüğüm konuşdu. Arada sırada bana bakıyordu ama ilgisi konuşmadaydı.
"1 milyon dolar." İkiside duyduklarıyla şaşırdılar.
"Bakın, benim oğlum ölüyor. Gerçekten buna ihtiyacımız var. Biz size 10 000 doları şimdi peşin ödeyelim, gerisini zamanla ödeyeceğiz. İstersez sözleşme de yapalım. Gerçekten ödeyeceğiz." İşte mafyalar böyle iğrençdi. Tabikide Nikolay razı olmadı.
"10 000 hiç yarısı değil yahu." Kızlar çaresizce bir birlerine baktılar.
"Peki.. sizin için bir öneride bulunayım." Öne eğildiğini hiss ediyordum. "Bana 10 000 doları şimdi verin, 20 000 zamanla ödeyersiz ve .. ve parayla beraber şu kız da benim olsun." Dediği şeyle hızlıca ona döndüm. Benim kızımı mı istiyordu bu? Onu bu bara gömerim. Alsu korkarak bir adım geri gitmişdi.
"Hayır hayır, onun bu meseleyle bir ilgisi yok. Sadece benimle beraber geldi. Ne .. ne istersez ben yapacağım."
"Yo yok.. öyleyse razı değilim. En iyisi bayanlar siz gidin ve bana yarın bir haberle gelirsiz şuan meşgulum ve daha fazla zaman ayıramam size." Elini kaldırdığında Svetlananın sözlerine rağmen adamları onları dışarıya çıkardılar.
"Ee pakhan.. daha daha nasılsın?" Sinirle kalkıp çıktım lobiden. Gözlerim onu arıyordu. Sergey anlamış olucak ki, bana nereye gittiklerini gösterdi.
Hemen dışarıya çıktım. Ve sağ tarafımdaki kaldırıma oturmuş ağlayan Svetlananı ve önünde durmuş Alsuyu gördüm.
"Bak, Svet, belki de düşündüğümüz değil. Sadece hizmet etmemi istiyor. Hadi razı olalım." Dediği şeyle sinirlerim daha da alevlenmişdi. Sinirle onlara doğru gittim ve kolunu tuttuğumda korkuyla bana döndü.
"Ne yani ona hizmet etmeye razı mı olucaksın. Aklını mı kaçırdın sen?!" Sinirle konuştum. Kolunu benden kurtarıp bir adım geri gitti.
"Seni ilgilendirmez. Bu bizim meselemiz."
"Yani kendini satacaksın."
"Doğru konuş." Sinirle bir adım daha attığında ben de bir adım daha attım.
"Başka adı yok bunun." Svet daha çok ağlamaya başlamışdı.
"Ne yapa biliriz ki, zamanla ödeme yapacağız diyoruz ve kabul etmiyor." Çaresizce konuşdu.
"Sen de arkadaşının çocuğu için kendini yakmaya hazırsın yani." Dediğimde kafasını eğip omuzlarını silkdi.
"Parayı ben vereceğim." Dediğimde ikisi de hızlıca bana döndü. "Ama bu defa kendini ona değil bana vereceksin."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Hello beybilerrrr..
Bu hafta 2 bölüm yayımladım. Çünküüüü, bu gün yazarınızın doğum günüüüü...😇😇
Bu yüzden bir bölüm daha yayımladım. 🥰
İyi okumalar size.
Yorum ve vote yapmayı unutmayınız tamam mı? Seviyorum sizi güzel okuyucularımmmm...♡♡♡♡
☆💭