İçeriğe geç

Kaudupul

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Kaudupul

Bölüm 6

~6~

6cı bölümle size bi Hellooo..

Oy neler oluyor nelerrr..🤭

İyi eğlenceler aşkolar..❣️❣️❣️❣️

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

~Alsu~

Gözlerimi kısıkca aça bildiğimde nerde olduğumu anlamam uzun sürmedi. Pakhanın odası.

Kolumu kıpırdatdığımda acısıyla o tarafa döndüm. Gördüğüm şeylerle istemsizce yüzümü buruşturmuşdum. Serum yemişdim ve iyiki de bittikden sonra uyanmışım.

Ne kadardır acaba baygındım?

Pakhan nerde? Beni nasıl buldu? O bok çuvaline noldu? Off kafamda partlayacakmış gibi ağrılar vardı. Açlıktantır.

Kalkmaya çalışdığımda o tok sesi duymamla öylece haraketsiz kaldım.

"Uzan, daha iyileşmedin." Sesi tarafa döndüğümde koltukta oturduğunu gördüm. Gözlerini kırpmadan bana bakıyordu. Uyandığımdan beri orada ve sessizce oturuyordu anlaşılan. Haraketlilik hiss ettiğimde hemen yeniden ona döndüm. Yavaş adımlarla kalkıp önümde durdu. Bana yukarıdan bakışlar attıktan sonra yatağa oturdu.

"İyi misin?" Yüzünde mimik oynamasa bile gözlerindeki endişe nerden baksan anlaşılırdı.

"İyiyim. Kolum ve başımda ağrılar var, biracık." Boğazımı temizleyip cevapladım.

"Serum için seni uyutduk. Uyanık olsaydın izin vermezdin." Dediğinde kafamla onayladım. "Yemek hazırlatayım sana." Gözleri biraz daha üstümde gezinip kalktı. Odadan çıktıktan 5 dakika sonra geri gelmişdi. Komodinde telefonum vardı. Neden orda olduğunu bilmiyordum ama uzanıp saate baktım. 01:10. Mesaj ve aramalar da baya çoktu. Ama şuan onlarla ilgilenemem.

"Beni nasıl buldun?" Sorumla yaklaşıp yatağın ayak ucunda durdu.

"Kameralardan baktık. Sonra adamları bulduk. Sonra da seni. Zor olmadı. O itlerin her şeylerini biliyorum. Bu yüzden zor olmadı ama biraz geç oldu." Son sözlerinde bakışları yüzümdeki yaralardaydı. Yüzümde acı hiss etmiyordum ama berbat halde olduğunu biliyordum. Kafamla anladım gibi onayladım. Telefonuna gelen mesajla birkaç saniye telefona baktı.

"Zamanı geldi." Kendi kendine mırıldandı. "Şey, benim şimdi gitmem gerek. Çok önemli işim var. Yemek getirecekler karnını doyur, sonra da biraz dinlen. Suitde sana lazım olucak her şey var, rahat kullana bilirsin. Şurda " parmağıyla giyim odasının önünde yere bırakılmış poşetleri gösterdi "senin için giysiler de var. Bir kaç saate dönerim." Hazırlanmaya başladığında şu iki korumanın konuştukları aklıma geldi. Bunu ona demeli miydim? Beni kurtarmışdı, ben de ona yardım edeyim. Ama o olmasaydı ben bu durumda olmazdım. Peki ya gerçekten bir şey olursa. Sonra kendimi aff ede bilecek miyim?. Sanmıyorum. Belki de yardım edip karşılığında ondan tamamen kurtula bilirim. Giyim odasından hazır halde çıktı. Siyahlar içindeydi. Ve Allah kahr etsin çok yakışıklıydı. "Ben çıkı.."

"Seninle bir anlaşma yapalım." Dediğimde sözleri yarım kaldı ve tüm ilgisini bana verdi.

"Nasıl bir anlaşma?"

"Ben.. Ben orda bazı şeyler duydum. Sana tuzak hazırlanmış. Ben sana tuzağın ayrıntılarını vereyim sen de beni tamamen bırak. Ve bir daha karşıma çıkma." Dediklerimle gözleri kararsız bir hal aldı. Sonra aniden aklına ne geldiyse tüm yüz hatları sinirli halde gerildi.

"Sen rusca anlamazsın, onlar da anla diye ingilisce konuşacak kadar aptal değiller. Ne o, yoksa onlar tarafa mı geçtin? Beni kandıramazsın!" Sesi sinirliydi. Yüzü sinirliydi. Ama gözlerinde kırılmışlık vardı. Eğer böyle bir şey yapmış olsaydım gerçekten bana kırılırdı galiba. Ama bunu nerden çıkardı ki? Neden böyle düşündü anlamıyorum.

"Tabiki de rusca konuştular ama ne yapacağınızı biliyorum. Bak bu anlaş.."

"Ne yapacağımızı bilemezsin!" Sinirle sesini yükseltti. "Bunu onlar bile bilmiyor. Bunu hiç kimse bilmiyor. Bana oynamayı bırak. Eğer onlar tarafı seçdiysen o zaman ben gelene kadar gitmiş ol!" Yüzünü dönüp hızlıca kapıya doğru gitti.

"Vagonlarla sevkiyat yapacaksınız. Hem de kırmızı vagonla yapılacak sizin sevkiyat." Diye rusca çok iyi bir şekilde konuşdum. Aniden durdu. Sözlerimi bitirdiğimde yavaş haraketlerle bana döndü.

"Sen.."

"Evet. Ben sizi çok güzel anlıyorum pakhan. Ve ordakiları da anladım. Sen salak mısın? Eğer onlar tarafa geçmeyi kabul etseydim neden bu haldeydim? Seni tanımıyorum ama bu sana ihanet edeceğim anlamına gelmez. Kabul etmedim diye bu haldeyim ya akıllı pakhan. Anlaşmamızı kabul et. Ben de sana tüm duyduklarımı anlatayım. Ve inan ki, duyduğun bazı şeylerden hiç mutlu olmayacaksın. Ama bu sana çok gerek olucak." Sözlerimi düşünmesi dakikalar aldı. Ellerini rahatca cebine koyup bir iki adım yaklaşdı.

"Seninle öyle anlaşma yapmak istemiyorum. Belki de bana ihanet etmiyorsun ama böyle bir şey istemiyorum. Çünkü seninle planlarım farklı. Yaşarsam dönerim. Ölürsem de gidersin." Bu sakinliği bende onu boğmak isteyi uyandırıyordu.

"Sen ne aptal birisin!" Bağırarak çıktım yataktan. Çıplak ayaklarım soğuk zeminle buluştuğunda tüm vucudum irperdi. Kafam dönmeye başladığında sendelesem de geri oturmadım. Bana yaklaşmak istedi ama bir adım geri gittim. "Yaklaşma! Sana ihanet ettiler aptal! Anlaşmayı kabul et!" Bir daha kafasını olumsuz anlamda salladı. Bu aptallığının karşısında sessizce ona baktım. "Neden? Neden yapıyorsun?" Sessizce mırıldanmalarım duyuldu. Gözleri bir an bile gözlerimden ayrılmadı.

"Bilmiyorum. Bana cevabını bildiğim soruları sor." Diye o da kısık sesle cevapladı. "Şimdi izninle belki geri gelmezsem içimde kalmasın." Sözlerini anlayamadan ona bakıyordum.

"Ne?" Hızlıca adımlar atıp bana yaklaştı ve hiç beklemeden dudaklarıma yapıştı. Dudaklarımdaki dudaklarının baskısı aklımı bulandırıyordu. Çok garip histi. Kalbim daha da hızlandı, ve midemdeki acı daha çok duyulmaya başladı. Dili alt dudağımda gezindiğinde aklım yeni çalışıyormuş gibi ayrılmak istedim. Ama bir eli kafamı diğer eli de beli tutup kendisine yapıştırmışdı. Üst dudağımı yoğunca emmeye başladığında dudaklarımın aradındaki alt dudağına dişlerimi geçirdim. İnleyerek geri durdu ama yüzünde çok memnun hal vardı. Gözlerini dudaklarımdan ayırmadan diliyle dudaklarından gezindi. "Napıyorsun sen ya?!" Göğsüne vurmaya başladım. Çünkü sıkıca sarmıştı beni.

"Aptal!" Diye göğsüne vurup uzaklaşmaya çalışdım. "Ölüceksin aptal!"

"O yüzden.." sesiyle susdum. "Son dileyimi gerçekleştirdim." Bir adım geri durdu. Ve bir adım daha. Yapma bunu, kabul et söyleyeyim seni böyle nasıl bırakıcam.

Bir adım daha.

"Adamlar tuttular. Ve malları başka vagona geçirdiler. Kırmızı vagonda ise parayla tuttukları adamlar var ve sizi öldürecekler. Gardiyan da onların adamı." Sözlerimi bitirip sinirle sağımda komodinde durmuş sürahiyi duvara fırlattım. "Aptal, nefret ediyorum sana!"

"Peki, benim mallarım hangi vagonda malysh?" Kısık sesiyle sordu. Onu cevapsız bıraktığımda devam etti. "Peki, ben de teker teker vagonları açıp bakarım. İlk kırmızıdan da başlaya bilirim, hm ne dersin? Kırmızını çok severim." Ve kapı sesi. Gitmişdi. Salak gitmişdi. Hasta manyak nasıl hala kabul etmezdi anlayamıyordum. Araba sesleri duyduğumda pencereye yaklaşdım. 5-6 siyah araba durdu bahçede. Ve evden çıkan pakhanı gördüm. Allah kahr etsin. Hemen koşarak terasa çıktım.

"Viktor!" Sesimle hepsi bana döndü. Ee napıcakdım şimdi? Vladimir de ordaydı. Her şeyin başında o da vardı ve bunu böyle söyleyemezdim. Aklıma gelenle hemen konuşdum daha fazla bekletmemek için. "Düşündem de. Mavi gülleri daha çok severim." Dediğimde beni anlamış olucak ki, dudakları yavaşca kıvrıldı. Ve hemen koşup odaya geçtim.

Teras kapısına sırtımı dayayıp soluklandım. Kalbim delice atıyordu. Neden bilmiyorum ama ölmesini hiç istemem. Bu kozum da böyle gitti. Şimdi ondan kurtulmak için başka bir şey düşünmem gerek. Elimi saçlarıma attığımda parmaklarıma dolanan saçlarıma baktım. Yıkansam iyi olucakdı. Poşetlere taraf gittiğimde eğilip küçük 2 poşeti elime alıp yatağa oturdum. Poşetlerin içinde bakım ürünleri ve sadece iç çamaşırları vardı. Hem de kırmızı iç çamaşırları. Takıntılı manyak. Ee, giysi nerde? Yine onun giysilerini mi giymem gerekecek? Aptal manyak pakhan, onun giysilerini giymem için giysiden başka her şey aldırmış. Bu kafayla nasıl pahkan oldu hala anlamış değilim. Sinirle elimdekilere baktım. Sütyenin ölçüsünü tam tahmin etmiş olması şaka mı?

"Əgər ölmədən gəlsən, səni özüm öldürəcəm onsuz gicbəsər.*" (eğer ölmeden gelirsen seni kendim öldüreceğim zaten aptall)

Üstümdeki yorgunluktan ve kirden kurtulmam için elimdekilerle beraber banyoya geçtim.

Yemek getirdiklerinde dün gördüğüm kadın da vardı ve benimle çok güzel ilgilendi. Tüm yemekleri pakhan seçmişdi anlaşılan. Asla domuz eti yoktu. Ama her türlü şey vardı. Bir kuş sütü yok diyemeyeceğim, çünkü o da vardı. Güzelce karnımı doyurdum. Hangi yemekten alırsam kafamda dikilmiş kahya olduğunu anladığım kadın hangi etden kullanıldığını ve nasıl hazırlandığını anlatıyordu. Rahat yemem ve iğrenmemem için pakhanın isteğiydi galiba.

~3 saat sonra~

3 saat.. Kocaman 3 saat geçmişdi.

Hala karanlık olsa da bir kaç saate gün doğacakdı neredeyse. Yalan yok, çok endişeliydim. Sıkıntıdan duş aldıktan sonra giyim odasında sonra da suitde birkaç tur atıp her şeyi incelemişdim. Ama suitden çıkma cesareti bulamamışdım kendimde. Neyle ve kimle karşılaşacağımı ve neler diyeceğimi bilmiyordum. Odada kocaman kütüphane vardı. Her türlü kitap vardı. İngilis ve rus dillerindeydiler. Çalışma masasında bilgisayarı açmak istedim ama şifre istediği için çok da zorlamadım. Mutfakta biraz zaman geçirdikden sonra kendimi yatağa atmışdım yeniden. Hiç bir şey düşünemiyordum bile. Neden endişe ediyordum onu bile bilmiyordum.

Yüzümdeki yaralara krem sürdükden sonra yorgana sarılıp uyumayı denedim. Hala üstümdeki yorgunlukdan kurtulamamışdım.

20 dakika sonra bahçeden gelen seslerle hemen doğruldum yerimde. Odanı komodindeki lamba aydınlatıyordu yalnız. Araba seslerinden sonra konuşma sesleri duyuluyordu ama çok uzaktan olduğu için anlayamıyordum ne konuştuklarını. Yatakta yastığa sarılıp beklemeye başladım.

Daha bir 5 dakika geçti. Suitin kapısının açıldığını duyduğumda kalkmak istedim ama saniyeler içinde odanın da kapısı açıldı ve olduğum gibi kaldım.

Önümdeki kılına bile zarar gelmemiş pakhana baktım. Bana öyle bakıyordu ki, sözlere dökmek istesem yapamam. Öyle ılımlı, öyle güzel. Aşık olmuş gibi. Tabi 2 günde tanıdığı bir kadına aşık olacak değil ama, bakışları tam da öyleydi.

Yavaş adımlarla bana yaklaşdı. Artık dayanamadım ve yataktan çıkıp önüne doğru adımladım ben de.

"Nasıl oldu? Vagondaki adamlar size zarar verdi mi?" Sesimdeki endişe nerden baksan anlaşılırdı ve bunu gizleyemedim. Gözleri üstümdeki tişörtünde gezindi ve yüzü memnun hal aldı. Ama saha sonra çıplak ayaklarımı gördüğünde kaşlarını çatmışdı. Bana doğru iki adım da atıp bir şey söylemeden bacaklarımın altından tek kolunu sarıp kucağına aldı vucudumu. Saniyeler için yeniden yataktaydım. Beni yatağa bırakıp kendisi de yatağa oturdu. Yüzüne bakıp cevap bekliyordum heyecanla. Ayaklarımı altıma toplayıp yorganı da bacaklarımın üstüne çektim.

"Ya bir şey söylesene." Heyecanla konuşmama kıkırdadı. Sol kolunu öne doğru getirip elindeki gül buketini bana uzattı. (Medyada.*) Yaklaşıp alnıma öpücük buraktığında neye uğradığımı şaşırmışdım.

"Sayende her şey çok iyi geçti malysh. Teşekkür ederim." Ne diyeceğimi şaşırmış halde öylece ona bakıyordum. Yüzüme dökülmüş saç tutamlarımı kulağımın arkasına sıkışdırıp yanağımı okşadı. "Kak ya mogu otpustit tebya?*" (Seni nasıl bırakırım?)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Nasılsınız güzel insanlar?

Bölümü beğendiniz mi?

Ay bu bölümü diğerlerinden daha çok sevdim bilemedim yani.. İnşAllah siz de sevmişsinizdir..😻😻😻😻

Öpüyorum hepiniziii..

Lütfen oy ve yorum yapmayı unutmayınız..💭☆

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.