6. Bölüm: Orman
Yağmurda yürümek... Özelliklede yanımda sen varken... El ele...
Depoda işimizi bitirdikten sonra Asya ve Yiğit cesedi arabaya geri görürdüler ve kazada öldü süsü vermiş oldular.
Kuzey, Yağız ve ben ise eve gidip odalarımıza çekildik.
✿
Bir saat sonra Asya ve Yiğit'te gelmişti.
Onlar geldikten sonra da yağmur başlamıştı. Yağmuru izlemek için balkona geçip kulağıma kulaklığımı taktım ve müzik dinlemeye başladım.
En sevdiğim müziklerden biri olan Can Ozan'ın Toprak Yağmura şarkısı çalıyordu.
Neredeyse şarkının ortalarındaydım ki omzuna bir örtü bırakılmasıyla irkildim. Başımı arkama çevirdiğimde Kuzey'i gördüm.
Kulaklığımı çıkarttım. Yanıma kenarda duran sandalyeyi çekip oturdu. "Hava çok güzel. Yağmur da yağıyor," dedi. "Yürüsek mi? Ormanda biraz dolaşırız." Diye sordu.
"Olur. Montumu giyeyim." Dedim ayağa kalkarken. Montumu giydikten sonra oda üstüne bir ceket giydı ve evden çıktık. Yağmur çok güzel yağıyordu, rahatlatıcı bir yanı vardı.
Bir anda elimi bir el sardı. İlk önce ellerimize sonra Kuzey'e baktım. Bana bakmayıp direk karşıya bakıyordu.
Yağmurun altında yürüyorduk, el ele. Kuzey ile el eleydim şuan.
Sakin ol Mavi, sakin ol Mavi...
Bu sefer içimden geçirmiştim.
Bende heyecanımı belli etmemek için umursamıyormuş tavrına bürünüp önüme döndüm. Ama çok umursuyorum.
"Bir şey demeyecek misin?" Diye sordu. Heyecanımı bastırmak için derin nefesler alıyordum. "Ne diyeyim?" Diye sordum sesim titreyerek.
"Şuan elini tutuyorum." Dedi sanki çok normal bir şeyi söylüyormuş gibi. "Yoo demeyeceğim." Dedim ama çok şey söylemek istiyorum. Allah'ım sen bana sabır ver, yoksa ben şuraya düşüp bayılacağım.
"Güzel." Dedi ve elimi biraz daha sıkı kavradı, ardında beni bir ağaca yasladı. Ay yok ben ölüyorum. Rüya değil mi bu bir rüya, yoksa kalpten gideceğim.
"Şimdi bir şey diyecek misin?" Yutkundum. "Hayır."
Kekeleme, kekeleme.
"Daha ne kadar zorlayacaksın? Çünkü bir daha ki evre yok." Elimi tuttuğu için uzaklaşamıyordum.
Arkamdan bir çatırtı geldi. Yanlış duymamıştım çünkü Kuzey bakışlarını aniden oraya çevirdi. "Bekle beni burda." Dedi ve tam gidecekken kolundan tuttum. "Beni burda bırakmayı düşünmüyorsun herhalde?" Elini beline atıp bir silah çıkartıp bana uzattı. "Al bunu ve beni burda bekle. Geleceğim şimdi." Onaylamaktan başka bir şey yapamadım.
Kuzey gittikten sonra sırtımı ağaca yasladım ve daha demin ki yaşadığım şeyi sorgulamaya başladım.
Bana yaklaşmaya neden bu kadar meraklı?
Kendi soruma cevap bulamadığım için oflayarak silahı iyice kavradım.
Beş dakika oldu. Bir yere bakmak bu kadar zor olamazdı herhalde.
Arkadan gelen ayak sesi ile aniden oraya döndüm ve silahı doğrulttum. Kuzey'i görünce geri indirdim. Gülüyordu ve elleri arkasındaydı. "Ne oldu, niye bu kadar geciktin ki?" Diye sorduğumda gülüşü büyüdü. Arkasında bir şey tuttuğu belliydi ama sesimi çıkarmadım. Karşıma geçti ve durdu. "Çok güzel bir şey buldum." Dedi gülüşünün arasından.
Bir anda yüzüme doğru bir tavşan tutunca korkuyla geri çekildim. "Bu nerden çıktı?" Diye saçma bir soru sordum. "Çalıların arkasından. Çok güzel değil mi?" Dedi ve tavşanı kendisine çevirip sevmeye başladı. "Kuzey iyi misin?" Şaşırmış halde sorduğum soruyla bana baktı.
Şuan Kuzey Karlıdağ, yani bir seri katil karşımda durmuş tavşan seviyor. Normal bir zamanda görsem dünyanın en iyi adamı olarak görürdüm.
"Evet niye sordun ki?"
"Hiç öyle." Dedim ve elimi tavşana doğru götürdüm korkmaması için yavaş hareket ediyordum.
Tavşanı biraz sevdikten sonra yine bulduğumuz yere bıraktık ve eve gittik.
Yorgun olduğum için hiç düşünmeden üzerimi değişip uyumuştum.
✿
Sabah uyandığımda direk yemeğe oturdum. Akşama kadar her şey günlük rutindi. Herkes ya odasında yada içerde telefonlarıyla ilgileniyordu.
Akşam yine dünki gibi yağmur yağınca Kuzey yine dışarı çıkmayı önerdi. Kabul ettim.
Tavşanı bulduğumuz yere gelene kadar her şey normaldi. Taki arkamızda silah patlayan kadar.
İkimizinde tedirgin bakışları oraya döndü. Kuzey hiç vakit kaybetmeden silahını çıkardı.
Arkamdan bir el kolumu kavrayarak beni çekti. Korkuyla tiz bir çığlık attım. Arkamdaki kimse artık boğazıma abanmaktan acilen vazgeçmeliydi.
"Ya ölür, yada götürürüm." Sesinden tanıyamıyordum.
Kuzey kararmış ve korkak gözlerle arkamda beni sıkıca tutan adama bakıyordu. "Sana bırakacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun Doruk!"
Doruk, düşmanları olan Doruk...
"O zaman ölüyor." Şakağıma sertçe bir silah dayandı.
Hayır... Hayır Kuzey lütfen...
"Dur! Dur tamam indir o silahı!" Ellerinin titrediğini fark ettim. Kuzey karlıdağ benim için korkuyordu. Benim için...
"Götürüyor muyum, öldürüyor muyum?" Net bir şekilde sorduktan sonra neredeyse beş dakika sadece bakıştılar. Kuzey ya plan kuruyordu, yada seçmeye çalışıyordu. "Hadi ama Kuzey sadece bir kızı bana vericeksin. Bu kadar zor olmamalı." Bir sürede bana baktımtan sonra konuştu.
"Götür." Gözlerimin içine bakarak söylerken sesi titriyordu. Niye bu kadar korkuyordu? En fazla ne yapabilirdiki? Öldürmek istese şimdide yapardı, değil mi?
"Güzel. Arkamdan gelmeye kalkarsanız öldürmem sadece 2 saniyemi alır Kuzey. Deneme bile." Cevap vermedi, sadece bana bakmakla yetindi.
Kolumdan sertçe çekti ve beni arkalarda bir arabanın arka koltuğa oturttu. Önü.de Doruk olduğu için Kuzey'i göremiyordum.
Hızlıca ellerimi bağladımtan sonra sürücü koltuğuna geçti ve camı açtı. Açık camdan silahını Kuzey'e doğrulttu ve ayağına sıktı. Kuzey dizlerinin üstüne düşütüğünde bir inleme koptu. "Buda peşimizden gelmemen içindi Kuzey Karlıdağ."
Doruk arabanın gazına yüklendi ve ormanın içindeki yola girdi.
Umarım iyidir...
Bölüm sonu