İçeriğe geç

Katilin İmkansız Aşkı

Bölüm 4 · 11 dk okuma

Katilin İmkansız Aşkı

Bölüm 4

Seçim

4. BÖLÜM: seçim

Düşünsene, sana iki seçenek sunuyorlar. Bir gerçek ölüm, diğen ise ruhsal olum, Hangisini seçerdin?

"Öldüreyim mi, yoksa seni buraya mi hapis edeyim?"

Cevap vermedim, asla da vermek istemiyordum. Birini seçsem gerçekten ölecektim, diğerini seçsem hayatım elimden alınacaktı. Bana yardım edecek kimse yoktu. Çocukların hayatını riske atamazdım, poliside çağıramazlardı çünkü bende bir katildim. Cezasını çekmediğim bir suç vardı üzerimde. Ama eminim duygusal olarak en büyük acıyı çekecektim, çünkü ben gereksiz yere birini öldürdüm. Evet bilmeden yapmış olabilirim ama sonuçta ben yaptım değil mi?

"Eğer ölümü seçersen canın acımayacak,"

Seçemem, bir daha ki dünyada yaptıklanmın hesabını veremem.

eğer buraya hapis olmayı seçersen: arkadaşların ile bir daha konuşamazsın ve artık bu katil çetesinin bir Üyesi olursun."Çok net bir tavirla konuşması canımı yakıyordu.

Burayıda seçemezdim bu benim için işkence misali bir şey olurdu.

Katil çetesinin bir üyeside olamazdım, ben masum insanlan öldüremezdim. Sanki hiç öldürmemişim gibi...

Başka seçenek yok mu?" bıkkın bir ifadeyle sorduğum soruyu onaylamad

"Maalesef başka seçenek yok. Sana bir hafta süre veriyorum, bu bir hafta boyunca burada kalacaksın belki bize alışırsın ve burayı seçersin." Dedi ve yataktan kalkıp kapıya doğru ilerledi. Tam kapıdan çıkacakken durdu "Yemek yemen gerek beş dakika içinde aşağıya gelmezsen ben seni sürükleyerek getiririm. "Dedi ve çıktı son söylediğine gülmeden edemedim.

Aklımı biraz topladıktan sonra ayağa kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açınca Kuzey'i gördüğüm için irkildim

"Bende seni sürüklemeye geliyordum." dedi ve güldü.

"Gerek yok yürüyebiliyorum." Aynı şekilde dalgaya vurarak güldüm.

"Aşağıda bizimkiler seni biraz tersleyebilirler. Cem yüzünden."

Haklılar.

"Ama korkma ben yanındayken bir şey yapamazlar. Ben yokken ne yaparsın bilemem artık."

"Haklılar. Boşver ne yaparlarsa yapsınlar, hak ediyorum." Pişman olduğumu belli eden bir yüz ifadesi takındım ve kafamı eğdim.

"Emin ol yapmalarını istemezsin." Dedi ve ardından merdivenlere doğru ilerledi. Arkasından yavaş adımlarla ilerledim.

Ust katta beş tane oda vardı. Birinde ben vardım ama diğerlerinin içerisini bilmiyorum. Alt kata ise göz gezdirdiğimde siyah koltuklarla döşenmiş bir köşe koltuklanın önünde televizyon ve koltukların ortasında bir sehpa vardı. Hemen oturma odası ile birleşik bir mutfak vardı. Beyaz dolaplar ve yine siyah bir masa vardı.

Kim döşediyse zevkli birisiymiş.

Çok vakit kaybetmeden masaya oturdum karşıma Kuzey, yanıma bir kız ve Kuzey'in yanına da iki erkek oturdu.

Bütün gözlerimin üzerinde olmasını söylemiş miydim?

Bir süre yemedim hepsi sessiz sessiz yemeğini yemeye koyuldu.

"Kaç gün sonra yiyceksin." Kuzey'in sorusuyla ona baktım

"Mantara alerjim var yersem nefes alamayacak duruma geliyorum." Dedim. Mantar çorbası yapmışlardı, Şansıma

Erkeklerden bin O zaman her gün mantar çorbası yemeye hazır olun. "Dedi sevinçle ellerini çırparak Şaka felan yapıyordu her halde.

Kuzey dişlerini sıkarak "Yağız diyerek onu uyardı. Yağız olduğunu öğrendiğim kişide omuz silkerek çorbasını içmeye devam etti.

İşim büyük ihtimal biraz zor, çünkü şuanda etrafımda dört tane benden nefret eden seri katil var. Kefenim mümkünse siyah olsun.

"Ee tanışın isterseniz bir."

"İsmimi bilmem yeterli. Yağız." Kuzey Yağız'a göz devirdiğinde yanımdaki kıza baktı.

"Ben Asya, genellikle şu adamları dizginlemekle meşgulüm. Yani en zor iş benim."

"Yaa ne demezsin, cinayet işlemek çok kolay sanki."

"Tekrar kavga etmeye başlamazsanız sevinirim." Kuzey bıkmış şekilde söylediğine göre Yağız ile Asya anlaşamıyordu.

"Bende tanıtayım. Adım Yiğit, genellikle buradaki görevim insanların kaza yapmalarını sağlamak. Silahlarla aram iyi olduğu için."

Başımla hepsini onayladım. "Kendimi tanıtmama gerek var mı."

"Tanıt, ben merak ediyorum." Yağız'ın sadece gıcıklık olsun diye söylediğine emindim ama neyse.

"Adım Mavi, 20 yaşındayım veterinerlik fakültesinde okuyorum."

"Kendini tedavi edebiliyor musun bari, akıldan noksansın da?" Ve yine Yağız. Sinirlerimi bozuyor.

Kuzey Yağız'a sanki dövmek ister gibi bir bakışı vardı. "Kıza laf sokup durma istersen. Sonuçta belkide bizi seçicek ve ömür boyu ona katlanmak zorundasın. Kendini alıştırsan iyi edersin."

"Nasıl bizi seçicek, onu öldürecektik hani?"

"Karar değiştirdim. Ona iki seçenek sundum ya ölüm yada bizimle iş birliği. Hangisini seçerse, ona bir hafta süre verdim sizde kendinizi alıştırın."

"Bize sormadan nasıl böyle bir şey yapabiliyorsun Allah aşkına? Bu grupta bizde varız farkındasın değil mi? Bizede danışman gerekirdi. Eğer bu kız bizi seçerse artık ben yokum ona göre." Beni istememekte haklı...

"Aslında gayet iyi bir şey. Eğer bu kadar cinayet işlemeye meraklı bir kızsa bir işimize yarasın." Yiğit'in söylediğiyle Yağız bir anda ayağa kalktı.

"İkimizde kafayı yemişsiniz. Asya bari sen istemediğini söyle." Yalvarır gibi söylediği söze yanıt alamadı.

"Tamam o zaman, herkes aynı fikirde."

"Ben sizinle aynı fikirde değilim!" Parmağıyla beni işaret ederek. "Bu kız ölecek yoksa bu grupta artık bir Yağız olmaz!"

Konuşmasını bitirdikten sonra merdivenlere ilerledi ve yukardan kapı çarpma sesi geldi. "Tirip mi attı şimdi bu bize?" Kuzey'in gülerek söylediği şey ortamın havasını dağıtmak içindi bence ama ben hâlâ gerginim.

"Sanmam çok ciddiydi." Asya bana bakarak konuşmaya devam etti. "Eminim ilerde alışacaktır biraz zaman tanı. Bizimde soğuk yaptığımıza bakma acımız taze umarım bizde alışırı." Konuşmak istemediğim için başımı saklamakla yetindim.

Kuzey ayağa kalkıp dolaba yöneldi ve bir yumurta çıkarıp kırdı. "Açlıktan bayılma diye yapıyorum." Evet üç gündür bir şey yemiyorum bence iyi gelir. "Ve mümkünse Yağız'ın yaptığı şeyleri yeme mazallah zehir felan atar uğraştırma." O kadar ileri gider mi ya?

Diğerleri yemeklerini yedikten sonra koltuklara geçtiler ve telefonlarıyla ilgilenmeye başladılar.

Önüme yumurta konduğu zaman bakışlarım Kuzey'e döndü. "Okula gitmeme izin verecek misin peki?" Sorduğum soruyla ilk önce biraz düşündü. "Seçimine bağlı bir hafta burdan dışarı çıkamazsın ama bizi seçersen gözetimim altında ne yaparsan yap. Merak etme aynı sınıftayız bir haftadan bir şey olmaz eğer istersen çalıştırırım da." Bir katile göre fazla iyi niyetli biri. "Teşekkürler." Cevap vermedi.

Karşıma oturup yemeğini yemeye devam etti. Bende yedikten sonra en başta kaldığım odaya gittim. Ve evet insan belirtileri lavabo ihtiyacı geldi. Çok güzel hangi oda kim bilir. Bir evde bu kadar oda olmamalı ya. Her hangi bir odaya girsem birinin odası çıkabilir ve sormakta istemiyorum. Asya hangi odada acaba?

Odadan çıkıp merdivenlerden inmeye başladım. Umarım aşağıdadır. İner inmez içeriye baktığımda Asya yerine Yağız vardı. Gözgöze geldiğimizde gerçekten korkmuştum. Benden nefret eden kişiyle başbaşayım, ne kadar da mükemmel bir şans ama. Bir tek bende olur bu şans.

"Ee Asya'ya bakmıştım da nerede?"

"Odasında." Odası nerede be adam onu soruyorum, demedim tabiikide.

"Odası nerede?" Çenesiyle bir kapıyı işaret etti ve o yöne baktığımda "Teşekkürler." Dedim. İnsan cevap verir ama bu insan olmadığı için vermedi.

Odaya doğru ilerledim ve kapıyı çaldım. Asya "Gel!" dediğinde içeriye girdim. Oturduğu yerden hafif doğrularak "Bir sorun mu var." Dediğinde başımla onayladım.

"Hastayım, hem lavabonun yerini sorucaktım ve bir de ped rica edicektim. Belki sende vardır." Başıyla onayladı ve ayağa kalkıp dolaptan bir tane ped çıkarıp uzattı.

"Lavabo üst katta hemen merdivenlerin sağ tarafında kalan kapı." Dediğinde başımla onayladım ve "Teşekkürler." Dedim.

"Önemli değil." Deyip yerine geri oturdu.

Pedi eşofmanımın cebine koyup odadan çıktım. Merdivenlere yöneldiğimde ismimin seslenmesiyle durdum.

"Mavi."

Yağız'a dönüp, "Efendim?" diyerek konuşmasını bekledim.

"Sana fazla sert çıkıştım, özür dilerim." Mahcup bir ifadeyle konuştuktan sonra gülümsedim.

"Önemli değil haklısın zaten." Diyerek özrünü kabul ettim.oda bana gülümseyerek tekrar telefonuna döndü.

Bende yukarı kata çıkıp kendimi lavaboya attım.

İşimi hallettikten sonra aynadan kendime baktım. Berbat görünüyordum. Çünkü bir haftadır Melek'in acısını çekiyordum, üstüne bir de kasız yere öldürdüğüm Cem'in vicdan azabı eklenmişti. Şimdide düşünmem gereken iki seçenek vardı. İkiside ölüm gibiydi. Zaten birini seçsem gerçek ölümü yaşayacaktım, diğerini seçsem Melek'e ihanet ediyormuş düşüncesi beni salmayacaktı.

Çok arada kalıyorum ve düşünmek beni çok yoruyor şimdiden böyle hissediyorum.

Bana verilen bir haftayı tamamen doldurcaktım. Çünkü, eğer onları tanırsam ve iyi anlaşırsam belki onları seçebilirdim.

Yada kaçabilirdim. Zor olsada denerdim.

Ama asla ölümü seçemezdim çünkü öbür dünyada nasıl acısını çekecektim ki. Katlanamam.

Kapı tıklatıldığı zaman daha fazla aynanın önünde zamanımı harcamank istemedim ve kapıyı açtım. Kuzey'di.

"Çıkıyordum bende." Dedim bve başını salladı. Ben çıktıktan sonra arkamdan o girdi ve kapıyı kapattı. Odama girip biraz uyumam gerekiyordu. Vücudum ağrımaya başlamıştı, dayak yemiş gibi hissediyorum.

✿

Bir hafta sonra;

Sabah son bir haftada ki gibi kabustan sıçrayarak uyandım. Bir haftadır gördüğüm bkabuskar beni rahatsız etmeye başlamıştı artık ama kabusların çoğu zaten bugün yapacağım seçim olduğu için büyük ihtimal hepsinden kurtulacaktım.

Hızlıca yataktan çıktım ve elimi yüzümü yıkamak için lavaboya gittim. Bugün büyük gün. Seçim zamanı.

Kaçma işi şuan için askıya alındı. Çünkü bu seri kattillerin beni bulması sadece yarım saati, ve eğer kaçmaya kalkarsam ve beni bulurlarsa ya beni öldürürler yada sevdiklerimi öldürürlerdi. Bunu göze alamazdım.

Seçimim belli zaten. Onları seçmek zorundaydım.

Asya ile iyi anlaşmaya başlamıstık bile. Yiğit sırf benim için yemek görevini Yağız'dan almıştı hatta. Yağız bana bulaşmamaya başlamıştı iyi anlaşamasakta yavaş yavaş alışacaktık, yani umarım.

Kuzey ise isteğim üzerine bana bir hafta boyunca işlediğimiz bütün konuları bana anlatmıştı. Yani arayı hiç açmamıştım. Hocayada benim adıma mesaj atarak bir hafta izin almıştı.

Kapım tıklatılınca "Gel!" Diye seslendim.

Kuzey içeri girip arkasından kapıyı kapattı. Yatağa doğru gelip odadaki sandalyeyi tam karşıma koyup oturdu.

"Bir hafta doldu. Ne seçtin Mavi? Ölüm mü? Biz mi?"

"Ölmek istemiyorum. Bu yüzden sizi seçtim." Dediğimde başıyla onayladı. "Doğru seçimi yaptın bence emin ol mutlu olucaksın." Dedi ve odadan çıkmak için ayağa kalktı. "Arkadaşlarım iled de konuşabilecek miyim?" Diye sorduğumda ilk önce yüzüme baktı ve sonra kalktığı yere tekrar oturdu.

"Konuşabileceksin ama bir şartla," dediğinde nefesimi tutarak konuşmasını bekledim.

Umarım zor bir şey değildir. "Seni kaçırmadığımı, aksine Melek'i niye öldürdüğümüzü öğrenmek için geldim diyeceksin. Bana kanıt verdiklerinde onlara inandım diyeceksin. Ve bizden biri olduğunu söylemeyeceksin. Özgürsün ama kimseye birşey anlatmayıp, gün sonunda bu eve gelmen şartı ile." Dedi. Tamam kolay şeyler bunlar. "Kabul mü?" "Kabül. Artık telefonumun kısıtlamasını kaldırır mısın?" Diye sorduğumda güldü ve telefonumu yataktan alıp biraz uğraştıktan sonra tekrar bana verdi.

Herşey tekrar düzeldiğinde telefonuma kavuşmanın heyacanı vardı üzerimde. Şükürler olsun canım telefonum! Kavuştuk!

"Yemek için gelirsin oyalanma."

"Tamam." Dedim ve odadan ayrıldı. Bende hiç vakit kaybetmeden Poyraz'ı aradım. Bir kaç kez çaldıktan sonra telefon açıldı.

"Alo?" Endişeli sesini duyduğumda kendimi sıkmam gerekti.

Hayır şuan ağlayamazsın Mavi.

"Alo, Poyraz."

"Mavi! Mavi sensin değil mi yanlış duymuyorum. Yine bir rüya değil değil mi?" Sesi ağlamaklı çıkıyordu ben de ağlamak üzereydim.

"Evet benim Poyaraz." Diyerek kısa bir yanıt verdim. Orkun ve Ege'ye seslenerek benim aradığımı söyledi.

Poyaraz'a bin bir türlü yalan söyleyerek işin içinden sıyrıldım. Neden aramadığımı sorduğunda da, telefonum kırılmıştı demek zorunda kaldım. Poyraz'dan çok fazla azar işitmiştim. Tek başıma nesne gittiğimi felan sormuştu. Ama geçiştirmiştim. Onlar şuan beni şehir dışında önemli bir ders için gitti olarak biliyorlardı.

Ağlamama fırsat kalmadan Kuzey beni yemek için çağırdı.

Sofraya oturduğumda yüzüm beş karış olduğu için hepsinin gözü yine üzerimdeydi.

"Bir sorun mu var?" Asya'nın sorusuyla ona doğru döndüm. "Hayır, yani arkadaşlarımla konuştum o yüzden."

"Ne dedin? Umarım ifşamızı çıkarmamışsındır." Yiğit'in sorusunu cevaplamak üzere ağzımı aralamıştım ki Kuzey lafa atladı.

"Telefon konuşmalarını duyabiliyorum." Dedi ve önüne dönüm yemeğini yemeye devam etti. Hepsi rahatlamış gibi derin bir nefes bırakıp yemeklerine döndüler.

Ben hiç oyalanmadan yemeğimi yedim ve odama çekildim. Belki bir saat belkide birkaç saat ağladıktan sonra farkında olmadan uyuya kalmıştım.

✿

Uzun süre sonra kesintisiz bir uyku çekmiştim bu yüzden kendimi çok iyi hissediyordum.

Hafif doğrularak saate baktım 09.34'ü gösteriyordu. Fazla uyumuşum ve hiç biri beni uyandırmamıştın. Neyse iyi ki uyandırmamışlar.

Hızlıca yattığım yerden doğruldum. Eğer Kuzey izin verirse, ki büyük ihtimal izin verir, Poyraz'gil ile buluşacaktım. Onları çok özlediğim için heyecanlıydım.

Lavaboya gidip işlerimi hallettikten sonra direk Kuzey'in odasına ilerledim. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde ders çalışıyordu.

Zeki çocuk.

Arkasını dönüm "Çok erken uyandın ya, biraz daha uyusaydın." diyerek dalga geçti ve güldü. "Bir haftadır diken üstünde uyuyorum ve kabus görmekten hiç uyuyamıyordum." Diyerek kısaca açıkladım. "Uyku ilacı işe yaramış desene." Dediğinde kaşlarımı çattım. Uyku ilacı çmemiştim. Sanki beni duyuyormuş gibi "Yemeğin içine uyku ilacı koydum. Uzun süredir düzgün uyuyamadığın belli oluyordu." Dedi ve anlamış oldum. O yüzden nasıl uyuduğumu hatırlamıyordum.

Hızlıca konuya giriş yaptım çünkü daha fazla uzatmak istemiyordum.

"Ben bugün merkeze inebilir miyim?" Diye sorduğumda "Neden?" Diyerek soruma soruyla cevap verdi. "Hem Poyraz'gil ile buluşmak istiyorum, hemde sizin arabalar ile idare edemem o yüzden motorumu olmak istiyorum." Diyerek kısaca özetledim.

Motoruma bile binmeyi özlemiştim. Eskiden gel hayelimdi büyük bir motorumun olması. Hayellerimde 19 yaşımda kavuşmuştum.

"Tamam. Merkeze ben seni bırakırım. He birde telefonunu yanından ayırmayacaksın." Dediğinde anlamadığım için "Neden ki?" Diye sordum. "Telefonunda ses cihazı var. Bizi seçmiş olabilirsin ama ne yapacağın belli olmaz diye ayırma yanından." Bir de ses cihazı eksikti, güzel. "Anladım. Zaten ayırmıyorum." Dediğimde başıyla onayladı. "Hadi hazırlan o zaman bekliyorum." Dediğinde başımla onaylayıp odama gittim.

Sonunda dışarı çıkıcam, Poyraz'gili görücem ve motoruma binebilicem!

Hızlıca üzerimi giyindim ve Asya'nın benim için aldığı makyaj malzemeleri kullanarak makyajımıda yaptıktan sonra hazırdım.

Hemen Kuzey'in yanına gidip hazır olduğumu söyledim ve merkeze doğru yola çıktık.

Merkeze geldiğimizde beni burda bırakabileceğini söyledim. Yolu bilmediğim içinde dönüş yolu için bana konum atmıştı.

Eve doğru yürümeye başladım. Bir saatlik yolu yürüyerek gitmek istiyordum. Dışarıyı özledim.

Eve vardığımda kapıyı çaldım. Poyraz açmıştı.

Bir anda "Mavi!" Diyerek üzerime atılmasıyla neredeyse düşecektik. "Ee Poyraz nefes alabilir miyim izninle?" Dediğimde beni bıraktı. Orkun da arkadan gelip sıkıca sarıldı. İlk defa Orkun'u bu kadar durgun görüyordum. Heyecanlı halinden eser yoktu. Efe'de Poyraz gibi beni boğacak şekilde sarıldıktan sonra içeri geçtik biraz sohbet ettik. Genellikle okul dedikoduları felan konuşuyorduk. Kuzey'gilin konusu hiç açılmıyordu. Geliba boşuna hüzünlenmemek için konuşmuyorlardı.

Melek'in öldürdüğü kişiyi dün telefonda kısaca anlatmıştım. Başta inanmamışlardı ama kamera kayıtlarını onlara attığımda inanmışlardı.

Yine Poyraz'a 'Okul yurdunda kalıcam siz erkek erkeğe burda kalın hem benim orda arkadaşlarım var.' yalanı ile evden ayrıldım. Motoruma bir kaç eşyamı almayıda ihmal etmedim. Motor'umu tam çalıştıracaktım ki bir anda silah patlaması ile irkildim.

Burası merkeze çok yakın bir yerdi ve silah atmak yasaktı. Her halde birisi içmiştir ve sarhoş kafayla yapıyordur diye çok takmamıştım. Motoru çalıştırdığımda bu sefer garajın kapısına ateş edildi.

Motordan inip dışarıya gizlice baktığımda silahlı kişiler vardı. Kim oldukları hakkında hiç bir fikrim yoktu.

Adamın biri olduğu yere bir kağıt koyup üstünede taş koydu. Kaşlarımı çatarak ne yaptıklarını izlemeye devam ettim. Kağıdı bıraktıktan sonra hepsi arabaya binip gittiler. Dört kişilerdi.

Araba ilerledikten sonra garajdan çıktım ve kağıdın olduğu yere gittim. Üstündeki taşı alıp kadıgı aldım. Okudukça daha kötü oluyordum ve nefesimin daraldığını hissediyordum.

Canım tehlikedeydi...

Bölüm sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.