İçeriğe geç

Katil AŞK

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Katil AŞK

Bölüm 9

Limandaki Gece Yarısı ve Kan Kokulu Rüzgar

Seul Limanı, fırtına sonrası çöken koyu bir sis tabakasıyla kaplıydı. Devasa paslı konteynerlerin arasından esen nemli deniz rüzgarı, yakındaki fabrikaların dumanına ve dipteki çürümüş yosun kokusuna karışıyordu. Liman lambalarının cılız sarı ışığı, ıslak betonda uzun, tehlikeli gölgeler yaratıyordu.

Taehyung, limana hakim olan yüksek bir konteyner bloğunun gölgesinde durmuş, elindeki dürbünle aşağıdaki ana depoyu inceliyordu. Üzerindeki uzun siyah deri kaban, rüzgarda hafifçe dalgalanıyordu. Yanında Jimin, arkalarında ise tepeden tırnağa silahsızlandırılmış en seçkin Geum-sa adamları vardı.

Ve birkaç adım geride, siyah bir kapüşonlu üst giymiş olan Jungkook duruyordu.

Jungkook’un elleri kabanının ceplerindeydi. Parmakları hâlâ titriyordu ama bakışlarında eski ürkeklikten eser yoktu. Taehyung’un dünyasına bir kez adım atmıştı ve geriye dönüş olmadığını biliyordu.

"Baek-ho klanının lideri Choi Jung-hoon içeride," dedi Jimin alçak bir sesle. "Ana sevkiyat kapısının önünde en az otuz ağır silahlı adam var. İçerideki kutlama kafalarını bulandırmış olmalı ama güvenlik önlemleri hâlâ sıkı."

Taehyung dürbünü indirip Jimin’e döndü. "Plan açık. B-bloktan içeri sızıp elektrikleri keseceksiniz. Karanlık çöktüğü an temizlik başlayacak. Kimse sağ kalmayacak."

Taehyung, adamlarına işareti verdikten sonra arkasını döndü ve Jungkook’un yanına yürüdü. Sol eliyle Jungkook’un çenesini hafifçe kavrayarak yüzünü kendine doğru kaldırdı. Sisi yaran o kapkara gözlerinde, Jungkook’a özel olan o saklı sıcaklık belirdi.

"Jimin’in adamlarından iki kişi senin yanında kalacak," dedi Taehyung, sesi boğuk ve baskındı. "Bu konteynerin arkasından bir adım bile atmayacaksın ressam. Anlaşıldı mı?"

Jungkook, Taehyung’un elini tutup göğsüne doğru bastırdı. "Dikkatli ol," diye fısıldadı. "Bana verdiğin sözü unutma. Bana geri döneceksin."

Taehyung’un dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Eğilip Jungkook’un dudaklarına kısa ama yakıcı bir öpücük kondurdu. "Senin olduğum yeri unutmam," dedi ve silahını çekerek karanlığın içine doğru gözden kayboldu.

On dakika sonra limandaki devasa spot ışıkları birer birer karardı. Bütün bölge zifiri karanlığa büründü.

Hemen ardından karanlığın içinden patlayan ilk mermi sesleri yükseldi. Otomatik silahların gürültüsü, yankılanan bağırışlar ve konteynerlere çarpan kovan sesleri geceyi yırttı. Seul yeraltı dünyasının en kanlı hesaplaşması başlamıştı.

Jungkook, saklandığı konteynerin arkasında yüreği ağzında bekliyordu. Yanındaki iki koruma silahlarını hazır tutarak etrafı tarıyordu. Ancak çatışma ana depoya doğru kaydıkça dışarıdaki silah sesleri seyrelmeye başladı.

Derken, Jungkook’un dikkatini sol taraftaki vinç gölgesi çekti.

Sisin ve karanlığın içinden beliren iki siluet gördü. Adamlar depodan kaçmaya çalışmıyordu; aksine depoya giden ana koridoru yukarıdan gören devasa bir yük vincinin merdivenlerine tırmanıyorlardı. Adamlardan birinin elinde uzun namlulu, dürbünlü bir keskin nişancı tüfeği vardı.

Jungkook’un kanı dondu.

O keskin nişancı, Taehyung’un depoya giriş yaptığı açıyı tam tepeden görüyordu! Taehyung karanlıkta ilerlerken, yukarıdaki nişancı için açık bir hedef haline gelecekti.

"Hey!" diye fısıldadı Jungkook yanındaki korumaya. "Yukarı bakın! Vinçte nişancı var!"

Koruma kafasını kaldırdığı an, vincin üzerindeki adam susturuculu silahıyla aşağı ateş etti. Korumalardan biri tam alnından vurularak yere yığıldı. Diğer koruma silahını doğrulttu ama o da omzundan vurularak yere düştü.

Jungkook tek başına kalmıştı.

Zaman yavaşladı. Zihninde tek bir düşünce yankılandı: Taehyung ölecek.

Jungkook hiç düşünmeden vurulan korumanın elinden düşen tabancayı kaptı. Hayatı boyunca eline sadece fırça almış olan o eller, artık bir silahı gözünü kırpmadan tutuyordu. Karanlığın ve sisin koruması altına sığınarak vincin altındaki kontrol kulübesine doğru koştu.

Vincin tepesindeki nişancı, dürbününü aşağıdaki deponun kapısına doğrultmuştu. Taehyung, elinde iki silahla depodan çıkan son Baek-ho adamlarını etkisiz hale getiriyordu. Nişancının parmağı tetiğe gitmek üzereydi; lazer noktası Taehyung’un sırtındaki yılan dövmesinin tam üzerine, kalbinin hizasına odaklandı.

Jungkook vincin altındaki merdivenlerin başına ulaştı. Soluk soluğaydı. Silahı iki eliyle kavradı, yukarıya doğru doğrulttu.

Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve zihnindeki ressamı tamamen susturdu.

Tık. Puff!

Mermi vincin metal zeminine çarparak sekmedi; nişancının omzunu delip geçti. Vincin tepesindeki adam acı bir çığlıkla dengesini kaybetti, elindeki ağır keskin nişancı tüfeği on metre yüksekten aşağı düşerek betona çakıldı ve parçalandı.

Aşağıdaki gürültüyü ve mermi sesini duyan Taehyung hızla kafasını yukarı kaldırdı.

Vincin dibinde, elinde dumanı tüten bir tabancayla duran Jungkook’u gördü.

Taehyung’un gözleri şaşkınlık ve ardı arkası kesilmeyen bir hayranlıkla açıldı. Ressam, bir kez daha onun hayatını kurtarmıştı.

Taehyung tek bir saniye bile kaybetmeden öne fırladı. Vincin üzerindeki diğer adam aşağı ateş etmeye çalışırken, Taehyung merdivenleri üçer beşer tırmandı ve adamı boğazından yakaladığı gibi vincin kenarından aşağı fırlattı.

Her şey birkaç saniye içinde bitti. Baek-ho klanı tamamen yok edilmiş, liman Geum-sa’nın kontrolüne geçmişti.

Taehyung merdivenlerden indi. Üzeri kan ve barut lekesi içindeydi. Jungkook’a doğru yürüdü. Jungkook silahı yere düşürdü, bacaklarındaki tüm güç çekilmiş gibi sendeleyerek geriledi.

Taehyung fırlayıp Jungkook’u belinden yakaladı ve göğsüne bastırdı.

"Sana saklanmanı söylemiştim," dedi Taehyung. Sesi öfkeyle değil, derin bir titremeyle doluydu. "Sana orada kalmanı söylemiştim ressam!"

Jungkook yüzünü Taehyung’un kan kokan gömleğine gömdü. "Seni vuralacaklardı... İzleyemezdim Taehyung. Seni kaybetmeyi izleyemezdim."

Taehyung, Jungkook’un yüzünü ellerinin arasına aldı. Gözlerinin içine baktı. Bu masum genç adam, onun uğruna kendi ellerini kana bulamayı, bir avcıya dönüşmeyi kabul etmişti. Taehyung, Jungkook’un patlayan dudağının kenarını, gözlerini ve ardından dudaklarını tutkuyla öptü. Limanın buz gibi rüzgarında, etraflarını saran cesetlerin ve kanın ortasında birbirlerine sarıldılar.

"Artık kaçışın yok," dedi Taehyung, dudakları Jungkook’un tenine değerlen. "Sen benim kaderimsin Jeon Jungkook."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.